Asgari Ücrette Artış Enflasyonu Yükseltir mi?

Makroekonomi · Ücret Politikası

Asgari Ücrette Artış Enflasyonu Yükseltir mi?

Enflasyonun sebebi asgari ücret artışları değil. Etkilerinin sorumlusu da artışlar değil.
Çözüm yolları ve öneriler

petrolandeco.com  ·  Eylül 2026

Bu yazının üç iddiası var. Asgari ücret artışı enflasyonu bir miktar yükseltir, ama enflasyonun sebebi değildir. Bu etki, alınabilecek tedbirlerle ihmal edilebilir düzeye indirilebilir. Asıl sorun ise artışın büyüklüğü değil, istisna olması gereken bir ücretin Türkiye’de normal ücret hâline gelmiş olmasıdır.

Kısa cevap

Evet, yükseltir. Bu, tartışmaya açık bir kanaat değil, ölçülmüş bir büyüklüktür. Merkez Bankası’nın 2023 yılında yayımladığı tahminlere göre asgari ücretteki yüzde 1’lik nominal artış, tüketici enflasyonunu bir yıllık dönemde 0,08 ile 0,12 puan aralığında yükseltiyor.

Asıl mesele bu katsayının ne anlama geldiğidir. 2026 yılında asgari ücret yüzde 27 artırıldı. Aynı katsayıyla hesaplandığında bu artışın yıllık enflasyona katkısı 2,2 ile 3,2 puan arasında çıkıyor. Ağustos 2026 itibarıyla yıllık tüketici enflasyonu ise yüzde 31,51 düzeyindeydi. Yani en yüksek tahmin bile, yaşanan enflasyonun yaklaşık yüzde 10’unu açıklıyor. Geri kalan 28 puanlık bölümün asgari ücretle hiçbir ilgisi yok.

Grafik 1
Ağustos 2026 yıllık enflasyonu nereden geliyor (puan)
Asgari ücrete
atfedilebilen
3,2
Diğer bütün
kaynaklar
28,3
Toplam 31,51 puan. Asgari ücret payı, katsayının üst sınırı olan 0,12 kullanılarak hesaplanmıştır; alt sınırla 2,2 puana iner.

Bu tablo tersinden de okunabilir ve okunmalıdır. Asgari ücretin enflasyona etkisinin bu kadar konuşulmasının nedeni, etkinin büyüklüğü değil, enflasyonun kendisinin yüksekliğidir. Yıllık enflasyonun yüzde 3 olduğu bir ülkede aynı katsayı, kimsenin fark etmeyeceği bir gürültü üretir. Yüzde 30’un üzerinde bir enflasyonda ise her ücret ayarlaması büyük görünür, çünkü ayarlamanın kendisi de büyük olmak zorundadır. Asgari ücret yüksek enflasyonun sebebi değil, yüksek enflasyonun taşıyıcısıdır.

Sebep asgari ücret olsaydı

Bir savı test etmenin en basit yolu, doğru olsaydı ne görmemiz gerektiğini sormaktır. Asgari ücret artışı enflasyonun sebebi olsaydı, büyük artışların yapıldığı yıllarda enflasyonun yükselmesi, küçük artışların yapıldığı yıllarda düşmesi gerekirdi. Türkiye’nin son 6 yıllık verisi bunun tam tersini gösteriyor.

Yıl Ocak artışı Yıl başı enflasyon Yıl sonu enflasyon Değişim
2021%21,6%14,60%36,08+21,5 puan
2022%50,5%36,08%64,27+28,2 puan
2023%54,7%64,27%64,77+0,5 puan
2024%49,1%64,77%44,38-20,4 puan
2025%30,0%44,38%30,89-13,5 puan
2026%27,0%30,89%31,51+0,6 puan

2026 satırındaki yıl sonu değeri Ağustos ayı yıllık enflasyonudur. 2022 ve 2023 yıllarında Temmuz aylarında ikinci bir artış daha yapılmıştır.

Tabloyu iki uçtan okumak yeterli. Son 6 yılın en düşük artışı 2021 yılında yapıldı; asgari ücret yüzde 21,6 arttı ve enflasyon aynı yıl 14,60’tan 36,08’e, yani 21,5 puan yükseldi. Bu artışın asgari ücrete atfedilebilecek kısmı en yüksek katsayıyla 2,6 puandır. Yani 2021’deki enflasyon sıçramasının yüzde 88’inin kaynağı başka yerdedir ve bu kaynağın ne olduğu bilinmektedir: aynı yıl yaşanan kur şoku. Buna karşılık son 6 yılın en büyük artışlarının yapıldığı 2023 ve 2024 yıllarında enflasyon önce yatay kaldı, sonra 20,4 puan düştü.

Buna bir de son 4 yılın reel tablosu ekleniyor. Uygulanan artışlar bir önceki yılın gerçekleşen enflasyonuna göre 2023’te yüzde 5,9, 2024’te yüzde 9,5, 2025’te yüzde 9,9 ve 2026’da yüzde 3,0 oranında reel gerileme üretti. Asgari ücret 4 yıl üst üste alım gücü kaybederken enflasyon 30’un altına inmedi. Ücretler enflasyonun motoru olsaydı, motorun yavaşladığı bu dönemde aracın da yavaşlaması gerekirdi.

Peki sebep neyse o nedir. Enflasyonun kaynağı ücret değil, para ve fiyatlama koşullarıdır: parasal duruş, kredi genişlemesi, kur hareketi, kamu maliyesinin duruşu, yönetilen fiyat kararları ve bütün bunların beslediği beklentiler. Ücret bu zincirin başında değil, ortasında durur. Bir taşıyıcıdır ve iyi bir taşıyıcıdır, çünkü Türkiye’de asgari ücret çok geniş bir kitleyi kapsar. Ama taşıdığı şeyi kendisi üretmez. Nitekim Avrupa Merkez Bankası’nın hesaplamalarına göre 2022 ve 2023 yıllarında Avro Bölgesi’ndeki iç fiyat baskısının yarısı ya da fazlası ücretlerden değil, birim kârlardan geliyordu. Aynı dönemde Uluslararası Para Fonu’nun 1960’lı yıllara uzanan verisiyle yapılan çalışma, ücret ve fiyatların birlikte hızlandığı 79 dönemden yalnızca dörtte birinin kalıcı bir enflasyon hızlanmasıyla sonuçlandığını gösterdi. Ücret artışı ile sarmal aynı şey değildir.

Asıl sorun: istisna olması gereken ücret kural oldu

Asgari ücret, tanımı gereği bir istisnadır. Ücret dağılımının en alt ucunda duran, deneyimsiz ya da düşük vasıflı küçük bir grubu piyasanın altına düşmekten koruyan bir tabandır. Avrupa Birliği’nde bu tanım hâlâ geçerlidir; çalışanların yaklaşık yüzde 4’ü asgari ücret civarında bir gelir elde eder. Almanya ulusal asgari ücrete geçtiği 2015 yılında doğrudan etkilenen istihdam payı yüzde 11,4 idi ve bu oran o dönemde yüksek sayılıyordu.

Türkiye’de asgari ücret bir istisna olmaktan çoktan çıktı. Hanehalkı işgücü verilerine dayanan hesaplamalara göre ücretle çalışanların 8 milyon 359 bini, yani yüzde 46,7’si asgari ücret ve altında bir gelirle çalışıyor. Asgari ücretin yüzde 10 fazlasına kadar olan bandı da eklendiğinde özel sektör işçileri içindeki pay yüzde 53,2’ye, yüzde 20 fazlasına kadar olan bant eklendiğinde ise 11,2 milyon kişiyle yüzde 62,5’e çıkıyor. Asgari ücretin iki katından fazla kazananlar yalnızca yüzde 12,7’lik bir azınlık.

Grafik 2
Asgari ücret civarında çalışanların payı (yüzde)
Türkiye, yüzde 20
fazlasına kadar
62,5
Türkiye, yüzde 10
fazlasına kadar
53,2
Türkiye, asgari
ücret ve altı
46,7
Almanya, 2015
girişinde etkilenen
11,4
Avrupa Birliği
ortalaması
4
Ölçek 0 ile 65 arası. Türkiye rakamları ücretle çalışanlar içindeki payı, karşılaştırma rakamları toplam istihdam içindeki payı gösterir.

Bu daralmanın hızı ayrı bir hikâyedir. Türkiye’de ortalama ücret 2000 yılında asgari ücretin 4,17 katıydı. 2012 yılında 2,25 katına, 2022 yılında 1,56 katına indi. 22 yılda ortalama ile taban arasındaki mesafe yüzde 62,6 daraldı. Asgari ücretin ortanca ücrete oranını gösteren Kaitz oranında Türkiye 2022 yılında yüzde 65 ile Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne üye Avrupa ülkeleri arasında ikinci sıradaydı.

Sonuç şu: Türkiye’de asgari ücret bir taban değil, bütün ücret dağılımının çapasıdır. Bir tabanı yükselttiğinizde yalnızca tabana yakın olanların maliyeti değişir. Bir çapayı oynattığınızda bütün gemi yer değiştirir. İşte geçişkenlik katsayısının Türkiye’de neden bu kadar yüksek çıktığının cevabı budur. Uluslararası yazında bulunan en yüksek geçişkenlik değerleri, asgari ücretin bir yılda ikiye katlandığı Macaristan gibi uç vakalardan gelirken, Türkiye sıradan bir yıllık ayarlamayla aynı bandı üretiyor. Fark artışın büyüklüğünde değil, kapsamındadır.

Burada sık yapılan bir karıştırmayı düzeltmek gerekiyor. Asgari ücretin Türkiye’nin kendi ücret dağılımına göre yüksek olduğu doğrudur. Uluslararası ölçekte yüksek olduğu ise yanlıştır. Avrupa İstatistik Ofisi verilerine göre Türkiye’de brüt asgari ücretin euro karşılığı 1 Temmuz 2026 itibarıyla 621 euro düzeyindeydi ve bu tutar, Romanya’nın 825, Polonya’nın 1.119 ve Litvanya’nın 1.153 euroluk seviyelerinin çok altındaydı. Türkiye karşılaştırmadaki ülkeler arasında sondan ikinci sıradaydı. Oysa Ocak 2001’de Türkiye’de brüt asgari ücret 224 euro ile Polonya, Macaristan, Çekya, Romanya ve Bulgaristan’ın hepsinin üzerindeydi. 25 yılda sıralama tersine döndü. Türkiye’nin sorunu ücretin pahalı olması değil, ücretin ülke içindeki her şeyin ölçüsü hâline gelmesidir.

Ocak ayında tam olarak ne oluyor

Asgari ücretin fiyatlara etkisi en net Ocak aylarında görülür. Asgari ücretin yüzde 21,6 artırıldığı 2021 Ocak ayında aylık enflasyon yüzde 1,68 idi. Artışın yüzde 50,5’e çıktığı 2022 Ocak ayında yüzde 11,10 oldu. Sonraki yıllarda artış oranı düştükçe Ocak enflasyonu da düzenli biçimde geriledi: 2023’te yüzde 6,65, 2024’te yüzde 6,70, 2025’te yüzde 5,03 ve 2026’da yüzde 4,84.

Grafik 3
Ocak ayında uygulanan asgari ücret artışı (yüzde)
2021
21,6
2022
50,5
2023
54,7
2024
49,1
2025
30,0
2026
27,0
Ölçek 0 ile 55 arası.
Grafik 4
Aynı yılların Ocak ayı aylık enflasyonu (yüzde)
2021
1,68
2022
11,10
2023
6,65
2024
6,70
2025
5,03
2026
4,84
Ölçek 0 ile 11,5 arası.

Ancak bu iki grafiği yan yana koyup doğrudan bir nedensellik okumak yanlış olur, çünkü Ocak ayında değişen tek şey asgari ücret değildir. Vergiler, harçlar, yönetilen fiyatlar, sigorta tarifeleri ve yıllık sözleşmelerin büyük bölümü aynı ay içinde yenilenir. Dahası bu ay, ekonominin gelir tarafının tamamının yeniden belirlendiği aydır. Sosyal güvenlik verilerine göre gelir ya da aylık alan emekli ve hak sahibi sayısı 16 milyon 973 bin, çalışan memur sayısı 3 milyon 672 bin, asgari ücret araştırmasının kapsadığı ücretli sayısı ise yaklaşık 17,9 milyon. Toplamda 38,5 milyon kişinin geliri her yıl aynı kısa pencerede yeniden belirleniyor. Bu, ülke nüfusunun yaklaşık yarısıdır.

Buradaki asıl zarar maliyet değil, eşzamanlılıktır. Bir esnaf fiyatını belirlerken yalnızca kendi işçilik maliyetine bakmaz, müşterisinin gelirinin ne olacağına da bakar. Emekli aylıklarının, memur maaşlarının, asgari ücretin ve kamu tarifelerinin aynı hafta içinde açıklandığı bir ülkede maliyet beklentisi ile talep beklentisi birbirini doğrular. Herkesin aynı anda fiyat gözden geçirdiği bir odak noktası oluşur ve bu nokta, kendi maliyet mekaniğinden bağımsız olarak yaşamaya devam eder.

Veri sorunu: elden ücret

Buraya kadar kullanılan bütün oranların altında sessiz bir varsayım yatıyor: bordroda yazan tutarın gerçekten ödenen ücret olduğu. Türkiye’de bu varsayım kısmen yanlıştır ve bunu açıkça söylemek gerekir.

Birinci olgu eksik bildirimdir. Çalışanın gerçek ücreti asgari ücretin belirgin biçimde üzerindeyken bordronun asgari ücretten düzenlenmesi ve farkın elden ödenmesi. Bu uygulamanın nedeni ideolojik değil aritmetiktir: 2026 yılında brüt asgari ücret 33.030 lira, çalışanın eline geçen net tutar 28.075,50 lira, işverenin aylık maliyeti ise imalat dışı sektörlerde 40.214,03 liradır. Aradaki 12.138,53 liralık fark, toplam maliyetin yüzde 30,2’sine karşılık gelir. Bu büyüklükte bir yük, tabandan bildirim yapma teşvikini kendisi üretir.

Burada kısa bir not gerekiyor. Asgari ücret 2022 yılından bu yana gelir vergisinden ve damga vergisinden istisnadır; yani asgari ücretliden vergi kesilmez. Dolayısıyla yukarıdaki 12.138,53 liralık takozun tamamı sigorta primlerinden oluşur. Vergi istisnası ise hesaplanan vergiden indirim biçiminde uygulandığı için, asgari ücretin biraz üzerinde kazananların yıl içinde üst vergi dilimine geçmesini engellemez ve bu da yıl ortasında yeni zam talebi doğurur.

Eksik bildirimin enflasyon açısından sonucu sezgiye aykırıdır. 2026 artışını iki çalışan üzerinden düşünelim. Ücreti tam bildirilen bir asgari ücretlide işverenin maliyeti 9.332,49 lira arttı ve bunun 5.970,83 lirası çalışanın cebine girdi. Gerçek ücreti daha yüksek olup asgari ücretten bildirilen bir çalışanda ise bildirilen net tutar yükseldiği için elden ödenen kısım aynı oranda küçüldü, çalışanın eline geçen toplam değişmedi, ama işverenin prim yükü yine arttı. Bu durumda işverene binen ilave maliyet 3.361,66 liradır ve karşılığında ne alım gücü ne talep artışı vardır. Yani ücret artışının bir bölümü, kimsenin cebine girmeden doğrudan maliyete yazılıyor.

İkinci olgu sahte sigortalılıktır. Fiilen çalışmayan kişilerin, çoğunlukla emeklilik için gereken prim gününü tamamlamak amacıyla sigortalı gösterilmesi. Bu artık tahmin alanı değil: Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 2026 yılının Mart ayındaki açıklamasına göre 2021 ile 2025 arasındaki denetimlerde 560.540 kişi sahte sigortalı olarak tespit edildi, 12.209 kişinin emekliliği iptal edildi ve yalnızca 2025 yılında tespit edilen sahte sigortalı sayısı 185.561 oldu. Bu kişiler ne üretimde ne talepte yer alıyor, yalnızca istatistikte görünüyorlar.

Üçüncü olgu ise kayıt dışı çalışmanın kendisidir. Tarım dışı sektörlerde son bir yılın ortalama kayıt dışı istihdam oranı yüzde 15,7 düzeyinde ve bu kesimde asgari ücretin koruyuculuğu neredeyse yok. 2024 yılı mikro verisine dayanan hesaplamalara göre kayıt dışı çalışanların yüzde 40’ı asgari ücretin yaklaşık yarısı ve altında bir ücret alıyor; kayıt dışı çalışan kadınların yüzde 90’dan fazlası asgari ücret ve altında bir ücretle çalışıyor. Bütün bunların toplamı şudur: Türkiye asgari ücretin etkisini, kısmen bozuk bir veriyle tartışıyor. Politika tartışmasının en somut eksiği, bordro kaydı ile hane beyanının eşleştirildiği ve eksik bildirimin büyüklüğünün ölçüldüğü kamuya açık bir çalışmadır.

Yapılması gerekenler

Asgari ücret artışının enflasyon etkisi bir doğa yasası değildir. Artışın kime, ne zaman, hangi biçimde ve hangi kuralla verildiğine göre büyür ya da küçülür. Aşağıdaki 9 başlık, bu etkiyi ihmal edilebilir düzeye indirmek için birlikte uygulanması gereken bir bütündür. İlk 6’sı etkiyi küçültür, son 3’ü sorunun kaynağını ortadan kaldırır.

1. Artış bir formüle bağlanmalı

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün ücret belirleme veri tabanında Türkiye, artırma kuralı sütununda “formül yok” kategorisinde yer alıyor. Bu kuralsızlık her Aralık ayında bir belirsizlik yaratıyor; firmalar ve ücretliler kararı önceden hesaplayamadıkları için ihtiyatlı davranıp fiyatlarını ve taleplerini yukarıdan kuruyorlar. Formül üç bileşenden oluşmalı: hedeflenen enflasyon, verimlilik ya da kişi başına gelir artışının belirli bir oranı ve önceki dönemin tahmin sapmasının otomatik düzeltilmesi. Kural önceden ilan edildiğinde karar sürpriz olmaktan çıkar; sürpriz olmayan bir karar odak noktası etkisi üretmez.

2. Telafi mekanizması kurulmalı

Türkiye 2024 yılından beri artışı beklenen enflasyona bağlıyor. Teoride doğru olan bu yöntem uygulamada çöktü, çünkü tahminler tutmadı. 2026 yılı için Şubat ayında yüzde 18 olarak açıklanan yıl sonu tahmini, Mayıs ayında yüzde 26’ya, Ağustos ayında yüzde 28’e yükseltildi. 2026 asgari ücreti ise yılın başındaki tahmine göre belirlenmişti. Sonuç, tahmin hatasının tamamının ücretliye fatura edilmesidir. Çözüm, ileriye dönük endekslemeden vazgeçmek değil, ona bir telafi kolu eklemektir: gerçekleşme tahmini aştığında fark bir sonraki dönemde otomatik olarak eklenmelidir. Fransa’da fiyatlar son ayarlamadan bu yana yüzde 2 arttığı anda otomatik güncelleme devreye girer. Telafi mekanizması olduğunu bilen ücret tarafı, bugün risk primi talep etmez; talep edilen artış küçülür, enflasyon etkisi de küçülür.

3. Artış yıla yayılmalı

Yılda bir kez ve tek seferde yapılan ayarlama, yüksek enflasyonda hem ücretli hem enflasyon açısından en kötü seçenektir. Ücretli açısından kötüdür çünkü yıl içinde alım gücü sürekli erir. Enflasyon açısından kötüdür çünkü bütün ayarlamayı tek bir aya sıkıştırır. Aynı toplam artışı yılda 2 ya da 4 dilimde vermek maliyet etkisini değiştirmez, ama odak noktası etkisini dağıtır. Hollanda asgari ücreti yılda iki kez günceller, Belçika’da endeksleme eşiğe bağlı olarak yıl içinde herhangi bir zamanda devreye girer.

4. Gelir takvimi dağıtılmalı

Aynı mantık asgari ücretin dışındaki bütün ayarlamalar için de geçerlidir. Emekli aylıkları, memur katsayıları, yönetilen fiyatlar, vergiler ve harçlar farklı aylara dağıtılmalı ve bu takvim yıl başında ilan edilmelidir. 2026 yılının Nisan ayında konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar grubunun tek ayda yüzde 7,99 artması, bu tür ayarlamaların ne kadar büyük sıçramalar üretebildiğini gösteriyor. Bunların ücret ayıyla çakışması, iki şoku birbirinin doğrulaması hâline getirir.

5. Vergi ve prim takozu daraltılmalı

Net ücreti yükseltmenin, işveren maliyetini hiç değiştirmeyen ve dolayısıyla fiyat yaratmayan bir yolu vardır. İşçiden kesilen sigorta priminin bir bölümünün bütçeden karşılanması, çalışanın eline geçen tutarı doğrudan yükseltir. 2026 parametreleriyle 5 puanlık bir devir, brüt ücret üzerinden 1.651,50 liraya karşılık gelir ve net asgari ücreti yüzde 5,9 artırır. İşverenin maliyeti bir kuruş bile değişmez. Bu yolun bedeli bütçededir; asgari ücret komşuluğundaki 9,5 milyon çalışan için kaba bir hesapla yıllık maliyet 188 milyar lira civarındadır. Ancak bu büyüklük Türkiye için yeni değildir: işverenlere sağlanan sigorta prim desteği 2010 yılında 3,8 milyar lira iken 2024 yılında 267,8 milyar liraya ulaşmıştır. Kritik nokta şudur: talep kanalı para politikasıyla dengelenebilir, maliyet kanalı ise doğrudan fiyata yazılır ve geri alınması çok daha pahalıdır.

6. Endeksleme zincirleri kesilmeli

Asgari ücret Türkiye’de yalnızca bir maliyet değil, bir referans fiyattır. Kamu İhale Kanunu çerçevesindeki hizmet alımlarında asgari ücret artışı fiyat farkı olarak yükleniciye otomatik ödenir ve şartnamelerde ücretler çoğu zaman brüt asgari ücretin belirli bir yüzde fazlası olarak tanımlanır. Yani kamunun satın aldığı temizlik, güvenlik, yemek ve taşıma hizmetlerinin işçilik bileşeni mevzuatla asgari ücrete bağlanmıştır. Aynı bağlantı özel sektörde eğitim, özel sağlık ve çeşitli tarifelerde de yaygın. Bu zincirler kesilmeli, idari tarifelerde asgari ücret çarpanı kullanımı azaltılmalı ve endeksleme referansları oynaklığı düşük göstergelere kaydırılmalıdır. Belçika’nın tütün, alkol ve akaryakıtı dışarıda bırakan sağlık endeksi bu yaklaşımın örneğidir.

7. Asgari ücret saat üzerinden belirlenmeli

Türkiye’de saatlik asgari ücret rakamı zaten yayımlanıyor, 2026 için brüt 146,80 lira. Ancak bu yasal taban değil, aylık tutardan türetilmiş bir sonuç ve türetme yöntemi kısmi süreli çalışan aleyhine işliyor. Saatlik tutar, aylık brüt 33.030 liranın 225’e bölünmesiyle bulunuyor; oysa haftalık 45 saatlik yasal azami süre yıl ortalamasında ayda 195 fiili çalışma saatine karşılık geliyor ve bu bölene göre saat karşılığı 169,38 lira çıkıyor. Yani saat ücretiyle çalışan biri, tam zamanlı bir asgari ücretlinin fiili saat karşılığından yüzde 13,3 daha az alıyor.

Saatlik tabanın asıl gerekçesi ise bundan büyüktür. Haftada 15 saatlik işgücüne ihtiyacı olan bir işletmenin aylık taban sisteminde iki seçeneği vardır: ya 30 gün üzerinden tam bildirim yapıp kullanmadığı emeğin maliyetine katlanacak, ya da işi hiç kayda geçirmeyecektir. Sistem, küçük ve düzensiz emek ihtiyacını kayıt dışına itiyor. Saatlik taban, yasal maliyeti fiilen kullanılan saatle orantılı hâle getirerek kayıt dışının maliyet avantajını ortadan kaldırır ve prim tabanı, oranlar yükseltilmeden genişler. Hollanda 1 Ocak 2024’te yasal aylık, haftalık ve günlük asgari ücreti tümüyle kaldırdı ve yerine tek tip yasal saatlik asgari ücret getirdi. Geçişin koşulu vardır ve saklanmamalıdır: saatlik taban, asgari süre bildirimi, çalışma programının önceden duyurulması ve son anda iptal edilen vardiyalar için karşılık ödenmesi kurallarıyla birlikte kurgulanmalıdır.

8. Kısmi süreli çalışma teşvik edilmeli

Türkiye’nin işgücü piyasasındaki en büyük kayıp işsizlik oranında değil katılım oranındadır. Temmuz 2026 verilerine göre istihdam oranı yüzde 48,3, kadınlarda yüzde 31,4 ve atıl işgücü oranı yüzde 30,6. Aynı ülkede çalışanların yüzde 28,1’i haftada 49 saat ve üzerinde çalışıyor; Avrupa Birliği’nde bu oran yüzde 7,4. Türkiye çalışanını aşırı çalıştırırken, çalışabilecek nüfusun yarısından fazlasını hiç çalıştırmıyor. Kısmi süreli istihdamın payı Türkiye’de yüzde 9,5 iken Avrupa Birliği ortalaması yüzde 19, Hollanda’da yüzde 46,8. Hollanda’da çalışan kadınların yüzde 74’ü kısmi süreli çalışıyor ve o ülkenin yüksek kadın istihdamının açıklaması budur.

Mevcut mevzuat kısmi süreli çalışmayı ihmal etmiyor, cezalandırıyor. Ay içinde belirli bir gün sayısının altında çalışan sigortalılar, eksik günlerine ait genel sağlık sigortası primini 30 güne tamamlamak zorunda. Yani az çalışan kişi, çalışmadığı günler için kendi cebinden prim ödüyor. İlk adım yeni bir teşvik icat etmek değil, bu cezayı kaldırmaktır. Enflasyon bağlantısı da nettir: hane gelirini yükseltmenin iki yolu vardır, bir saatlik emeğin fiyatını yükseltmek ya da satılan saat sayısını artırmak. Birincisi bütün işverenlerin maliyetini aynı anda yükseltir ve fiyata yansır. İkincisi hiçbir işverenin birim maliyetini yükseltmez, üretimi ve prim tabanını büyütür. Bir hanede ikinci bir kişinin haftada 20 saat çalışmaya başlaması, o haneye asgari ücretteki 10 puanlık bir artıştan çok daha fazlasını kazandırır ve fiyatlara hiçbir baskı yapmaz.

9. İkinci işte izin şartı kaldırılmalı

Türkiye’de ikinci bir işte çalışmayı yasaklayan kanun hükmü yok. Yargı kararlarında da mesai dışında başka bir işte çalışmanın tek başına haklı fesih sebebi olmadığı, çalışma hakkını sınırsız kısıtlayan sözleşme hükümlerinin kural olarak geçersiz sayıldığı belirtiliyor. Buna rağmen uygulamada sözleşmelere yaygın biçimde ikinci iş yasağı konuluyor ve çalışanın karşısında sürekli bir fesih riski duruyor. Buna bir de haftalık 45 saatlik yasal tavan ekleniyor; tam süreli çalışan bir işçi hukuken ikinci bir işe giremiyor. Sonuç şu: tam zamanlı bir asgari ücretlinin ek gelir elde etmesinin kayıtlı hiçbir yolu yok. Haftada 49 saat ve üzerinde çalışanların yüzde 28,1 olduğu bir ülkede bu, ikinci işin yok olduğu değil kayıt dışına taşındığı anlamına gelir.

Yapılması gereken üç adımdır. Sözleşmelere konulan genel nitelikli ikinci iş yasağı ve izin şartı kanunla açıkça geçersiz sayılmalı; bugün ancak dava açarak varılan sonuç mevzuata yazılmalıdır. Birden fazla işyerinden bildirim yapılan çalışanlarda haftalık süre tavanı tek işyeri esasından toplam fiili süre esasına geçirilmelidir. İşverene bildirim yükümlülüğü ise yalnızca kümülatif çalışma süresinin can güvenliği yarattığı alanlarda korunmalıdır: hava ve kara yolu taşımacılığı, sağlık hizmetleri, yer altı madenciliği ve özel güvenlik gibi işler. Bu sektörlerde sınırlama bir özgürlük kısıtı değil, üçüncü kişilerin hayatını koruyan bir dinlenme kuralıdır. Diğer bütün işlerde çalışanın mesai dışındaki zamanı işvereni ilgilendiren bir konu olmaktan çıkmalıdır. Bunun ücret pazarlığına etkisi de büyüktür: hanenin ikinci bir gelir kanalı yasal olarak açıldığında, tek bir ücret kaleminin taşıması gereken yük hafifler ve aynı hane refahına daha düşük bir nominal artışla ulaşılır.

Tedbir Neyi kapatır Bedeli Etki süresi
1. FormülBelirsizlik primiSiyasi esneklik kaybı2 ile 3 yıl
2. TelafiRisk primi ve birikmiş talepGecikmeli bütçe yükü1 yıl
3. Yıla yaymaOdak noktası etkisiİdari yükAynı yıl
4. Takvim dağıtımıEşzamanlı şok birikimiNeredeyse sıfırAynı yıl
5. Takoz indirimiMaliyet itilimiYüksek bütçe maliyetiAnında
6. Endeksleme kesmeOtomatik geçişkenlikDüşük1 ile 2 yıl
7. Saatlik tabanKayıt dışının maliyet avantajıMevzuat değişikliği2 ile 4 yıl
8. Kısmi süreli çalışmaTek gelire bağımlılıkSağlık primi düzenlemesi2 ile 4 yıl
9. İkinci iş serbestisiKayıt dışı ek gelirMevzuat değişikliği1 ile 3 yıl

Etki süresi, tedbirin enflasyon üzerindeki etkisinin belirginleşmesi için gereken yaklaşık süredir.

Asgari ücreti yeniden istisna yapmak

Yukarıdaki 9 tedbir etkiyi küçültür. Sorunun kendisini ise tek bir şey ortadan kaldırır: asgari ücretin yeniden bir istisna hâline gelmesi. Bunun yolu ücreti bastırmaktan değil, asgari ücretin üzerinde çalışan bir ücret belirleme mekanizması kurmaktan geçiyor.

Türkiye’de toplu iş sözleşmesi kapsamı yüzde 10,2 düzeyinde. Aynı oran İtalya’da yüzde 100, Fransa’da yüzde 98, İspanya’da yüzde 91. Avrupa Birliği’nin Yeterli Asgari Ücret Yönergesi, toplu pazarlık kapsamının yüzde 80 eşiğinin altında olduğu her üye devlete ulusal eylem planı hazırlama yükümlülüğü getiriyor. Türkiye’de toplu sözleşme kapsamındaki işçilerin aylık ortalama brüt ücreti kapsam dışındakilerden yüzde 39,5 daha yüksek; sosyal haklar dahil edildiğinde fark yüzde 54’e çıkıyor.

Bunun enflasyon açısından anlamı doğrudandır. Kapsam genişledikçe ücret artışları tek bir ay yerine yılın farklı aylarına, tek bir orandan farklı oranlara dağılır. Aynı toplam reel ücret artışı ekonomiye eşzamanlı bir şok olarak değil, sektörlere yayılmış çok sayıda küçük ayarlama olarak girer. Hollanda’da 1982 yılında işveren örgütleri ile sendikalar arasında varılan uzlaşmanın içeriği tam olarak buydu: ücret artışlarının sınırlanması karşılığında çalışma sürelerinin kısaltılması ve kısmi süreli istihdamın yaygınlaştırılması. Bugün o ülkenin kısmi süreli istihdam oranının Avrupa’nın en yükseği olması ve 2024 yılında yasal saatlik asgari ücrete geçebilmesi, o uzlaşmayla açılan yolun devamıdır.

Türkiye’de böyle bir uzlaşmanın önündeki engel niyet değil, muhatapsızlıktır. Ücretlilerin yarısı adına taahhüt verebilecek bir taraf yok. Türkiye’nin 1978 ve 1999 yıllarındaki mutabakat denemelerinin başarısız olmasının nedeni de kısmen budur. Bu yüzden toplu pazarlık kapsamının genişletilmesi, sayılan araçlar arasında yalnızca en yavaş etki edeni değil, diğerlerinin de önkoşuludur. Kural yazmak, takvimi bölmek ve takozu daraltmak bir hükümet kararıyla mümkündür; ama bir uzlaşma, karşısında oturacak birini gerektirir.

Kural nasıl yazılır

Türkiye’de komisyonun yapısı üzerine yürüyen tartışma çoğu zaman yanlış soruyu soruyor. Belirleyici olan komisyonun bileşimi değil, artırma kuralıdır. Kuralı olmayan ülkelerde komisyon ne kadar temsil edici olursa olsun karar siyasi bir pazarlıkla belirlenir. Kuralı olan ülkelerde komisyonun işlevi teknik bir hesaplama organına iner ve karar tahmin edilebilir hâle gelir.

Ülke Artırma kuralı Sıklık
FransaFiyat endeksine otomatik endeksleme ve hükümetin ek payıYılda bir, fiyatlar yüzde 2 artınca ek güncelleme
BelçikaTütün, alkol ve akaryakıtın dışlandığı sağlık endeksiEşik aşıldıkça
HollandaToplu sözleşmeli ücret sepetindeki artışa endekslemeYılda iki kez
PolonyaTahmini enflasyon, ortalama ücretin yarısının altındaysa büyümenin üçte ikisi eklenirYılda bir
SlovakyaOrtalama nominal ücretin yüzde 57 ile 60’ıYılda bir
Kosta RikaBeklenen enflasyon ile büyüme oranının toplamıYılda bir
TürkiyeFormül yok, hükümetin takdiriUygulamada yılda bir

Avrupa Birliği’nin yeterlilik ölçütü, brüt ortanca ücretin yüzde 60’ı ve brüt ortalama ücretin yüzde 50’sidir.

2027 için sayılar

2026 net asgari ücreti olan 28.075,50 liradan hareketle dört senaryo ve bunların Merkez Bankası katsayısıyla hesaplanmış enflasyon karşılıkları aşağıdaki gibidir. Bu bir tahmin değil, bir büyüklük sınamasıdır; katsayı 2023 yılı verileriyle üretilmiştir.

Senaryo Net ücret (TL) Yıllık enflasyon etkisi Anlamı
%20 artış33.690,601,6 – 2,4 puanBeşinci yıl reel kayıp
%25 artış35.094,382,0 – 3,0 puanSınırlı reel kayıp
%28 artış35.936,642,2 – 3,4 puanYıl sonu tahmini kadar
%33,2 artış37.388,302,7 – 4,0 puanAğustos açlık sınırı düzeyi

Tablodaki veriler bilgilendirme amaçlıdır, yatırım tavsiyesi değildir.

Tablonun okunma biçimi kritik. Ağustos 2026 itibarıyla net asgari ücret, 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı olarak hesaplanan 37.388,30 liranın yüzde 24,9 altında. Bu sınıra ulaşmak yüzde 33,2’lik bir artış gerektiriyor ve karşılığı 2,7 ile 4,0 puanlık bir enflasyon katkısı. İlk bakışta dezenflasyon hedefini bozacak bir büyüklük. Oysa aynı artışın 5 puanlık bölümü işçi priminin bütçeye devriyle karşılansa, brüt ücret üzerinden yansıyan kısım yüzde 27 civarına iner ve katkı 2,2 ile 3,3 puana geriler. Artışın Ocak ve Temmuz aylarına bölünmesi ise yıllık toplamı korurken ilk çeyrekteki yığılmayı yarıya indirir. Yani 4 puanlık bir enflasyon maliyetini 2 puana çekmek, ücreti düşürmeyi değil, aynı ücreti farklı bir mimariyle vermeyi gerektiriyor.

Ne yapılmamalı

Her tartışmada gündeme gelen üç yaklaşım vardır ve üçü de sorunu çözmek yerine öteler. Birincisi bölgesel asgari ücrettir. Bu öneri Türkiye için yeni değil, denenmiş ve terk edilmiştir; asgari ücret 1967 ile 1974 arasında bölge esasına göre belirlendi, 1974 yılında ulusal ve tek tip uygulamaya geçildi. İşgücü hareketliliğinin yüksek, bölgeler arası gelir farkının zaten büyük olduğu bir ülkede bölgesel ayrım, düşük ücretli bölgelerde tabanın daha da aşağı çekilmesi anlamına gelir ve enflasyon açısından hiçbir şey kazandırmaz, çünkü sorun ücretin düzeyi değil kapsamının genişliğidir.

İkincisi fiyat denetimi ve idari baskıdır. Maliyet gerçekse fiyat baskısı yok olmaz; ürün kalitesinde, gramajda, stok davranışında ve kayıt dışılıkta yeniden ortaya çıkar. Bastırılan bir fiyat, ortadan kalkmış bir fiyat değildir.

Üçüncüsü ve en yaygını, dezenflasyonun faturasını sistematik olarak ücretliye kesmektir. Kısa vadede işe yarar ve nitekim son 4 yılda yaradı. Ama sürdürülebilir değildir çünkü üç sınırla karşılaşır. Geçim sınırı: net asgari ücret açlık sınırının yüzde 24,9 altında. Talep sınırı: harcama eğilimi en yüksek kesimin reel gelirinin sürekli düşmesi iç talebi aşındırır. Güvenilirlik sınırı: aynı kaybın üst üste yaşandığı her yıl, bir sonraki yılın ücret talebini ve fiyatlama davranışını sertleştirir. Ücretin reel olarak eritilmesi bir dezenflasyon stratejisi değil, dezenflasyonun ertelenmiş maliyetidir.

Sonuç

Asgari ücret artışı enflasyonu yükseltir. Ama 2026 yılında yaşanan yüzde 31,51’lik enflasyonun en fazla 3,2 puanını açıklar. Geri kalan 28 puanın kaynağı başka yerdedir ve asgari ücreti bastırmak o 28 puana dokunmaz.

Bu 3,2 puanlık etki de sabit değildir. Kurala bağlanmış, yıla yayılmış, takozdan kısmen karşılanmış ve endeksleme zincirleri kesilmiş bir artış, aynı reel geliri çok daha düşük bir fiyat maliyetiyle verir. Türkiye’nin asgari ücret tartışmasında eksik olan şey cömertlik ya da ihtiyat değil, mimaridir.

Asıl sorun ise başka. Asgari ücret bir istisna olmalıydı; Türkiye’de kural hâline geldi. Ücretlilerin yarısının tek bir idari kararla belirlendiği bir ülkede o karar, ne kadar dikkatli verilirse verilsin, bir makro şok olmak zorundadır. Asgari ücreti yeniden istisna yapmadan, etkisini yönetmenin ötesine geçilemez.

Teknik Ek

Konuyu Detaylı İncelemek İsteyenler İçin Açıklamalar

Yazının ana gövdesi, asgari ücret ile enflasyon arasındaki ilişkiyi mümkün olan en sade biçimde anlatmayı amaçlıyordu. Bu ek bölüm ise konuyu daha derinden incelemek isteyenler için hazırlandı. Ölçüm yöntemlerini, uluslararası ampirik yazının bulgularını, aktarım kanallarının teknik ayrıştırmasını, Türkiye tahminlerinin dayanaklarını, veri kısıtlarını ve tartışmanın hâlâ açık kalan sorularını ele alıyor. Ana metni okuyup geçmek isteyenler için gerekli değildir; konuyla profesyonel olarak ilgilenenler için ise ana metinden daha yararlı olabilir.

1. Geçişkenlik nedir ve nasıl ölçülür

Ana metinde sık kullanılan geçişkenlik kavramı, iktisat yazınında fiyat esnekliği olarak tanımlanır ve asgari ücretteki yüzde 1’lik bir artışın fiyatları yüzde kaç değiştirdiğini ölçer. Bu esneklik 0,10 olarak bulunmuşsa, asgari ücretteki yüzde 10’luk bir artış fiyat düzeyini yüzde 1 yükseltiyor demektir. Kavram basit görünür, ancak ölçülmesi hiç kolay değildir ve bunun üç ayrı nedeni vardır.

Birinci zorluk, karşı olgusal durumun bilinmemesidir. Asgari ücret arttıktan sonra fiyatların yükseldiğini gözlemlemek, artışın fiyatları yükselttiğini kanıtlamaz; artış yapılmasaydı fiyatların ne olacağını bilmiyoruz. Bu yüzden ciddi çalışmalar, artıştan etkilenen bir grup ile etkilenmeyen bir karşılaştırma grubu bulmaya çalışır. Amerika Birleşik Devletleri’nde eyaletler arası asgari ücret farklılıkları bu yüzden değerli bir laboratuvardır; komşu iki eyaletin sınır ilçeleri neredeyse aynı ekonomik koşulları paylaşır ama farklı asgari ücretlere tabidir. Türkiye’de ulusal ve tek tip bir asgari ücret uygulandığı için böyle bir karşılaştırma grubu doğal olarak yoktur. Bu, Türkiye tahminlerinin neden uluslararası tahminlerden daha kırılgan olduğunun temel nedenidir.

İkinci zorluk içsellik sorunudur. Asgari ücret kararı ekonominin gidişatından bağımsız verilmez; enflasyon yükseldiğinde artış oranı da yükselir. Bu durumda ikisi arasında bulunan istatistiksel ilişkinin hangi yöne aktığı belirsizleşir. Yıllık toplulaştırılmış verilerle yapılan çalışmaların birbiriyle çelişen sonuçlar vermesinin başlıca sebebi budur. Bu sorunu aşmanın yolu, kararın ekonomik koşullardan görece bağımsız verildiği dönemleri ya da sektörel maruziyet farklarını kullanmaktır.

Üçüncü zorluk toplulaştırma sorunudur. Bir restoran zincirinin fiyatlarındaki değişimi ölçmek görece kolaydır; genel tüketici enflasyonuna etkisini ölçmek çok daha zordur, çünkü aradaki yolda talep etkileri, ikame davranışları, ticarete konu ürünlerin dizginleyici etkisi ve para politikasının tepkisi devreye girer. Mağaza düzeyinde bulunan güçlü bir fiyat etkisi, ekonominin geneline yansıdığında büyük ölçüde seyrelir. Bu yüzden mikro çalışmalardan çıkan esneklikler, makro çalışmalardan çıkanlardan sistematik olarak yüksektir ve bu iki rakam doğrudan karşılaştırılmamalıdır.

Bu üç zorluk göz önüne alındığında, yazında kullanılan başlıca yöntemler şunlardır. Fark içinde fark yöntemi, etkilenen ve etkilenmeyen grupların artış öncesi ve sonrası fiyat değişimlerini karşılaştırır. Olay çalışması yöntemi, artış tarihi etrafında dar bir pencerede fiyat davranışını izler ve geçişin hızını ölçmeye yarar. Mağaza düzeyi tarama verisiyle yapılan çalışmalar, ürün bazında fiyat değiştirme sıklığını ve büyüklüğünü ayrı ayrı gözlemler; asgari ücret artışının fiyatları ne kadar değiştirdiği kadar, ne sıklıkla değiştirdiğini de gösterdiği için özellikle değerlidir. Girdi-çıktı yaklaşımı ise sektörlerin birbirine olan maliyet bağlantılarını kullanarak dolaylı etkileri de hesaba katar ve genellikle doğrudan yöntemlerden daha yüksek toplam etki bulur.

2. Uluslararası ampirik yazın

Konuya ilişkin uluslararası yazın 30 yılı aşkın bir birikime sahip ve bulgular şaşırtıcı ölçüde dar bir aralıkta toplanıyor. Aşağıda başlıca çalışmalar, bulguları ve bu bulguların hangi koşullar altında üretildiği veriliyor.

Makro düzeydeki en güncel referans, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü üyesi 29 ülkeyi 2021 ile 2024 arasındaki senkronize enflasyon dalgası boyunca inceleyen ve 2026 yılında yayımlanan çalışmadır. Bulgu şu: asgari ücretteki yüzde 10’luk bir artış, genel tüketici fiyatlarını 5 aylık bir dönemde yüzde 0,3 yükseltiyor. Bu, 0,03 düzeyinde bir esnekliğe karşılık geliyor ve etkinin gıda fiyatlarında yoğunlaştığı belirtiliyor. Bu rakamın önemi, dönemin özelliğinden geliyor: 2021 ile 2024 arası, enerji ve gıda şoklarının küresel ölçekte fiyatları yukarı ittiği, yani geçişkenliğin maksimum olmasının beklendiği bir dönemdi. Buna rağmen makro esneklik 0,03’te kaldı.

Mikro düzeyde tablo farklıdır. Amerika Birleşik Devletleri’nde restoran fiyatları üzerine yapılan mağaza düzeyi çalışmalar 0,07 civarında bir esneklik veriyor; asgari ücretli çalışan yoğunluğu yüksek olan işletmelerde bu değer 0,15’e kadar çıkıyor. Aradaki fark tesadüf değildir ve maruziyet kavramının önemini gösterir: aynı yasal artış, işgücü maliyeti payı yüksek bir işletmeyi düşük olandan iki kat fazla etkiler. Fransa’da restoran fiyatları üzerine yapılan çalışma ise geçişin zamanlamasına odaklanır ve fiyatların tam olarak ayarlanmasının 12 aydan uzun sürdüğünü gösterir. Bu bulgu, yıllık esneklik ile çeyreklik esneklik arasındaki farkın neden bu kadar büyük olduğunu açıklar ve Merkez Bankası’nın Türkiye için verdiği iki ayrı katsayının mantığını da anlaşılır kılar.

Yazının en çok atıf alan vakası Macaristan’ın 2001 yılında asgari ücreti iki katına çıkarmasıdır. Firma düzeyi verilerle yapılan inceleme, 4 yıllık dönemde fiyatların yüzde 7 ile yüzde 14 arasında arttığını, yani 0,07 ile 0,14 arasında bir esneklik oluştuğunu bulmuştur. Aynı çalışmanın iki yan bulgusu da en az bu kadar önemlidir. Birincisi, maliyet artışının yaklaşık yüzde 75’i tüketiciye yansımış, kalanı firmalarca emilmiştir; yani en uç vakada bile geçiş tam değildir. İkincisi, ticarete konu olmayan ürünlerin fiyatları, uluslararası rekabete açık ürünlerden belirgin biçimde daha fazla yükselmiştir. Bu, geçişkenliğin bir maliyet mekaniği kadar bir piyasa yapısı sonucu olduğunu gösteren en temiz kanıttır.

Almanya’nın 2015 yılında ulusal asgari ücrete geçişi ise farklı bir açıdan öğreticidir. Uygulama, tüm işlerin yüzde 11,4’ünü doğrudan etkiledi ve bu oran Avrupa ölçeğinde yüksek sayılıyordu. Firma düzeyi çalışmalar, etkilenen işletmelerde fiyat değiştirme sıklığının belirgin biçimde arttığını, buna karşılık istihdam kaybının zayıf ve istatistiksel olarak anlamsız kaldığını buldu. Yani firmalar işçi çıkarmak yerine fiyat yükseltmeyi tercih ettiler. Bu bulgu, asgari ücret tartışmasının iki ayağının aslında bir bütün olduğunu gösterir: istihdam etkisinin düşük olması, fiyat etkisinin yüksek olmasının doğrudan sonucudur. Bir uyum kanalı kapandığında diğeri açılır.

Kaynak ve dönem Kapsam Fiyat esnekliği Not
29 OECD ülkesi, 2021 – 2024Genel tüketici fiyatları0,03Etki 5 ayda tamamlanıyor, gıdada yoğun
ABD restoranlarıTek sektör, mağaza düzeyi0,07Yüksek maruziyette 0,15’e çıkıyor
Macaristan, 2001Firma düzeyi, 4 yıl0,07 – 0,14Ücretin ikiye katlandığı uç vaka
Almanya, 2015Firma düzeyiAnlamlı, sıklık odaklıİstihdam etkisi zayıf, fiyat tepkisi güçlü
Fransa restoranlarıTek sektörZamanlama bulgusuTam geçiş 12 aydan uzun sürüyor
Türkiye, 2023 tahminiGenel, B endeksi0,08 – 0,12İlk çeyrekte 0,06 – 0,08

Mikro ve makro düzeydeki esneklikler doğrudan karşılaştırılamaz. Tablo, büyüklük mertebelerini göstermek amacıyla derlenmiştir.

Tablonun en dikkat çekici satırı sonuncusudur. Türkiye’nin makro düzeydeki tahmini olan 0,08 ile 0,12 aralığı, uluslararası makro tahmin olan 0,03’ün 3 ile 4 katıdır ve Macaristan’ın ücreti ikiye katladığı uç vakadan elde edilen mikro aralıkla neredeyse aynıdır. Bu, Türkiye’nin bir istisna olduğunu gösterir ve istisnanın nedeni artışın büyüklüğü değil, kapsamıdır. Uluslararası ortalamada asgari ücret istihdamın küçük bir bölümünü etkilerken Türkiye’de ücretle çalışanların yarısından fazlasını doğrudan ilgilendirir.

3. Türkiye tahmininin künyesi ve okunma biçimi

Ana metinde defalarca kullanılan 0,08 ile 0,12 aralığının kaynağı, Merkez Bankası’nın 2023 yılının üçüncü Enflasyon Raporu’nda yer alan değerlendirmedir. Bu rakamı doğru kullanabilmek için dört teknik ayrıntının bilinmesi gerekir.

Birincisi, tahmin manşet enflasyona değil, işlenmemiş gıda ile alkollü içecek ve tütün ürünleri dışında bırakılarak hesaplanan bir alt endekse ilişkindir. Bu tercih makuldür, çünkü işlenmemiş gıda hava koşullarına, alkol ve tütün ise vergi kararlarına bağlı olarak dalgalanır ve ücretle ilgisi olmayan gürültü üretir. Ancak sonuç, manşet enflasyona uygulandığında bir yaklaşım hatası taşır. Ana metindeki hesaplarda bu kısıt kabul edilmiş, tahmin manşet enflasyonla karşılaştırılmıştır; daha titiz bir hesap bu farkı ayrıca ele almalıdır.

İkincisi, iki ayrı katsayı verilmiştir ve bu ikisi farklı sorulara cevap verir. İlk çeyrek için 0,06 ile 0,08 aralığı, artışın hemen ardından gelen fiyat tepkisini ölçer. Bir yıllık dönem için 0,08 ile 0,12 aralığı ise ikinci tur etkileri, yani ücret artışının önce fiyata, sonra diğer ücretlere ve tekrar fiyata yansımasını kapsar. İkinci rakamın birinciden yüzde 50 daha büyük olması, etkinin yaklaşık üçte birinin ilk çeyrekten sonra ortaya çıktığını gösterir. Fransa restoran verisindeki 12 aylık geçiş süresi bulgusuyla bu tutarlıdır.

Üçüncüsü, aynı raporda yer alan ve bu tartışmada en az kullanılan bulgu şudur: asgari ücretteki 1 puanlık artış, ekonomi genelinde ortalama ücretleri 0,93 puan yükseltmektedir. Bu, yayılma etkisinin neredeyse tam olduğu anlamına gelir. Asgari ücret artışı yalnızca asgari ücretlilerin maliyetini değil, ücret dağılımının bütününü aynı oranda kaydırmaktadır. Ana metindeki çapa tespitinin sayısal karşılığı bu rakamdır ve muhtemelen Türkiye geçişkenlik katsayısının uluslararası ortalamanın 3 ile 4 katı çıkmasının doğrudan açıklamasıdır.

Dördüncüsü, tahminin uygulandığı bir örnek raporda yer almaktadır. Sektörel asgari ücret ağırlıkları dikkate alındığında, Temmuz 2023’te yapılan yüzde 34’lük artışın yıllık tüketici enflasyonuna olası katkısı 2,7 ile 4,1 puan olarak hesaplanmıştır. Bu, katsayının nasıl uygulanacağını gösteren resmî bir örnektir ve ana metindeki 2027 senaryo tablosu aynı yöntemi izler.

Katsayının en önemli sınırı ise tarihidir. 2023 yılı verileriyle üretilmiştir. O tarihten bu yana tüketici fiyat endeksinin sepet ağırlıkları değişti; hizmet grubunun endeks içindeki payı yüzde 38,4’e, mal grubunun payı yüzde 61,6’ya ulaştı. Hizmet grubunun ağırlığındaki artış, ücret geçişkenliğinin bugün 2023’tekinden daha yüksek olabileceğini düşündürür, çünkü hizmetler emek yoğundur ve ticarete kapalıdır. Buna karşılık dezenflasyon sürecinde talep koşullarının zayıflaması ve para politikasının sıkı kalması ters yönde işler. Katsayının bugünkü değeri ampirik olarak açık bir sorudur ve bu, Türkiye’nin ücret politikası tartışmasındaki en somut bilgi boşluğudur.

4. Aktarım kanallarının ayrıştırılması

Tek bir esneklik katsayısı, birbirinden çok farklı 5 mekanizmanın toplamını tek sayıya sıkıştırır. Politika tasarımı açısından bu kanalları ayırmak zorunludur, çünkü her biri farklı bir araca cevap verir.

Birinci kanal birim işgücü maliyetidir ve en doğrudan olanıdır. Birim işgücü maliyeti, bir birim çıktı üretmek için ödenen işgücü bedelidir; ortalama ücretin işgücü verimliliğine bölünmesiyle bulunur. Buradan çıkan sonuç kritiktir: ücret artışı verimlilik artışına eşitse birim maliyet değişmez ve fiyat baskısı doğmaz. Enflasyon üreten şey ücret artışının kendisi değil, ücret artışının verimlilik artışını aşan kısmıdır. Türkiye’de bu farkın son yıllarda büyük olmasının nedeni ise ücretlerin çok hızlı artması değil, verimliliğin çok yavaş artmasıdır. Nitekim Ocak 2025 tarihli bir tartışma tebliği, 1998 ile 2023 arasında reel net asgari ücretin çalışan başına düşen reel gayrisafi yurt içi hasıla ile uyumlu biçimde artamadığını, yani ücretin verimlilik artışının gerisinde kaldığını tespit etmektedir.

İkinci kanal kâr marjıdır ve genellikle atlanır. Bir maliyet artışının fiyata yansıması kaçınılmaz değildir; alternatifi marjdan karşılanmasıdır. Bu ayrımı ölçmenin standart yöntemi, gayrisafi yurt içi hasıla deflatörünü birim işgücü maliyeti, birim kâr ve birim vergi bileşenlerine ayırmaktır. Avrupa Merkez Bankası’nın bu ayrıştırması, 2022 ve 2023 yıllarında birim kârların deflatör artışının yaklaşık yarısını ya da daha fazlasını açıkladığını göstermiştir; aynı bileşenin 1999 ile 2019 arasındaki ortalama katkısı ise üçte birin biraz üzerindeydi. 2022 yılının son çeyreğinde birim kârlar yıllık bazda yüzde 9,4 artarken birim işgücü maliyetleri yüzde 4,7 artmıştı. Macaristan vakasındaki yüzde 75’lik yansıma oranı da aynı gerçeğin farklı bir ölçümüdür: maliyetin dörtte biri marjdan emilmiştir. Bu kanalın politika karşılığı rekabet politikasıdır ve Türkiye’de bu araç neredeyse hiç konuşulmaz.

Üçüncü kanal taleptir. Düşük gelir gruplarının marjinal tüketim eğilimi çok yüksektir; ek gelirin neredeyse tamamı harcamaya gider ve tasarrufa dönüşmez. Bu yüzden asgari ücret artışı, aynı büyüklükteki başka bir gelir artışından daha güçlü bir talep etkisi üretir. Talep kanalının önemli bir özelliği vardır: para politikasıyla dengelenebilir. Maliyet kanalı fiyata doğrudan yazılır ve geri alınması pahalıdır; talep kanalı ise faiz aracının doğal hedefidir. Ana metinde önerilen takoz indiriminin mantığı tam olarak buradan gelir. Aynı reel gelir artışını maliyet kanalı yerine bütçe ve talep kanalından vermek, para politikasının ele alabileceği bir soruna dönüştürmek demektir.

Dördüncü kanal beklenti ve odak noktası etkisidir. Fiyat belirleyiciler, maliyetleri henüz değişmemiş olsa bile asgari ücret kararını genel fiyat düzeyinin nereye gideceğine dair bir sinyal olarak okur. Bu kanalın ayırt edici özelliği, maliyet mekaniğinden bağımsız yaşayabilmesidir. Bir kuaförün ya da bir bakkalın işçilik maliyeti hiç değişmese bile, Ocak ayında herkesin fiyat gözden geçirdiğini bildiği için o da gözden geçirir. Bu kanalın politika karşılığı maliyet indirimi değil, takvim ve kural tasarımıdır; ana metindeki 1, 3 ve 4 numaralı tedbirler doğrudan bu kanalı hedefler.

Beşinci kanal kurumsal endekslemedir ve Türkiye’de en somut olanıdır. Kamu İhale Kanunu çerçevesindeki personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımlarında asgari ücret artışı, fiyat farkı olarak yükleniciye kanuni bir zorunlulukla ödenir. Şartnamelerde ücretler çoğu kez brüt asgari ücretin belirli bir yüzde fazlası olarak tanımlandığı için, kamunun satın aldığı temizlik, güvenlik, yemek, bakım ve taşıma hizmetlerinin işçilik bileşeninin tamamı asgari ücrete bağlanmıştır. Bu kanal bir davranış kalıbı değil, mevzuata yazılmış otomatik bir bağlantıdır ve ancak mevzuat değişikliğiyle gevşetilebilir.

Bir üst sınır hesabı
Merkez Bankası katsayısının makul olup olmadığını basit bir aritmetikle sınayabiliriz. İşgücü ödemelerinin toplam maliyet tabanı içindeki payına s, asgari ücret komşuluğundaki çalışanların ücret kütlesi içindeki payına m ve nominal artışa g dersek, tam geçiş varsayımı altında toplam maliyet tabanındaki artış s çarpı m çarpı g kadar olur. s değerini 0,35, m değerini 0,45 ve g değerini yüzde 27 alırsak sonuç 4,25 puan çıkar. Merkez Bankası’nın 2026 artışı için ima ettiği 2,2 ile 3,2 puanlık aralık, bu üst sınırın yüzde 51 ile 76’sına karşılık gelir. Yani resmî tahmin, tam geçiş varsayımının belirgin biçimde altında ancak Macaristan vakasında bulunan yüzde 75’lik yansıma oranıyla üst uçta örtüşmektedir. Bu, katsayının ne abartılı ne de fazla ihtiyatlı olduğunu gösteren bağımsız bir tutarlılık işaretidir. Hesap, açıkça belirtilen varsayımlara dayanan bir büyüklük sınamasıdır; bir tahmin değildir.

5. İstihdam yazını ve uyum marjları

Asgari ücret tartışmasının ikinci ayağı istihdamdır ve son 30 yılda bu alandaki hâkim görüş değişmiştir. Klasik rekabetçi işgücü piyasası modeli, emeğin fiyatı arttığında talebinin düşmesini öngörür. Buna karşılık monopson modeli, işverenin ücret belirleme gücüne sahip olduğu bir piyasada ücretin verimliliğin altında kaldığını ve asgari ücretin bu boşluğu kapatarak istihdamı azaltmadan, hatta bazı durumlarda artırarak çalışabileceğini gösterir. Arama ve eşleşme modelleri de benzer bir sonuca ulaşır. Ampirik yazın bu iki uç arasında bir yerde durur: asgari ücretin kendi ücreti üzerindeki istihdam esnekliğini derleyen çalışmaların ortanca tahmini eksi 0,13 civarındadır, yani yüzde 10’luk bir artış istihdamı yaklaşık yüzde 1,3 azaltmaktadır. Bu, sıfırdan farklı ama küçük bir etkidir.

Türkiye için son dönemde yayımlanan çalışmalar bu tabloyu destekliyor. 2025 yılının Ocak ayında yayımlanan ve 1969 ile 2022 arasındaki dönemi yapısal kırılmaları dikkate alan bir nedensellik testiyle inceleyen çalışma, nominal asgari ücret ile enflasyon arasında çift yönlü, reel asgari ücret ile enflasyon arasında tek yönlü bir ilişki buluyor. Aynı çalışmanın asıl bulgusu ise şudur: nominal asgari ücretteki değişimler işsizlik ve büyüme gibi reel göstergeleri etkilemiyor, yalnızca fiyatlar genel düzeyi üzerinde iz bırakıyor. 53 yıllık veride asgari ücretin izi istihdamda değil, fiyatta görünüyor.

Gelişmekte olan ülkeleri karşılaştıran ve yine 2025 yılında yayımlanan bir başka inceleme, Çin, Hindistan, Brezilya, Rusya, Türkiye ve Güney Afrika’yı birlikte ele alarak üç sonuca ulaşıyor. Asgari ücretin hem kayıtlı hem kayıt dışı sektörde ücretleri yükselttiğine dair güçlü bulgular var; kayıtlı sektörde istihdam üzerindeki olumsuz etkiler genellikle sınırlı kalıyor, kayıt dışı sektörde ise neredeyse hiç görülmüyor. Buna karşılık asgari ücretin gerçekten bağlayıcı olduğu ve etkin biçimde uygulandığı durumlarda, savunmasız çalışanlarda belirgin ücret kazançlarının yanında güçlü istihdam kayıpları da ortaya çıkıyor. Birinci bulgu, asgari ücretin kayıt dışı kesimde bile bir referans fiyat olarak çalıştığını, yani yazında deniz feneri etkisi denilen olgunun geçerli olduğunu gösterir. Üçüncü bulgu ise Türkiye’yi doğrudan ilgilendirir, çünkü bağlayıcılık ve kapsam ölçütlerinde Türkiye bu grubun en uç örneğidir.

Türkiye verisine doğrudan bakan araştırmalar da istihdam bağlantısını desteklemiyor. 2025 yılının Aralık ayında yayımlanan asgari ücret araştırması, asgari ücretin yıllık ortalama artışı ile yıllık işsizlik ve istihdam oranları arasında iddia edilen ilişkinin verilerde bulunmadığını ortaya koyuyor. Aynı araştırma fiyat tarafına dair de bir karşı örnek sunuyor: son 20 yılın en yüksek reel artışının yapıldığı 2016 yılında enflasyon bir önceki yıla göre yükselmedi, düştü. Bu tek gözlem geçişkenliği çürütmez, ancak ilişkinin mekanik olmadığını, para politikası duruşuna ve talep koşullarına bağlı olduğunu gösterir.

Türkiye yazınının bütünü bu netlikte değildir ve bunu söylemek gerekir. Yıllık toplulaştırılmış zaman serileriyle yapılan eski çalışmalar birbiriyle çelişen sonuçlar veriyor; bazıları asgari ücretteki yüzde 1’lik artışın işsizliği yaklaşık yüzde 0,9 artırdığını, bazıları yüzde 0,12 azalttığını buluyor. Bu çelişki bir bulgu değil, birinci bölümde anlatılan içsellik ve toplulaştırma sorunlarının doğrudan sonucudur.

Bu bulguların doğru okunma biçimi, uyum marjı kavramından geçer. Bir işletme artan işgücü maliyetini birden fazla yolla karşılayabilir ve hangi yolu seçeceği, o yolun ne kadar açık olduğuna bağlıdır. Yasal ve kurumsal düzenlemeler bir marjı kapattığında baskı diğerine kayar. Almanya’da işten çıkarmanın hukuki ve sosyal maliyeti yüksek olduğu için firmalar fiyata yöneldi. Türkiye’de ise fiyat marjı da, saat marjı da, kayıtlılık marjı da, bildirim marjı da açıktır. Bu yüzden Türkiye’de asgari ücret artışının maliyeti işsizlik istatistiğinde değil, işin niteliğinde görünür.

Uyum marjı Gelişmiş ülkelerde Türkiye’de
İşçi sayısıZayıf, çoğu çalışmada anlamsızBelirgin bulgu yok
FiyatAna uyum kanalıGüçlü, katsayı üst bantta
Çalışma saatiSınırlı, yasal tavanlar sıkıAçık, haftada 49 saat üstü oranı yüzde 28,1
KayıtlılıkMarj yok denecek kadar darAçık, tarım dışı oran yüzde 15,7
Bildirilen ücretMarj yokEksik bildirimle geniş marj

Tablo, ampirik bulguların hangi uyum kanalına işaret ettiğini özetleyen kavramsal bir karşılaştırmadır.

6. Ücret ve fiyat sarmalı: kavram ve kanıt

Türkiye tartışmasında sıkça kullanılan sarmal kavramı, teknik olarak belirli bir anlama sahiptir: ücretlerin fiyatları, fiyatların ücretleri karşılıklı ve süreklilik kazanmış biçimde beslediği, yani sistemin kendi kendini yeniden ürettiği bir durum. Ücret artışının fiyatları bir kez yükseltmesi sarmal değildir; tek seferlik bir seviye ayarlamasıdır. Bu ayrım politika açısından belirleyicidir, çünkü tek seferlik bir seviye etkisi enflasyon oranını kalıcı biçimde yükseltmez, yalnızca bir yıl boyunca yüksek gösterir.

Bu konudaki en kapsamlı ampirik çalışma, Uluslararası Para Fonu’nun 1960’lı yıllara uzanan ve gelişmiş ekonomileri kapsayan veri tabanıyla yaptığı incelemedir. Tüketici enflasyonu ile nominal ücret artışının en az bir yıl birlikte hızlandığı 79 dönem tespit edilmiş ve bunların yalnızca yaklaşık dörtte birinin sürekli bir hızlanmayla sonuçlandığı gösterilmiştir. Geri kalan dönemlerde enflasyon ve nominal ücret artışı daha yüksek bir seviyede istikrar kazanıp kademeli olarak gerilemiş, reel ücret ise büyük ölçüde değişmeden kalmıştır. Çalışmanın vardığı sonuç, nominal ücretlerdeki hızlanmanın tek başına bir sarmalın başladığının kanıtı sayılmaması gerektiğidir.

Bu bulgu Türkiye için iki yönlü okunmalıdır ve yalnızca bir yönünü almak yanıltıcı olur. Bir yandan, ücret artışının otomatik olarak kalıcı enflasyon ürettiği yönündeki yaygın kanı ampirik olarak desteklenmemektedir. Öte yandan, çalışmanın incelediği ülkelerin çoğunda asgari ücret istihdamın küçük bir bölümünü etkileyen bir taban, enflasyon tek haneli, endeksleme zayıf ve toplu pazarlık kapsamı geniştir. Türkiye’de bu dört koşulun dördü de sağlanmıyor. Uluslararası bulgu Türkiye’yi rahatlatmıyor, Türkiye’nin neden bir istisna olduğunu gösteriyor.

Sarmalı belirleyen asıl değişken endeksleme rejimidir. Ücretlerin geçmiş enflasyona otomatik bağlandığı sistemlerde şok kendini yeniden üretir; ileriye dönük ya da kısmi endeksleme uygulandığında zincir zayıflar. İtalya’nın ücretleri fiyatlara otomatik bağlayan sistemini 1992 yılında tümüyle kaldırması ve ertesi yıl imzalanan mutabakat, ücret belirleme sürecinde kalıcı bir rejim değişikliği yaratmıştır. Aynı dönemde ücretlerin milli gelir içindeki payı yaklaşık 10 puan gerilemiş ve 1995 sonrasında yüzde 57 civarında sabitlenmiştir. Yani rejim değişikliği enflasyonu düşürmüş, ama bunun bir bölüşüm bedeli olmuş ve bu bedel açıkça ücretlilere ödetilmiştir. Türkiye’de endeksleme zincirlerinin kesilmesi önerilirken bu bedelin de hesaba katılması, ana metindeki telafi mekanizması önerisinin gerekçesidir.

7. Ücret belirleme rejimleri ve yeterlilik ölçütleri

Asgari ücretin düzeyini değerlendirmek için kullanılan standart ölçüt, Kaitz oranı olarak bilinen ve asgari ücretin ortanca ya da ortalama ücrete bölünmesiyle elde edilen orandır. Ortanca ücret temel alındığında ölçüt, dağılımın uç değerlerinden etkilenmediği için daha güvenilirdir. Türkiye bu oranda 2022 yılında yüzde 65 ile Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne üye Avrupa ülkeleri arasında Portekiz’in hemen ardından ikinci sıradaydı. Aynı kavramın işgücü piyasası yazınındaki karşılığı bağlayıcılık derecesidir; asgari ücretin ücret dağılımının ne kadar yukarısına eriştiğini ölçer ve geçişkenlik katsayısının temel belirleyicisidir.

Avrupa Birliği’nin 2022 yılında kabul ettiği Yeterli Asgari Ücret Yönergesi, bu ölçütleri resmî bir çerçeveye bağlamıştır. Yönerge, yeterlilik değerlendirmesinde brüt ortanca ücretin yüzde 60’ını ve brüt ortalama ücretin yüzde 50’sini referans olarak öneriyor. Ayrıca toplu pazarlık kapsamının yüzde 80 eşiğinin altında olduğu her üye devlete ulusal eylem planı hazırlama yükümlülüğü getiriyor. Adalet Divanı’nın 11 Kasım 2025 tarihli kararında yönergenin bazı maddeleri iptal edilmiş, ancak kapsamla ilgili hükümler ayakta kalmıştır. Türkiye açısından bu çerçeve iki nedenle ilgi çekicidir. Birincisi, yeterlilik ölçütünde Türkiye zaten eşiklerin üzerindedir; sorun ücretin düşüklüğü değil, kapsamının genişliğidir. İkincisi, kapsam ölçütünde Türkiye yüzde 10,2 ile eşiğin çok altındadır ve yönergenin mantığına göre bir ulusal eylem planı gerektirir.

Ücretin nasıl artırılacağına ilişkin kural tasarımı ise ayrı bir yazın alanıdır. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün ücret belirleme mekanizmaları veri tabanı, ülkeleri artırma kuralına göre sınıflandırır ve Türkiye bu tabloda formül bulunmayan, kararın hükümetin takdiriyle verildiği kategoride yer alır. Kurala bağlı sistemlerde üç temel bileşen bulunur: bir fiyat bileşeni, bir refah bileşeni ve bir düzeltme bileşeni. Fransa modelinde fiyat bileşeni tüketici fiyat endeksine otomatik endekslemedir ve son ayarlamadan bu yana fiyatlar yüzde 2 arttığında kendiliğinden devreye girer; refah bileşeni hükümetin ekleyebileceği takdirî paydır. Polonya modelinde fiyat bileşeni tahmini enflasyondur ve asgari ücret ortalama ücretin yüzde 50’sinin altındaysa buna tahmini büyümenin üçte ikisi eklenir. Slovakya doğrudan ortalama nominal ücretin yüzde 57 ile 60’ı arasında bir oran kullanır. Bulgaristan’da 2024 yılından itibaren asgari ücret ortalama ücretin yüzde 50’sinden az olamaz. Belçika ise tütün, alkol ve akaryakıt gibi oynak kalemlerin dışlandığı bir sağlık endeksine bağlanır. Kosta Rika beklenen enflasyona büyüme oranını ekler. Hollanda toplu sözleşmeli ücret sepetindeki artışı referans alır ve yılda iki kez günceller.

Bu modellerin ortak özelliği, tahmin hatasının sistematik olarak bir tarafa yüklenmemesidir. Fransa ve Belçika modellerinde gerçekleşen enflasyon eşiği aştığında düzeltme otomatik yapılır. Türkiye’de ise 2024 yılından itibaren uygulanan ileriye dönük endeksleme, düzeltme kolu olmadan çalışmaktadır ve sonuç, tahmin sapmasının tamamının ücretliye fatura edilmesidir. 2026 için Şubat ayında yüzde 18 olarak açıklanan yıl sonu tahmini, Mayıs ayında yüzde 26’ya, Ağustos ayında yüzde 28’e yükseltilirken, asgari ücret yılın başındaki tahmine göre belirlenmişti. Bu, yöntemin kendisinin değil, düzeltme kolunun eksikliğinin ürettiği bir sorundur.

8. Ölçüm sorunları ve veri kısıtları

Bu yazıdaki bütün hesapların üzerinde durduğu zemin, göründüğü kadar sağlam değildir ve dört ayrı kısıt taşır.

Birinci kısıt eksik bildirimdir. Çalışanın gerçek ücreti asgari ücretin üzerindeyken bordronun tabandan düzenlenmesi ve farkın elden ödenmesi. Bu uygulama, kapsam ölçümlerini yukarı doğru saptırır: tabanda görünen kalabalığın bir bölümü gerçekte tabanda değildir. Ana metinde kullanılan yüzde 46,7 ve yüzde 53,2 gibi oranların işverenin beyanına değil hanenin kendi beyanına dayanan işgücü araştırmasından geliyor olması bu sapmayı önemli ölçüde azaltır, çünkü hane kendi aldığı ücreti bildirir. Buna karşılık hane anketlerinde de düşük beyan eğilimi bulunduğu için mesele tamamen kapanmaz.

Eksik bildirimin enflasyon açısından sonucu sezgiye aykırıdır ve ana metinde hesaplanmıştır. 2026 artışında ücreti tam bildirilen bir asgari ücretlide işverenin aylık maliyeti 30.881,53 liradan 40.214,03 liraya, yani 9.332,49 lira arttı ve bunun 5.970,83 lirası çalışanın cebine girdi. Gerçek ücreti daha yüksek olup asgari ücretten bildirilen bir çalışanda ise bildirilen net tutar yükseldiği için elden ödenen kısım aynı oranda küçüldü, çalışanın eline geçen toplam değişmedi, ama işverenin prim yükü arttı. Bu durumda işverene binen ilave maliyet 3.361,66 liradır ve toplam maliyet artışının yüzde 36’sına karşılık gelir. Bu bölüm, karşılığında hiçbir alım gücü ya da talep artışı bulunmayan saf bir maliyet itilimidir ve Türkiye geçişkenlik katsayısının yüksekliğine kapsam genişliğinin yanında ikinci bir açıklama sunar.

İkinci kısıt sahte sigortalılıktır. Sosyal Güvenlik Kurumu’nun 2026 yılının Mart ayındaki açıklamasına göre 2021 ile 2025 arasındaki denetimlerde 560.540 kişi sahte sigortalı olarak tespit edilmiş, 12.209 kişinin emekliliği iptal edilmiştir. Yalnızca 2025 yılında tespit edilen sahte sigortalı sayısı 185.561’dir. Bu kişiler ne üretimde ne talepte yer alır; istihdam ve prim tabanı istatistiklerini şişirir, prim gelirinin kalitesini düşürür.

Üçüncü kısıt kayıt dışı çalışmanın kendisidir. Tarım dışı sektörlerde son bir yılın ortalama kayıt dışı istihdam oranı yüzde 15,7 düzeyindedir ve bu kesimde asgari ücretin koruyuculuğu neredeyse yoktur. 2024 yılı mikro verisine dayanan hesaplamalara göre kayıt dışı çalışanların yüzde 40’ı asgari ücretin yaklaşık yarısı ve altında bir ücret almakta, kayıt dışı çalışan kadınların yüzde 90’dan fazlası asgari ücret ve altında bir ücretle çalışmaktadır. Bu kesimde asgari ücret bir taban değil, yalnızca bir referans noktasıdır.

Dördüncü kısıt teşvik sisteminin ölçümü etkilemesidir. 2026 yılı asgari ücret desteği, sigortalı başına günlük 42,33 lira ve 30 gün üzerinden aylık 1.270 lira olarak uygulanıyor; destekten yararlanmanın koşulu ise ilgili çalışanın günlük prime esas kazancının 1.300 lira ve altında bildirilmiş olması. Yani devlet, tabana yakın bildirim yapan işverene doğrudan bir ödeme yapıyor. Desteğin gerekçesi savunulabilir, ancak yan etkisi tartışılmıyor: bir ücret tabanının aynı anda hem yaptırım eşiği hem sübvansiyon eşiği olması, bildirim dağılımının o eşiğin üzerinde yığılmasını yapısal olarak teşvik eder. Türkiye’de tabanda görünen kalabalığın bir bölümü, bu yığılmanın sonucudur.

Bu dört kısıt bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo şudur: Türkiye, asgari ücretin etkisini kısmen bozuk bir veriyle tartışıyor. Bu sorunun teknik çözümü bilinmektedir ve pahalı değildir. Sosyal güvenlik bordro kayıtlarının hanehalkı işgücü araştırması mikro verisiyle anonimleştirilmiş biçimde eşleştirilmesi, hem eksik bildirimin büyüklüğünü ölçmeyi hem de firma ve kişi düzeyinde geçişkenlik ve istihdam etkisi tahminleri yapmayı mümkün kılar. Veri zaten mevcuttur; araştırmaya açılmamış olması teknik bir sınır değil, bir tercihtir.

9. Geçişkenliğin sektörel haritası

Tek bir ortalama katsayı, politika tasarımı için fazla kaba bir araçtır. Aynı ücret artışı farklı sektörlerde birbirinden çok farklı fiyat sonuçları doğurur ve bu farkı üç değişken belirler: işgücünün maliyet içindeki payı, çalışanların asgari ücrete yakınlık derecesi ve firmanın fiyatlama gücü. Üçüncü değişkenin en pratik göstergesi, ürünün uluslararası ticarete konu olup olmadığıdır. Macaristan vakasında ticarete kapalı ürünlerin fiyatlarının belirgin biçimde daha fazla yükselmesi bunun doğrudan kanıtıdır.

Bu üç değişken bir arada düşünüldüğünde ekonomi dört gruba ayrılır ve her grup farklı bir politika muamelesi hak eder. Emek payı yüksek, asgari ücret yoğunluğu yüksek ve ticarete kapalı olan grupta geçişkenlik neredeyse tamdır; lokanta, konaklama, kişisel hizmetler, güvenlik, temizlik ve bakım bu gruptadır ve endeks ağırlığı yüzde 38,4’e ulaşmış hizmet grubunun çekirdeğini oluşturur. Emek payı yüksek ama dışa açık olan grupta geçişkenlik düşüktür, maliyet marjdan ya da istihdamdan karşılanır; hazır giyim, mobilya, gıda işleme ve turizmin bir bölümü buradadır ve asıl risk fiyat değil, kayıt dışılığa kayış ile istihdam kaybıdır. Sermaye yoğun sanayide etki sınırlıdır. Yönetilen fiyatlı kamu hizmetlerinde ise geçişkenlik bir piyasa sonucu değil, doğrudan bir idari karardır.

Grup Örnekler Geçişkenlik Uygun politika
Emek yoğun, ticarete kapalıLokanta, konaklama, temizlik, güvenlikÇok yüksek ve hızlıRekabet politikası, takvim dağıtımı
Emek yoğun, ticarete açıkHazır giyim, mobilya, gıda işlemeDüşük, marj ve istihdam üzerindenHedefli prim desteği
Sermaye yoğun sanayiKimya, metal, çimento, enerjiSınırlıEk önlem gerekmez
Yönetilen fiyatlı hizmetlerKamu tarifeleri, ihaleye dayalı hizmetlerTam ve kanuniTakvim ayrımı, endeksleme kuralı değişikliği

Tablo, sektör ayrımının hangi ilkelere göre yapılması gerektiğini gösteren kavramsal bir çerçevedir; sayısal bir sektör tahmini içermez.

Bu ayrımın en somut çıktısı asgari ücret desteğinin tasarımıdır. Destek bugün sektör ayrımı yapmadan, yalnızca bildirilen kazanç düzeyine bakarak dağıtılıyor. Oysa desteğin enflasyonu düşürücü etkisi yalnızca ilk iki grupta anlamlıdır ve bu iki grup farklı nedenlerle desteğe muhtaçtır: birincisinde fiyat artışını önlemek için, ikincisinde istihdam ve kayıtlılık kaybını önlemek için. Üçüncü grupta destek yalnızca bir gelir transferidir. Aynı bütçe sektör ayrımı yapılarak kullanıldığında hem daha az maliyetle hem daha fazla dezenflasyon etkisiyle çalışır. Ayrımı yapmayı mümkün kılacak veri sosyal güvenlik kayıtlarında zaten vardır.

10. Ocak yığılması: gelir takviminin tamamı

Asgari ücret kararı Ocak ayında verilen tek gelir kararı değildir. Aynı pencerede memur ve memur emeklisi katsayıları, sosyal güvenlik aylıkları, en düşük emekli aylığı, kamu ihalelerine bağlı işçilik bedelleri ve çok sayıda idari tarife birlikte yenilenir. Odak noktası etkisinin gerçek büyüklüğü ancak bu bütün görüldüğünde anlaşılır.

Sosyal güvenlik verilerine göre 2025 yılının Ekim ayında gelir ya da aylık alan sigortalı emekli ve hak sahibi sayısı, hizmet akdine tabi olanlarda 11 milyon 499 bin 266, bağımsız çalışanlarda 2 milyon 919 bin 563, memur emeklilerinde 2 milyon 554 bin 924 kişiydi; toplam 16 milyon 973 bin 753. Buna 3 milyon 672 bin 177 çalışan memur ve asgari ücret araştırmasının kapsadığı yaklaşık 17,9 milyon ücretli eklendiğinde, geliri her yıl aynı kısa pencerede yeniden belirlenen kişi sayısı 38,5 milyona ulaşır. Bu, ülke nüfusunun yaklaşık yarısıdır ve hiçbir gelişmiş ekonomide bu ölçekte bir gelir kitlesi tek bir ayda yeniden fiyatlanmaz.

Gelir kalemi Kişi sayısı 2026 ayarlaması
Ücretliler17.899.000 civarıAsgari ücret yüzde 27, üstü pazarlıkla
Hizmet akdine tabi emekliler11.499.266Yüzde 12,19
Bağımsız çalışan emekliler2.919.563Yüzde 12,19
Memur emeklileri2.554.924Yüzde 18,60
Çalışan memurlar3.672.177Katsayı ve taban aylık artışı
En düşük emekli aylığı4.917.00016.881 liradan 20.000 liraya
Kamu hizmet alımı işçiliğiSözleşmeye bağlıAsgari ücrete endeksli fiyat farkı

Emekli sayıları 2025 yılının Ekim ayı verisidir. En düşük emekli aylığı alanlar üstteki emekli gruplarının içinde yer alır ve ayrıca toplanmamalıdır.

Bu ayarlamaların bütçe boyutu da küçük değildir. En düşük emekli aylığının 16.881 liradan 20.000 liraya çıkarılması, yani yüzde 18,5’lik artış, yararlanan kişi sayısını 4 milyon 11 bin 700’den 4 milyon 917 bine yükseltmiş ve düzenlemenin yalnızca 6 aylık bütçe maliyeti 69,5 milyar lira olarak açıklanmıştır. Yıllıklandırıldığında 139 milyar liraya karşılık gelen bu tutar, ana metinde işçi priminin bütçeye devri için hesaplanan 188 milyar liralık büyüklükle aynı mertebededir. Yani devlet, fiyat kanalını kullanmadan gelir aktarmayı zaten yapmaktadır; bunu ücretliye değil emekliye yapmaktadır.

Zincirin en az bilinen halkası kamu alımlarındadır. Kamu İhale Kanunu çerçevesindeki personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımlarında asgari ücret artışı, fiyat farkı olarak yükleniciye otomatik ödenir. Şartnamelerde ücretin çoğu zaman brüt asgari ücretin belirli bir yüzde fazlası olarak tanımlanması ise kamunun satın aldığı hizmetlerin işçilik bileşeninin tamamını asgari ücrete endekslemiştir. Bu, ana metinde önerilen endeksleme zincirlerinin kesilmesi tedbirinin en somut hedefidir.

11. Kurumsal tarih: bugüne nasıl gelindi

Türkiye’de asgari ücret uygulaması 1951 yılında mahalli komisyonlar eliyle başladı. 1967 ile 1974 arasında bölge esasına göre belirlendi ve 1974 yılında ulusal ve tek tip uygulamaya geçildi. Bölgesel asgari ücret bugün yeni bir fikir gibi tartışılıyor; oysa Türkiye bunu 7 yıl uygulamış ve terk etmiştir.

Asgari ücretin ekonomideki göreli konumu bu süre boyunca köklü biçimde değişti. Kişi başına düşen gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 1974 yılında yüzde 80,6 iken 2025 yılında yüzde 43,6’ya geriledi. Yani asgari ücret, ülkenin ortalama üretim düzeyinden giderek koptu. Buna karşılık aynı dönemde ücret dağılımı içindeki konumu tersine hareket etti: ortalama ücret 2000 yılında asgari ücretin 4,17 katıyken 2012 yılında 2,25, 2022 yılında 1,56 katına indi. Bu iki eğilim çelişkili görünür ama değildir. Asgari ücret milli gelire göre geriledi, ama diğer ücretler ondan daha hızlı geriledi. Sonuç, tabanın kendisi zayıflarken üzerindeki bütün basamakların erimesidir.

Vergi tarafında da benzer bir aşınma var. Gelir vergisinin ilk diliminin brüt asgari ücrete oranı 2000 yılında 21,9 kat iken 2025 yılında 6,1 kata indi. Yani asgari ücretin biraz üzerinde kazanan bir çalışan bugün yıl ortasında daha yüksek vergi dilimine geçip net gelirinin düşmesini yaşıyor ve bunu telafi etmek için yeni bir zam talep ediyor. Vergi tarifesinin asgari ücrete endekslenmemesi, ücret talebini besleyen sessiz bir mekanizma olarak çalışıyor. Uzun dönemli karşılaştırma da bu tabloyu doğruluyor: 2002 ile 2025 arasında net asgari ücret 119,9 kat artarken, ortalama memur maaşı 98,2 kat ve en düşük emekli aylığı 71,6 kat arttı.

Devletin bu tabloya müdahale biçimi de zaman içinde değişti ve giderek büyüdü. İşverenlere sağlanan sosyal güvenlik prim desteği 2010 yılında 3,8 milyar lira iken 2024 yılında 267,8 milyar liraya ulaştı; 2010 ile 2025 Eylül arasındaki toplam destek 777 milyar lirayı aştı. Yani Türkiye, asgari ücretin işveren maliyetini bütçeden sübvanse etmeyi uzun süredir yapıyor. Ana metindeki takoz indirimi önerisinin yeni olan yanı, aynı aracın çalışan tarafına da uygulanmasıdır.

Gelirler politikası ve mutabakat denemeleri açısından Türkiye’nin sicili zayıftır. 1978 yılının Temmuz ayında hükümet ile en büyük işçi konfederasyonu arasında imzalanan Toplumsal Anlaşma, kamu iktisadi teşebbüslerinin verimli çalışması için çalışanların yönetime katılması gibi hükümler içeriyordu; ancak arkasında bir mali program yoktu ve ekonomi ertesi yıl derin bir krize girdi. 1980’lerde gelirler politikası adı altında uygulanan şey bir mutabakat değil doğrudan ücret bastırmaydı; imalat sanayiinde reel ücretler 1978 ile 1988 arasında toptan eşya fiyatlarına göre yaklaşık yüzde 29 geriledi. 1999 yılında model Ekonomik ve Sosyal Konsey üzerinden yeniden denendi, ancak işveren tarafı esnek çalışma, işçi tarafı kamu sözleşmeleri üzerinden anlaşma istediği için taraflar kapsamda bile uzlaşamadı. Gelirler politikası kavramının Türkiye’de sendikal tarafta neden kötü bir çağrışım taşıdığını anlamak için bu üç deneyime bakmak yeterlidir.

Karşılaştırma için Hollanda’nın 1982 yılındaki uzlaşması öğreticidir. İşveren örgütleri ile sendikalar arasında varılan anlaşma, ücret artışlarının sınırlanması karşılığında çalışma sürelerinin kısaltılması ve kısmi süreli istihdamın yaygınlaştırılması taahhüdüne dayanıyordu. Bugün o ülkenin kısmi süreli istihdam oranının yüzde 46,8 ile Avrupa’nın en yükseği olması, çalışan kadınların yüzde 74’ünün kısmi süreli çalışması ve 2024 yılında yasal saatlik asgari ücrete geçebilmesi, o uzlaşmayla açılan yolun devamıdır. Türkiye’de benzer bir uzlaşmanın önündeki engel ise niyet değil muhatapsızlıktır: toplu iş sözleşmesi kapsamının yüzde 10,2 olduğu bir ülkede ücretlilerin yarısı adına taahhüt verebilecek bir taraf yoktur. Ayrıca Türkiye, Uluslararası Çalışma Örgütü’nün asgari ücret tespitine ilişkin 131 sayılı sözleşmesini onaylamış değildir.

12. Uluslararası konum: euro cinsinden bakış

Ana metinde vurgulanan ayrımı sayılarla tamamlamak gerekiyor. Asgari ücretin Türkiye’nin kendi ücret dağılımına göre yüksek olması ile uluslararası ölçekte yüksek olması iki ayrı iddiadır; birincisi doğru, ikincisi yanlıştır ve ikisi sürekli birbirine karıştırılır.

Avrupa İstatistik Ofisi ulusal asgari ücretleri yılda iki kez, Ocak ve Temmuz başları itibarıyla euro cinsinden yayımlıyor. Bu veriye göre Türkiye’de brüt asgari ücretin euro karşılığı 1 Ocak 2026 tarihinde 654 euro iken 1 Temmuz 2026 itibarıyla 621 euroya geriledi. Türk lirası cinsinden ücret değişmediği için bu 33 euroluk kayıp tamamen kur hareketinden kaynaklandı ve Türkiye söz konusu dönemde asgari ücreti euro bazında en çok gerileyen ülke oldu. Aynı tarihte Kuzey Makedonya 624, Karadağ 670, Sırbistan 743, Letonya 780, Romanya 825, Macaristan 906, Hırvatistan 1.050, Polonya 1.119 ve Litvanya 1.153 euro seviyesindeydi. Türkiye karşılaştırmaya alınan ülkeler arasında yalnızca Bulgaristan’ın üzerinde kalarak sondan ikinci sıraya yerleşti.

Tarihsel kıyas daha çarpıcıdır. Ocak 2001’de Türkiye’de brüt asgari ücret 224 euro düzeyindeydi ve bu tutar Polonya, Macaristan, Çekya, Litvanya, Estonya, Slovakya, Letonya, Romanya, Bulgaristan ve Sırbistan’ın hepsinin üzerindeydi. 25 yıl sonra sıralama tamamen tersine döndü. Yalnızca son 10 yıla bakıldığında Türkiye’de euro cinsinden brüt asgari ücret 519 eurodan 654 euroya, yani yüzde 26 arttı. Aynı dönemde Romanya’da 232 eurodan 795 euroya yüzde 242,7, Litvanya’da 350 eurodan 1.153 euroya yüzde 229,4 ve Bulgaristan’da 215 eurodan 620 euroya yüzde 188,4 arttı.

Bu verinin iki ayrı sonucu var. Birincisi, Türkiye’nin sorunu ücretin uluslararası ölçekte pahalı olması değildir; ücretin ülke içindeki her şeyin ölçüsü hâline gelmesidir. Bu iki sorunun çaresi de farklıdır: birincisi ücreti bastırmayı, ikincisi ücretin belirlenme mimarisini değiştirmeyi gerektirir ve son 4 yılda birinci soruna uygun ilaç ikinci soruna verilmiştir. İkincisi, Doğu Avrupa ülkelerinin aynı dönemde asgari ücreti euro bazında üç katına çıkarırken tek haneli enflasyonda kalabilmesi, ücret artışının kaçınılmaz olarak enflasyon üretmediğini gösteriyor. O ülkelerde ücreti taşıyan şey verimlilik artışı, geniş toplu pazarlık kapsamı ve kurala bağlı bir ayarlama mekanizmasıydı. Türkiye’de üçü de eksik. Ücret artışının enflasyona dönüşmesi bir zorunluluk değil, bu üç eksikliğin sonucudur.

13. Türkiye’nin sayısal künyesi

Aşağıdaki tablo, yazı boyunca kullanılan temel büyüklükleri tek yerde topluyor. Konuyla ilgilenenlerin kendi hesaplarını yaparken başvurabileceği bir referans olarak düşünülmüştür.

Yıl Brüt asgari ücret Net asgari ücret Artış Yıl sonu enflasyon
20202.943,002.324,70%15,0%14,60
20213.577,502.825,90%21,6%36,08
2022 Ocak5.004,004.253,40%50,5%64,27
2022 Temmuz6.471,005.500,35%29,3
2023 Ocak10.008,008.506,80%54,7%64,77
2023 Temmuz13.414,5011.402,32%34,0
202420.002,5017.002,12%49,1%44,38
202526.005,5022.104,67%30,0%30,89
202633.030,0028.075,50%27,0%31,51

Tutarlar Türk lirasıdır. 2026 satırındaki enflasyon Ağustos ayı yıllık değeridir.

Gösterge Değer Dönem
Yıllık tüketici enflasyonu%31,51Ağustos 2026
12 aylık ortalama tüketici enflasyonu%31,79Ağustos 2026
Yurt içi üretici fiyat endeksi, yıllık%27,95Ağustos 2026
Hizmet grubunun endeks ağırlığı%38,42026
Politika faizi%37Temmuz 2026 kararı
Merkez Bankası yıl sonu tahmini%282026
Ara hedefler%24, %15, %92026, 2027, 2028
İşsizlik oranı%8,1Temmuz 2026
Atıl işgücü oranı%30,6Temmuz 2026
İstihdam oranı, kadınlarda%48,3 ve %31,4Temmuz 2026
Kayıt dışı istihdam, tarım dışı%15,72026 ikinci çeyrek
İşveren aylık maliyeti, imalat dışı40.214,03 TL2026
Vergi ve prim takozu12.138,53 TL, %30,22026
Saatlik brüt asgari ücret146,80 TL2026
Açlık ve yoksulluk sınırı37.388,30 ve 121.786 TLAğustos 2026
Brüt asgari ücretin euro karşılığı621 euro1 Temmuz 2026
Toplu iş sözleşmesi kapsamı%10,2Güncel
Kısmi süreli istihdam payı%9,5Karşılaştırmalı veri

Tablodaki veriler bilgilendirme amaçlıdır ve yatırım tavsiyesi niteliği taşımaz.

14. Kavram sözlüğü

Fiyat geçişkenliği. Asgari ücretteki yüzde 1’lik artışın fiyatları yüzde kaç değiştirdiğini gösteren esneklik. Türkiye için bir yıllık dönemde 0,08 ile 0,12 aralığında tahmin edilmektedir.

Kaitz oranı. Asgari ücretin ortanca ya da ortalama ücrete bölünmesiyle elde edilen oran. Asgari ücretin ücret dağılımı içindeki konumunu ölçer. Türkiye’de ortanca ücrete göre yüzde 65 düzeyindedir.

Bağlayıcılık derecesi. Asgari ücretin ücret dağılımının ne kadar yukarısına eriştiğini gösteren kavram. Geçişkenlik katsayısının temel belirleyicisidir ve Türkiye’nin uluslararası ortalamadan ayrıştığı asıl noktadır.

Birim işgücü maliyeti. Bir birim çıktı üretmek için ödenen işgücü bedeli. Ortalama ücretin işgücü verimliliğine bölünmesiyle bulunur. Ücret artışı verimlilik artışına eşitse bu maliyet değişmez ve fiyat baskısı doğmaz.

Maruziyet. Bir işletmenin toplam maliyeti içinde asgari ücretli işgücünün payı. Aynı yasal artışın farklı işletmeleri farklı ölçüde etkilemesinin nedenidir.

Odak noktası etkisi. Herkesin aynı tarihte fiyat gözden geçirdiğini bilmesinin, maliyeti değişmeyen firmaları da fiyat artırmaya yöneltmesi. Türkiye’de Ocak ayının belirleyiciliğinin ana açıklamasıdır.

Deniz feneri etkisi. Asgari ücretin, hukuken kapsamadığı kayıt dışı kesimde bile bir referans ücret olarak işlev görmesi. Gelişmekte olan ülke verilerinde tutarlı biçimde gözlenmektedir.

İkinci tur etkiler. Ücret artışının önce fiyatlara, sonra diğer ücretlere, oradan tekrar fiyatlara yansıması. Bir yıllık geçişkenlik katsayısının çeyreklik katsayıdan büyük olmasının nedenidir.

Vergi ve prim takozu. İşverenin ödediği toplam maliyet ile çalışanın eline geçen net tutar arasındaki fark. 2026 yılında 12.138,53 lira, yani toplam maliyetin yüzde 30,2’sidir ve tamamı sigorta primlerinden oluşur, çünkü asgari ücret 2022 yılından beri gelir ve damga vergisinden istisnadır.

Monopson. İşverenin ücret belirleme gücüne sahip olduğu piyasa yapısı. Bu durumda asgari ücretin istihdamı azaltmadan ücreti yükseltebileceği teorik olarak gösterilmiştir.

Uyum marjı. Bir işletmenin artan işgücü maliyetini karşılamak için kullanabileceği kanal: fiyat, istihdam, çalışma saati, kayıtlılık ya da bildirilen ücret. Bir marj kapandığında baskı diğerine kayar.

Atıl işgücü. İşsizlerin yanında, zamana bağlı eksik istihdamdakileri ve potansiyel işgücünü de kapsayan geniş ölçüt. Türkiye’de Temmuz 2026 itibarıyla yüzde 30,6 düzeyindedir ve yüzde 8,1’lik dar işsizlik oranından çok daha bilgilendiricidir.

15. Açık sorular ve araştırma gündemi

Bu yazının vardığı sonuçların hepsi, mevcut kanıtın izin verdiği ölçüde geçicidir. Aşağıdaki 5 soru, Türkiye’nin ücret politikası tartışmasında henüz cevaplanmamıştır ve cevaplanmadıkça tartışma aynı yerde dönmeye devam edecektir.

Birincisi, geçişkenlik katsayısının bugünkü değeri nedir. Elimizdeki tahmin 2023 verileriyle üretilmiştir; sepet ağırlıkları, kapsam ve fiyatlama davranışı o tarihten bu yana değişmiştir. Sektör bazında ve güncel mikro veriyle yapılmış yeni bir tahmin gerekmektedir.

İkincisi, eksik bildirimin büyüklüğü nedir. Bordro kaydı ile hane beyanının anonimleştirilmiş eşleştirilmesi bu soruyu doğrudan cevaplar ve hem kapsam ölçümlerini hem geçişkenlik tahminlerini düzeltir.

Üçüncüsü, geçişkenliğin ne kadarı maliyetten ne kadarı beklentiden geliyor. Bu ayrım, politika aracının seçimini doğrudan belirler; maliyet ağırlıklıysa takoz indirimi, beklenti ağırlıklıysa kural ve takvim tasarımı öne çıkar. Türkiye için bu ayrıştırma yapılmamıştır.

Dördüncüsü, artışın kâr marjı tarafından ne kadar emildiği. Avrupa için yapılan deflatör ayrıştırması Türkiye için düzenli olarak yayımlanmamaktadır. Bu hesap yapılmadan, fiyat artışlarının ne kadarının maliyet ne kadarının marj kaynaklı olduğu bilinemez ve rekabet politikasının rolü tartışılamaz.

Beşincisi, ana metinde önerilen tedbirlerin her birinin sayısal etkisi nedir. Takoz indiriminin, takvim bölmenin ve endeksleme zincirlerinin kesilmesinin ayrı ayrı ne kadar enflasyon tasarrufu sağladığı modellenebilir bir sorudur ve modellenmelidir. Bu yazıdaki tahminler büyüklük mertebesi hesaplarıdır; politika tasarımı için yeterli değil, ancak tartışmayı doğru zemine çekmek için gereklidir.

Kapanış notu olarak şunu eklemek gerekir. Bu 5 sorunun hiçbiri teknik olarak zor değildir; hepsi için gerekli veri Türkiye’de mevcuttur. Cevaplanmamış olmalarının nedeni yöntem yokluğu değil, verinin araştırmaya kapalı olmasıdır. Ücret politikası gibi 38,5 milyon kişinin gelirini doğrudan belirleyen bir alanda, kararların bu kadar dar bir kanıt tabanıyla verilmesi başlı başına bir politika sorunudur.

Kaynaklar ve Referanslar

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Enflasyon Raporu 2023-III, Kutu 2.6: Asgari Ücret Artışının Enflasyona Etkisi ile Enflasyon Raporu 2026-I ve 2026-III.

Türkiye İstatistik Kurumu, Tüketici Fiyat Endeksi bültenleri ve İşgücü İstatistikleri. 2020 – 2026 dönemi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Asgari Ücret Tespit Komisyonu kararları ve asgari ücret parametreleri.

Sosyal Güvenlik Kurumu, Sahte sigortalılık denetimlerine ilişkin açıklama, asgari ücret desteği ve prime esas kazanç genelgeleri. 2026.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi, Asgari Ücret Araştırması 2026. Aralık 2025.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Ağustos 2026 Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü, Minimum Wage Setting Mechanisms Country Notes ve OECD/AIAS ICTWSS Veri Tabanı. Ekim 2025.

Avrupa İstatistik Ofisi, Aylık asgari ücretler, 1 Ocak ve 1 Temmuz 2026 ve Kısmi süreli istihdam istatistikleri.

Avrupa Birliği, Yeterli Asgari Ücret Yönergesi 2022/2041.

Avrupa Merkez Bankası, Birim kârların yurt içi fiyat baskılarındaki rolü üzerine analizler.

Uluslararası Para Fonu, Wage-Price Spirals: What is the Historical Evidence. Çalışma Tebliği 22/221.

Hollanda Sosyal İşler ve İstihdam Bakanlığı, Yasal asgari saatlik ücret düzenlemesi, 1 Ocak 2024.

Kamu İhale Kurumu, Hizmet Alımlarında Uygulanacak Fiyat Farkına İlişkin Esaslar.

Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı, Hızlanan Enflasyon, Yetersiz Asgari Ücret Zamları ve Artan Gelir Eşitsizliği. Tartışma Tebliği, Ocak 2025.

Bu makalede yer alan bilgi ve değerlendirmeler yalnızca bilgilendirme amacıyla sunulmaktadır; yatırım danışmanlığı veya alım-satım tavsiyesi niteliği taşımaz. Yatırım danışmanlığı sözleşme çerçevesinde sunulmaktadır. Geçmiş performans gelecekteki sonuçların güvencesi değildir. Veriler kamuya açık kaynaklardan derlenmiş olup doğruluk konusunda garanti verilmemektedir. Bu içeriğe dayanılarak alınan kararların sonuçlarından okuyucu şahsen sorumludur.

Petrolandeco

petrolandeco.com  ·  Enerji Ekonomisi ve Küresel Piyasalar