Camp David 1971: Altın Penceresinin Kapanması ve Bretton Woods’un Sonu
Camp David 1971: Altın Penceresinin Kapanması ve Bretton Woods’un Sonu
13 Ağustos 1971 Cuma öğleden sonra ABD Başkanı, ekonomi ekibini Maryland’in tepelerindeki Camp David dağ evine topladı. 2 gün sonra, Pazar akşamı saat 21.00’de televizyonda okunan kararlar, 1944’ten beri dünya para düzeninin dayandığı sözü askıya aldı: yabancı merkez bankaları artık ellerindeki doları ons başına 35 dolardan altına çeviremeyecekti. Aynı konuşmada 90 günlük ücret ve fiyat dondurması ile ithalata yüzde 10’luk ek vergi de açıklandı. Bu yazı o hafta sonunu, paketin neden tek bir bütün olarak tasarlandığını ve bugünkü dünyaya bıraktığı mirası anlatıyor.
Bretton Woods Sistemi ve 35 Dolarlık Söz
Hikâyenin kökü 1934’e uzanır. O yıl ABD, altının resmi fiyatını ons başına 35 dolara sabitledi ve bu rakam neredeyse 40 yıl boyunca dünya para sisteminin çivisi olarak kaldı. Temmuz 1944’te New Hampshire’daki Bretton Woods kasabasında toplanan müttefik ülkeler, savaş sonrası düzeni bu çivinin etrafına kurdu. Her ülke kendi parasını dolara karşı sabit bir parite üzerinden bağlayacak ve kurun bu paritenin yüzde 1 altına ya da üstüne kaymasına izin vermeyecekti. Dolar ise tek başına altına bağlıydı: yabancı bir merkez bankası ya da hükümet, elindeki doları ABD Hazinesi’ne getirip ons başına 35 dolar üzerinden altına çevirebilirdi.
Bu yapı ilk bakışta sağlam görünüyordu. Altın, sistemin nihai güvencesiydi; dolar ise altından daha kullanışlı bir aracıydı, çünkü faiz getiren Hazine kâğıtlarına yatırılabiliyor, ticarette doğrudan el değiştirebiliyordu. Savaştan yıkılmış çıkan Avrupa ve Japonya için dolar biriktirmek, altın biriktirmekten daha mantıklıydı. ABD de dünyanın en büyük altın stokuna sahipti ve verdiği sözün arkasında durabilecek gibi görünüyordu.
Sorun, sistemin büyüme ihtiyacındaydı. Dünya ticareti genişledikçe merkez bankalarının daha fazla rezerve ihtiyacı oluyordu. Altın üretimi bu talebe yetişemediği için ek rezervin kaynağı ister istemez dolardı. Dünyaya dolar akmasının tek yolu ise ABD’nin ödemeler dengesinde açık vermesiydi. 1960 tarihli bir kitapta ortaya konan ve sonradan yazarının adıyla anılan ikilem tam olarak buydu: ABD açık vermezse dünya rezerv sıkıntısı çekecek, açık vermeye devam ederse yurt dışında biriken dolar miktarı altın stokunu aşacak ve 35 dolarlık sözün inandırıcılığı aşınacaktı. Sistem, kendi yakıtıyla kendini zehirleyen bir motor gibiydi.
Söz ile Kasa Arasındaki Makas Neden Açıldı
1960’lı yıllar bu ikilemin yavaş yavaş gerçeğe dönüştüğü dönemdi. Federal Rezerv’in kendi değerlendirmesine göre ABD Hazinesi 1958 ile 1971 arasında net olarak 10 milyar doları aşan altın sattı ve altın stokunu yarı yarıya eritti. Sonradan ithalat ek vergisini konu alan bir federal temyiz kararına da geçen resmi verilere göre altın stoku 1960’ta 17,8 milyar dolardan Haziran 1971’de 10,4 milyar doların altına inmişti. Aynı dönemde yabancı resmi kurumların elinde biriken dolar alacakları ise yaklaşık 40 milyar dolara ulaşmıştı. Kabaca söylemek gerekirse, Hazine’nin kapısına gelebilecek her 4 dolarlık talebin karşısında kasada yalnızca 1 dolarlık altın vardı.
Bu tablonun arkasında hem dış hem iç nedenler vardı. Vietnam Savaşı’nın giderleri ve iç sosyal harcamalar, vergi artışıyla tam olarak karşılanmadan finanse edildi. Fiyatlar yükseldikçe ABD mallarının rekabet gücü azaldı, Avrupa ve Japonya ise üretkenlikte hızla açığı kapattı. Mart 1968’de altının serbest piyasa fiyatını 35 dolarda tutmak için kurulan ortak Londra altın havuzu dağıldı ve dünya 2 fiyatlı bir altın düzenine geçti: merkez bankaları arasında resmi fiyat 35 dolarda kalırken özel piyasada fiyat serbest bırakıldı. Bu, sistemin fiilen çatladığının ilk açık işaretiydi.
1971 baharında çatlak yarığa dönüştü. Dolardan kaçan sermaye Batı Almanya’ya yöneldi ve Mayıs ayında Alman markı ile Hollanda guldeni dalgalanmaya bırakıldı, İsviçre frangı ve Avusturya şilini değer kazandırıldı. İsviçre frangının altın karşısındaki resmi değeri 10 Mayıs’ta yüzde 7,1 artırıldı. Yaz aylarında baskı daha da sertleşti. Yıl sonunda açıklanan rakamlar, ABD’nin 1971’de yaklaşık 2 milyar dolarlık bir mal ticareti açığı verdiğini gösterecekti; bu, 19. yüzyılın sonundan bu yana ilk yıllık ticaret açığıydı.
İçeride ise tablo siyasi açıdan tehlikeliydi. Tüketici fiyatlarındaki artış 1969’daki yüzde 6’lık zirveden 1971’in ilk yarısında yüzde 4’e inmişti, ama bu hâlâ yüksek kabul ediliyordu. İşsizlik oranı yüzde 6 civarında takılı kalmıştı. 1972 başkanlık seçimine 15 ay vardı ve hem enflasyonu hem işsizliği aynı anda düşürmek, geleneksel araçlarla imkânsız görünüyordu. Faizi artırmak doları savunur ama işsizliği büyütürdü; faizi düşürmek büyümeyi destekler ama altın kaçışını hızlandırırdı.
Camp David’de 3 Gün: Kapalı Kapılar Ardında Ne Konuşuldu
Camp David toplantısı tarihe ani bir buluşma gibi geçse de kararın özü birkaç gün önce verilmişti. Arşiv çalışmalarına göre ABD Başkanı 12 Ağustos’ta Hazine Bakanı ve Bütçe Ofisi Direktörü ile yaptığı görüşmede planın tamamını kabul etti. Camp David’e ekibin tamamını götürmesinin amacı, önceden şekillenmiş bir programı geniş kadronun onayıyla güçlendirmekti. Yine de hafta sonu boyunca Başkan, altın penceresini kapatma konusunda tereddüt etti; dolar konvertibilitesinin askıya alınmasının siyasi açıdan zarar verebileceğinden çekiniyordu.
13 Ağustos Cuma öğleden sonra başlayan toplantıya Federal Rezerv’in aktardığı kayda göre Başkan ile birlikte 15 danışman katıldı. Masada Federal Rezerv Başkanı, Hazine Bakanı, Hazine’nin uluslararası para işlerinden sorumlu müsteşarı, Bütçe Ofisi Direktörü ve Ekonomi Danışmanları Konseyi Başkanı gibi isimler vardı. Pozisyonlar birbirinden belirgin biçimde ayrılıyordu. Federal Rezerv Başkanı ile Hazine müsteşarı, altın penceresinin kapanmasına yabancı merkez bankalarının nasıl tepki vereceğinden kaygılıydı. Bütçe Ofisi Direktörü serbest piyasa iktisadının savunucusu olarak dalgalı kuru tercih ediyordu; ona göre kurlar serbest kalırsa altın tartışması kendiliğinden anlamsızlaşacaktı. Hazine Bakanı ise meseleye pazarlık gözüyle bakıyordu: pencereyi kapatmak, ticaret fazlası veren ülkeleri paralarına değer kazandırmaya zorlamanın en etkili sopasıydı.
Başkan’ın önceliği farklıydı. IMF’nin yayın organında bu hafta sonunu konu alan bir kitap incelemesi, Başkan’ın yabancı merkez bankacılardan çok Amerikan kamuoyunun tepkisini düşündüğünü vurgular. Toplantının asıl siyasi başarısı da burada yattı: altın penceresinin kapanması, ABD’nin gevşek politikalarının ve uluslararası sorumluluktan kaçışının itirafı olarak sunulabilecekken, ülke için yeni ve iddialı bir başlangıç olarak anlatıldı. Hafta sonunun ürünü bir para krizi bildirisi değil, bir seçim yılı öncesine yerleştirilmiş bir güç gösterisiydi.
15 Ağustos Pazar akşamı saat 21.00’de Beyaz Saray’daki Oval Ofis’ten radyo ve televizyonla canlı yayınlanan konuşmanın başlığı “Barışın Meydan Okuması” idi. Başkan konuşmaya Vietnam’dan çekilme sürecini hatırlatarak başladı ve önüne 3 hedef koydu: daha fazla ve daha iyi iş yaratmak, hayat pahalılığının yükselişini durdurmak ve doları uluslararası para spekülatörlerinin saldırılarından korumak. Dikkat çekici olan, krizin kaynağını içerideki politikalarda değil dışarıdaki spekülatörlerde arayan anlatıydı. Bu tercih, kararın uluslararası maliyetini iç siyasette bir kazanca çevirmenin aracıydı.
Paketin İçeriği: Altın, Dondurma ve Gümrük
Konuşmada açıklanan program, tek bir önlem değil, birbirine bağlanmış bir dizi karardı. Para cephesinde Başkan, Hazine Bakanı’na doların altına ve diğer rezerv varlıklara çevrilebilirliğini “geçici olarak” askıya alma talimatı verdiğini duyurdu. İstisna olarak, para istikrarı ve ABD’nin çıkarı gerektirdiğinde belirlenecek miktar ve koşullar bırakılmıştı; ama pratikte pencere kapanmıştı. Başkan, sıradan Amerikalıya yönelik bir güvence de ekledi: yabancı araba alan ya da yurt dışına giden biri dolarının biraz daha az şey satın aldığını görebilirdi, ama Amerika’da Amerikan malı alan büyük çoğunluk için doların değeri ertesi gün de aynı kalacaktı.
Enflasyon cephesinde ülke genelinde tüm fiyatlar ve ücretler 90 gün süreyle donduruldu. Dondurma, aynı gün imzalanan 11615 sayılı Başkanlık Kararnamesi ile yürürlüğe girdi ve uygulamayı yürütmek için Hayat Pahalılığı Konseyi kuruldu. Başkan şirketlere temettüleri de dondurma çağrısı yaptı ve 2 noktanın altını çizdi: önlem geçiciydi ve arkasında büyük bir fiyat denetim bürokrasisi kurulmayacaktı. Bu 2 vaadin ikisi de zamanla geçerliliğini yitirecekti.
Ticaret cephesinde ABD’ye giren ve gümrüğe tabi tüm mallara yüzde 10’luk ek vergi getirildi. 4074 sayılı Başkanlık Bildirisi ile düzenlenen ek vergi 16 Ağustos gece yarısından sonra saat 00.01’de yürürlüğe girdi. Başkan bunun da geçici olduğunu, hiçbir ülkeyi hedef almadığını ve “haksız kurlar” düzeltildiğinde kalkacağını söyledi. Bu cümle, ek verginin asıl işlevini açık ediyordu: koruma değil, pazarlıktı.
Programın büyüme ayağı da en az bu üçü kadar kapsamlıydı. Yeni makine ve teçhizat yatırımlarına 1 yıl süreyle yüzde 10, 15 Ağustos 1972’den sonra yüzde 5 vergi kredisi önerildi. Otomobillerdeki yüzde 7’lik özel tüketim vergisinin kaldırılması teklif edildi; Başkan’ın hesabına göre bu, araba başına yaklaşık 200 dolarlık indirim demekti. 1973 başına planlanan kişisel gelir vergisi muafiyet artışının 1 yıl öne çekilmesi istendi. Bu vergi indirimlerinin bütçeye maliyetini dengelemek için 4,7 milyar dolarlık federal harcama kesintisi, kamu maaş artışlarının ertelenmesi, kamu personelinde yüzde 5’lik azaltma ve dış ekonomik yardımda yüzde 10’luk kesinti açıklandı. Kısacası paket, talebi canlandırırken bütçe disiplini görüntüsünü de korumaya çalışan bir denge kurgusuydu.
3 Aracın İktisadi Mantığı: Neden Aynı Pakette Geldiler
Paketi anlamanın anahtarı, 3 ana aracın birbirinin açığını kapatacak biçimde tasarlandığını görmektir. Her biri tek başına uygulansaydı ya işe yaramayacak ya da yeni bir sorun doğuracaktı. Birlikte ise bir zincir oluşturuyorlardı.
Altın penceresi: paritenin kilidini açmak
Bretton Woods düzeninde dolar sistemin merkezi olduğu için ABD, diğer ülkeler gibi kendi parasını kolayca devalüe edemiyordu. Doların değeri altına bağlıydı, diğer paralar da dolara. ABD altın fiyatını yükseltse bile diğer ülkeler paralarını dolara karşı aynı oranda düşürerek eski kurları yeniden kurabilirdi. Yani doların gerçek değer kaybı, ancak diğer ülkelerin paralarına değer kazandırmasıyla mümkündü. Altın penceresini kapatmak, bu kilidi kırmanın yoluydu: dolar artık altına çevrilemeyeceği için fazla dolar biriktiren ülkeler ya bu dolarları değer kaybetme riskiyle tutmaya devam edecek ya da kurlarını yeniden düzenlemeyi kabul edecekti. Ekonomi teorisinin “imkânsız üçlü” olarak adlandırdığı kısıtta, yani sabit kur, serbest sermaye hareketi ve bağımsız para politikasının aynı anda sürdürülemeyeceği gerçeğinde, ABD sabit kuru feda ederek para politikasını kendine geri aldı.
İthalat ek vergisi: pazarlık masasındaki sopa
Yüzde 10’luk ek vergi, doların fiili devalüasyonunun pazarlık sürecindeki karşılığıydı. 1975 tarihli bir hukuk incelemesinin aktardığı gerekçeye göre ABD tek taraflı olarak devalüasyon yapsaydı diğer ülkelerin de kendi paralarını düşürerek etkiyi sıfırlamasından korkuluyordu. Ek vergi ise ithal malları hemen pahalılaştırarak bir devalüasyonun etkisini geçici olarak taklit ediyor, aynı zamanda ticaret ortaklarını masaya oturtuyordu. Mesaj açıktı: kurlarınızı düzeltin, vergi kalksın. Bu araç sonradan hukuki tartışmalara da konu oldu; ek verginin Başkan’ın yetkilerini aşıp aşmadığı 1970’lerin ortasına kadar ABD mahkemelerinde dava edildi.
Fiyat ve ücret dondurması: devalüasyonun enflasyona dönmesini önlemek
Doların değer kaybetmesi ve ithalata ek vergi gelmesi, ithal malların fiyatını kaçınılmaz olarak artıracaktı. Bu artış ücret taleplerine, ücretler de yeniden fiyatlara yansırsa devalüasyonun rekabet avantajı kısa sürede erirdi. Dondurma bu sarmalı kırmak ve beklentileri sıfırlamak için tasarlanmıştı. Aynı zamanda vergi indirimleri ve gevşek para politikasıyla büyümeyi canlandırırken enflasyonun yeniden alevlenmesi korkusunu bastıran bir siyasi kalkan işlevi görüyordu. Seçime giden yolda hem işsizliği düşürmek hem fiyatları tutmak isteyen bir yönetim için dondurma, 2 hedefi aynı anda kovalamanın kısa yoluydu.
Bu zincirin son halkası para politikasıydı. Altına bağlı bir dolar, faiz indirimlerini altın kaçışı riskiyle sınırlıyordu. Pencere kapanınca bu fren ortadan kalktı. Ekonomi tarihi çalışmaları, Başkan’ın sonraki aylarda Federal Rezerv Başkanı üzerinde 1972 seçimini destekleyecek genişlemeci bir politika için sürekli baskı kurduğunu ve altın konvertibilitesinin geri getirilmesine her seferinde karşı çıktığını gösteriyor. Camp David’in sessiz sonucu, dış dengenin artık iç politikayı bağlamadığı bir dünyanın kapısını aralamasıydı.
Yönetimin hedefi de rakamla belliydi. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın yayımladığı diplomatik belgelere göre kriz boyunca yönetim, mal ve hizmet dengesinde en az 13 milyar dolarlık bir dönüş hedefini benimsedi. Bu, 1971 nominal milli gelirinin yaklaşık yüzde 1,3’üne denk geliyordu ve 10 Eylül 1971 tarihli bir Hazine belgesinde ortaya konmuştu. Yabancı gözlemciler hedefi aşırı buldu; çünkü ABD’nin dış dengesinde bu kadar büyük bir iyileşme, kaçınılmaz olarak diğer ülkelerin dengesinde aynı büyüklükte bir bozulma anlamına geliyordu.
Smithsonian’dan Dalgalı Kura: Geçici Olan Nasıl Kalıcı Oldu
Ağustos kararlarının ardından büyük sanayi ülkelerinin çoğu sabit kuru fiilen bıraktı ve paralarını dolar karşısında yükselmeye bıraktı. Sonbahar boyunca 10 büyük sanayi ülkesinin oluşturduğu G10 grubunda yoğun pazarlıklar yapıldı. 30 Kasım ve 1 Aralık 1971’de Roma’da toplanan bakanlar uzlaşmanın çerçevesini çizdi. ABD Hazine Bakanı’nın Roma toplantısına ilişkin özet telgrafına göre ABD tarafı, temel dengede yaklaşık 13 milyar dolarlık bir dönüş gerektiğini masaya koymuştu.
Sonuç, 17 ve 18 Aralık 1971’de Washington’daki Smithsonian Enstitüsü’nde imzalanan anlaşma oldu. Altının resmi fiyatı 35 dolardan 38 dolara çıkarıldı. Bu, altın fiyatında yüzde 8,57’lik artış, doların altın karşısında yüzde 7,89’luk değer kaybı demekti. Japon yeni dolar karşısında 360’tan 308’e yükselerek yüzde 16,88 değer kazandı. Kurların paritenin etrafında dalgalanabileceği bant, her 2 yönde yüzde 1’den yüzde 2,25’e genişletildi. ABD de karşılığında ithalat ek vergisini kaldırdı: 4098 sayılı Bildiri ile ek vergi 20 Aralık 1971’den itibaren sona erdi. Başkan anlaşmayı dünya tarihinin en önemli para anlaşması olarak nitelendirdi.
Anlaşmanın ömrü kısa oldu. Altın fiyatı yükseltilmişti, ama dolar hâlâ altına çevrilemiyordu. Dolayısıyla 38 dolarlık fiyat, kimsenin o fiyattan işlem yapamadığı sembolik bir rakamdan ibaretti. 1973’ün ilk haftalarında dolardan kaçış yeniden hızlandı. 12 Şubat 1973 akşamı ABD, doların ikinci kez yüzde 10 devalüe edildiğini açıkladı ve altının resmi fiyatı 42,22 dolara çıktı. Japonya yeni dalgalanmaya bıraktı. Baskı dinmedi; 2 Mart’ta Avrupa döviz piyasaları kapandı. Piyasalar 19 Mart’ta yeniden açıldığında büyük paraların büyük kısmı dolara karşı dalgalanıyordu. Bretton Woods’un sabit kur düzeni böylece fiilen sona ermiş oldu.
2 aşamalı devalüasyonun toplam etkisi hesaplandığında doların altın karşısındaki değeri yüzde 17’yi aşan oranda azalmıştı. Serbest piyasadaki altın fiyatı ise resmi fiyatla ilişkisini tamamen kopardı. New York Federal Rezerv Bankası’nın raporuna göre Londra’da ons fiyatı Temmuz 1973’te 127 dolara kadar tırmandı; bu, 2 yıl önceki resmi fiyatın 3 katından fazlaydı.
| Tarih | Gelişme | Resmi altın fiyatı (ons) | Doların altın karşısındaki değişimi |
|---|---|---|---|
| 1934 | Altının resmi fiyatı sabitlendi | 35 $ | Başlangıç seviyesi |
| Temmuz 1944 | Bretton Woods düzeni kuruldu | 35 $ | Değişmedi |
| Mart 1968 | Londra altın havuzu dağıldı, 2 fiyatlı düzen başladı | 35 $ (yalnızca resmi işlemler) | Özel piyasa serbest |
| 15 Ağustos 1971 | Altın penceresi geçici olarak kapandı | 35 $ (çevrilebilirlik yok) | Kurlar fiilen dalgalandı |
| 18 Aralık 1971 | Smithsonian Anlaşması | 38 $ | Yüzde 7,89 değer kaybı |
| 20 Aralık 1971 | Yüzde 10’luk ithalat ek vergisi kaldırıldı | 38 $ | Değişmedi |
| 12 Şubat 1973 | İkinci devalüasyon açıklandı | 42,22 $ | Yüzde 10 değer kaybı |
| 19 Mart 1973 | Piyasalar dalgalı kurla yeniden açıldı | 42,22 $ (sembolik) | 1971’den beri toplam yüzde 17,1 |
Tablodaki veriler bilgilendirme amaçlıdır; yatırım tavsiyesi değildir. Geçmiş getiriler geleceğe ilişkin bir taahhüt oluşturmaz.
Ücret ve Fiyat Kontrollerinin Akıbeti
Konuşmada “geçici” diye sunulan dondurma, ABD’nin barış döneminde uyguladığı kapsamlı fiyat denetiminin yalnızca ilk evresi oldu. 90 günlük dondurma 15 Ağustos ile 13 Kasım 1971 arasını kapsadı. 14 Kasım’da başlayan İkinci Evre’de genel dondurmanın yerini, Ücret Kurulu ve Fiyat Komisyonu adlı 2 kurumun yönettiği denetimli artış kuralları aldı. Bu evre 10 Ocak 1973’e kadar sürdü. Ardından gönüllülüğe dayanan Üçüncü Evre geldi; ancak fiyatlar yeniden hızlanınca yönetim 13 Haziran 1973’te ikinci bir dondurma ilan etti ve bu ikinci dondurma 12 Ağustos’a kadar uygulandı. Son olarak Dördüncü Evre başladı.
Tüm bu düzenin yasal dayanağı olan 1970 tarihli Ekonomik İstikrar Yasası, 30 Nisan 1974 gece yarısı süresi dolarak sona erdi ve Kongre yetkiyi yenilemedi. Başlangıçta “dev bir fiyat denetim bürokrasisi kurulmayacak” diye anlatılan program, sonunda kurulları, komisyonları, istisna listeleri ve evreleriyle tam da o bürokrasiye dönüşmüştü. Kontrollerin kalkması, ertelenmiş fiyat artışlarının bir anda serbest kalması anlamına geldi ve bu dönem, 1973 petrol şokuyla birleşince ABD’de enflasyonun 1974’te çift haneye çıktığı yıllara denk geldi.
Petrol Cephesi: Değer Kaybeden Dolar ve OPEC’in Cevabı
Camp David kararlarının en az konuşulan sonucu petrol piyasasında yaşandı. Petrol dolarla fiyatlanıyor, üretici ülkelerin gelirleri dolarla ödeniyordu. Bu ülkeler ise ithalatlarının önemli bir kısmını Avrupa ve Japonya’dan yapıyordu. Dolar mark ve yen karşısında değer kaybettikçe, aynı varil petrolden elde edilen gelirin satın alma gücü eriyordu. Bir varil petrolün dolar fiyatı değişmese bile, o dolarla alınabilecek Alman makinesi ya da Japon çeliği azalıyordu.
Üretici ülkeler buna hızla tepki verdi. ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı’nın Ekonomik Araştırma Ofisi tarafından hazırlanan ve sonradan diplomatik belgeler serisinde yayımlanan bir istihbarat notu, süreci ayrıntılı biçimde anlatır. Basra Körfezi’ndeki OPEC üyeleri ile buralarda faaliyet gösteren yabancı petrol şirketleri arasındaki müzakereler 10 Ocak 1972’de ciddi biçimde başladı ve 20 Ocak 1972’de Cenevre’de imzalanan anlaşmayla sonuçlandı. Anlaşma, Körfez ham petrolünün ilan edilmiş fiyatlarını yüzde 8,49 artırdı. Irak ve Suudi Arabistan’dan boru hattıyla Doğu Akdeniz’e taşınan petrol de aynı oranda zam gördü. Daha da önemlisi, 1 Nisan 1972’den itibaren ilan fiyatlarının döviz kurlarındaki değişimlere göre her çeyrekte yeniden ayarlanması kabul edildi.
Aynı nota göre bu anlaşma, Körfez’deki OPEC üyelerine 1972 yılında yaklaşık 670 milyon dolarlık ek gelir sağlayacaktı. Yüzde 8,49’luk oranın Smithsonian’daki yüzde 8,57’lik altın fiyatı artışına bu kadar yakın olması tesadüf değildi; üretici ülkeler, dolar karşısında kaybettikleri değeri neredeyse birebir geri almıştı. Rakamın mantığını sadeleştirmek için Suudi Arabistan’ın gösterge hafif ham petrolüne bakmak yeterli: CIA’nın Ocak 1974 tarihli fiyat derlemesine göre bu petrolün ilan fiyatı 1 Haziran 1971’de 2,285 dolardı ve Cenevre anlaşmasıyla 2,479 dolara çıktı. 2,285 doları 1,0849 ile çarptığınızda tam olarak 2,479 dolar elde edersiniz.
Formül, ilk ciddi sınavını Şubat 1973 devalüasyonunda verdi ve yetersiz kaldı. Üretici ülkeler yeni bir düzenleme talep etti ve 1 Haziran 1973’te yürürlüğe giren ikinci Cenevre anlaşmasıyla Şubat devalüasyonundan bu yana ilan fiyatlarındaki toplam artış yüzde 11,9’a ulaştı. Bu dönemde aynı petrolün ilan fiyatı 2,898 dolara, 1 Ekim 1973’te ise 3,011 dolara yükseldi. 16 Ekim 1973’te OPEC, fiyatları şirketlerle müzakere etmeden tek taraflı olarak belirleme kararı aldı ve 1 Ocak 1974’te ilan fiyatı 11,651 dolara çıktı. 1971 başında 1,80 dolar olan fiyat 3 yıl içinde yaklaşık 6,5 katına ulaşmıştı.
Burada nedenselliği doğru kurmak gerekiyor. 1973 sonbaharındaki büyük sıçramanın asıl tetikleyicisi Ekim savaşı ve Arap üreticilerin üretim kısıntısıydı; doların değer kaybı tek başına bu sıçramayı açıklamaz. Ancak Camp David kararları 2 önemli zemin hazırladı. Birincisi, üretici ülkeler fiyatların tek taraflı olarak şirketler ve tüketici ülkeler tarafından belirlendiği bir dünyada yaşamadıklarını keşfetti; döviz kuru telafisi için oturulan masalar, fiyat belirleme gücünün el değiştirdiği masalara dönüştü. İkincisi, altın çapası kalkmış bir dolarla fiyatlanan bir emtianın nominal değerinin sabit kalması artık beklenemezdi. Petrol, doların değer kaybına karşı bir sigorta işlevi görmeye başladı.
Makroekonomik Anlamı: Çapanın Değişmesi
Camp David’in makroekonomik anlamı, bir para sisteminin çapasının metalden kurumlara geçmesidir. 1971 öncesinde doların değeri, en azından resmi düzlemde, Hazine’nin kasasındaki altına bağlıydı. 1971 sonrasında ise doların değerini ABD ekonomisinin büyüklüğü, sermaye piyasalarının derinliği, Hazine kâğıtlarının likiditesi ve merkez bankasının güvenilirliği belirlemeye başladı. Bu geçiş bir gecede tamamlanmadı. Hukuki olarak resmi altın fiyatı IMF anlaşmasından ancak 1976’da Jamaika’da uzlaşılan ve 1978’de yürürlüğe giren değişiklikle çıkarıldı.
Bu kronoloji, Petrolandeco’nun farklı yazılarda başvurduğu Gerçeklik Gecikmesi Teoremi’nin ders kitabı örneklerinden biridir. Bretton Woods düzeni fiilen 1968’de, 2 fiyatlı altın piyasası kurulduğu gün çatladı. Resmi olarak 1971’de, Camp David’den sonra öldü. Piyasalar ölümü 1973’te, dalgalı kurla kabul etti. Hukuk ise cenazeyi 1978’de kaldırdı. Gerçek ile onun resmi tanınması arasında 10 yıla yakın bir mesafe vardı. Her aşamada yetkililer sistemin hâlâ ayakta olduğunu söyledi, piyasalar ise çoktan başka bir dünyaya göre fiyat veriyordu.
İkinci önemli sonuç, doların gücünün sanılanın aksine azalmamasıdır. 1971’de birçok gözlemci, altından kopan doların rezerv para statüsünü kaybedeceğini düşündü. Oysa IMF’nin yayın organında yer alan değerlendirmeye göre Bretton Woods’un çöküşü, küresel para ve finans düzeninin bazı yönlerini o dönemde beklenenden çok daha az değiştirdi; dolar bugün de baskın uluslararası para ve rezerv para olmaya devam ediyor. 1960’larda Fransız maliye çevrelerinin “aşırı ayrıcalık” diye eleştirdiği konum, altın çapası kalktıktan sonra daha da güçlendi; çünkü ABD artık açıklarını altınla değil, kendi borç senetleriyle ödüyordu.
Bu yeni düzenin felsefesini en çıplak haliyle ABD Hazine Bakanı’na atfedilen bir cümle özetler. 1971 Roma toplantısı sırasında Avrupalı maliye bakanlarına doların “bizim paramız, ama sizin sorununuz” olduğunu söylediği aktarılır. Cümlenin tam bağlamı tartışmalı olsa da arkasındaki mantık, sonraki 50 yılı biçimlendirdi. Doların değer kaybı, dolar rezervi tutan ülkelerin servetini eritiyordu; ama bu ülkeler dolardan kolayca çıkamıyordu, çünkü dolar kadar derin ve likit bir alternatif yoktu. 1974’ten itibaren petrol gelirlerinin ABD Hazine kâğıtlarına geri dönüşüyle bu döngü yeni bir mecraya kavuştu: altının yerini fiilen Hazine piyasası ve doların emtia ticaretindeki ağırlığı aldı.
Üçüncü sonuç, para politikasının özgürleşmesiyle gelen sorumluluğun ağırlığıdır. Altın çapası kalkınca merkez bankaları ilk kez doğrudan fiyat istikrarından sorumlu hale geldi, ama bu sorumluluğun araçları ve kurumsal güvenceleri henüz yoktu. Sonuç 1970’lerin büyük enflasyonu oldu. Enflasyonu kalıcı biçimde kırmak için 1979’dan sonra çok sert bir parasal sıkılaşma gerekecekti. Başka bir deyişle Camp David, altının disiplinini kaldırdı ama yerine konacak kurumsal disiplini kurmak 10 yıl sürdü.
Son olarak paket, ticaret politikasının döviz politikasının aracı olarak kullanılmasının modern örneklerinden biridir. Yüzde 10’luk ek vergi 4 ay gibi kısa bir sürede amacına ulaştı ve kaldırıldı; çünkü hedefi korumacılık değil, kurların yeniden düzenlenmesiydi. Bu ayrım bugün de önemlidir. Gümrük vergisini kalıcı bir sanayi politikası olarak kullanmak ile onu pazarlık masasında geçici bir koz olarak kullanmak, iktisadi sonuçları çok farklı 2 şeydir. 1971 deneyimi, ikinci yolun belirli koşullarda işe yarayabildiğini, ama bunun ancak karşı tarafın uzlaşmaya mecbur olduğu bir güç dengesinde mümkün olduğunu gösterir.
ABD Dışişleri Bakanlığı Tarih Ofisi, Foreign Relations of the United States 1969-1976, Cilt III: Dış Ekonomi Politikası ve Uluslararası Para Politikası 1969-1972 (önsöz, cilt özeti, Roma G10 toplantısına ilişkin editör notları ve 7 Aralık 1971 tarihli telgraf).
ABD Dışişleri Bakanlığı Tarih Ofisi, Foreign Relations of the United States 1969-1976, Cilt XXXVI: Enerji Krizi 1969-1974, Belge 110 (CIA Ekonomik Araştırma Ofisi istihbarat notu, Cenevre Anlaşması).
ABD Dışişleri Bakanlığı Tarih Ofisi, Milestones 1969-1976: Bretton Woods Sisteminin Sonu 1971-1973.
American Presidency Project, Kaliforniya Üniversitesi Santa Barbara: 15 Ağustos 1971 tarihli “Barışın Meydan Okuması” ulusa sesleniş metni; 4098 sayılı Bildiri; 11627, 11640 ve 11788 sayılı Başkanlık Kararnameleri; 27 Ocak 1972 tarihli Ekonomi Raporu mesajı.
GovInfo, ABD Kanunlar Derlemesi 85. Cilt, 4074 sayılı Başkanlık Bildirisi (15 Ağustos 1971).
ABD Ulusal Arşivleri (NARA), Federal Kayıtlar Rehberi, Kayıt Grubu 432: Hayat Pahalılığı Konseyi kayıtları 1971-1974.
Federal Reserve History, Altın Konvertibilitesinin Sona Ermesi ve Ücret/Fiyat Kontrolleri makalesi.
St. Louis Federal Rezerv Bankası FRASER arşivi: 1972 Başkanın Ekonomi Raporu (2. ve 5. bölümler); Federal Reserve Bulletin, Bretton Woods’tan bugüne kur politikası makalesi; New York Federal Rezerv Bankası Monthly Review, Eylül 1973.
CIA FOIA Okuma Odası, Crude Oil Prices Since 1970, 22 Ocak 1974.
Bank of England, Quarterly Bulletin 1972 1. çeyrek, Commentary bölümü.
Japonya Maliye Bakanlığı Politika Araştırma Enstitüsü, 1972-1990 Maliye Politikası Tarihi, 1. Bölüm 3. Kısım; Japonya Ekonomik Planlama Ajansı, 1972 Dünya Ekonomisi Yıllık Raporu.
Güney Afrika Merkez Bankası, Üç Aylık Bülten, Mart 1973; Avustralya Merkez Bankası, 1973 Yıllık Rapor.
ABD Kongresi Ortak Ekonomi Komitesi, Dalgalı Döviz Kurları Ne Kadar İyi İşliyor raporu, Ağustos 1973.
ABD Gümrük ve Patent Temyiz Mahkemesi, 1975 tarihli ithalat ek vergisi kararı; Michigan Law Review, Cilt 73, Sayı 5 (1975).
IMF, Finance and Development, Eylül 2021, Camp David toplantısını konu alan kitap incelemesi.
Economic History Society, Bretton Woods’un Sona Erişi incelemesi.