Haşhaş Karşılığı Kredi: 1970 ABD Kredisi ve 1971 Haşhaş Ekim Yasağı
Haşhaş Karşılığı Kredi: 1970 ABD Kredisi ve 1971 Haşhaş Ekim Yasağı
ABD Hazinesi’nin itirazından ekim yasağı kararnamesine, Washington arşivlerinde yardım ve afyon pazarlığı
1970 baharında Washington’da Türkiye’ye verilecek 40 milyon dolarlık bir kalkınma kredisi, ekonomiyle hiçbir ilgisi olmayan bir gerekçeyle masaya takıldı. ABD Hazine Bakanı, Türkiye haşhaş ekimini tamamen bitirmeyi kabul edene kadar paranın verilmemesini istiyordu. İtiraz geri çekildi ve kredi onaylandı; ama onayın gerekçesi de aynı tarladan geliyordu. ABD Dışişleri Bakanlığı’nın gizliliği kaldırılmış belge serisi, 1971 haziranında ilan edilen haşhaş ekim yasağına giden yolun her adımında yardım ile afyonun aynı hesap defterine yazıldığını gösteriyor.
Belgedeki Kredi: 40 Milyon Dolar Neyi Finanse Edecekti
Hikâyenin merkezindeki belge, ABD Başkanı’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı tarafından Başkan’a sunulmuş, üzerinde tarih bulunmayan kısa bir not. Notu hazırlayan ekonomi uzmanı onu 1 Haziran 1970 tarihli bir kapak yazısıyla danışmana iletmiş, danışman da onay satırını 8 Haziran 1970’te Başkan adına paraflamış. Konu başlığı son derece sıradan: 1970 mali yılı Türkiye ekonomik yardım programı. Dışişleri Bakanı, ABD’nin uluslararası kalkınma ajansı AID üzerinden Türkiye’ye 40 milyon dolarlık bir program kredisi verilmesi için Başkan’ın onayını istiyor.
Paranın nereye gideceği de açıkça yazılmış. Kredi, Türkiye’nin sanayi ve tarım kapasitesini genişletmek için ihtiyaç duyduğu sermaye malları, hammadde ve yedek parça ithalatını finanse edecekti. Yani bu bir köprü, baraj ya da fabrika kredisi değildi; Türkiye’nin döviz darboğazında nefes almasını sağlayan, ithalat faturasının bir bölümünü karşılayan genel amaçlı bir kaynaktı. Belgeye göre bütün kurumlar, bütçe dairesi de dahil olmak üzere, krediye onay vermişti.
Kredinin bir de uluslararası çerçevesi vardı. ABD’nin Türkiye’ye verdiği kalkınma kredileri, OECD himayesinde kurulmuş bir bağışçılar konsorsiyumu içinde yürüyordu. Belge, 1970 için de önceki 2 yılda olduğu gibi diğer ikili bağışçıların 60 milyon dolarlık yeni program kredisi vereceğini, ABD’den de yine 40 milyon dolar beklendiğini söylüyor. Böylece ikili program kredilerinde toplam 100 milyon dolarlık bir paket ortaya çıkıyordu ve ABD bunun yüzde 40’ını taşıyordu.
Notta dikkat çeken bir başka ayrıntı, ABD’nin Türkiye’ye verdiği kredinin zaten hızla küçülmekte olduğu. Türkiye 2 yıldan uzun bir süre önce 1972’ye kadar imtiyazlı kredilere bağımlılığı bitirme planını açıklamıştı. ABD de buna paralel olarak ikili kredi düzeyini 1967 mali yılındaki 125 milyon dolardan 1968’de 68 milyon dolara, 1969’da da 40 milyon dolara indirmişti. Bu, 2 yılda yüzde 68’lik bir daralma demekti. Belgeye göre 1970’te rakamın daha da aşağı çekilmemesinin nedeni, Türkiye’nin henüz liranın değerini düşürmemiş ve kendi ayakları üzerinde durmak için gereken ekonomik düzenlemeleri yapmamış olmasıydı.
ABD Hazinesi’nin İtirazı: Önce Haşhaş, Sonra Kredi
Notun asıl önemli paragrafı, ekonomik gerekçelerin bittiği yerde başlıyor. Ulusal Güvenlik Danışmanı Başkan’a şunu aktarıyor: Hazine Bakanı başlangıçta, Türkiye afyon üretimini ortadan kaldırmayı kabul edene kadar bu kredinin verilmesine itiraz etmişti. Hazine daha sonra itirazını “bu yıl için” geri çekmiş ve Dışişleri Bakanlığı ile şu noktada uzlaşmıştı: kredinin askıya alınması siyasi ilişkileri gerebilir ve Türk Başbakanı’nın afyon sorununda yardımcı olma kabiliyetini kısıtlayabilirdi. Not, meselenin Başbakan ve Dışişleri Bakanı nezdinde aktif olarak takip edildiğini de ekliyor.
Bu paragrafı dikkatle okumak gerekiyor, çünkü kredinin kaderini belirleyen mantık tam olarak burada saklı. Hazine’nin itirazı da, itirazın geri çekilmesi de aynı değişkene dayanıyordu: Türkiye’deki haşhaş tarlaları. Hazine krediyi bir baskı aracı olarak tutmak istiyordu; Dışişleri ise krediyi vermenin, afyon konusunda işbirliği yapan bir hükümeti ayakta tutmanın yolu olduğunu savunuyordu. Kazanan taraf Dışişleri oldu, ama kazanan argüman yine afyon argümanıydı. Kredi, Türkiye’nin kalkınmaya ihtiyacı olduğu için değil yalnızca; ABD’nin Ankara’da afyon konusunda konuşabileceği bir muhatabı kaybetmek istemediği için de onaylandı.
“Bu yıl için” ifadesi de boş bir kalıp değildi. Hazine itirazından vazgeçmemiş, onu ertelemişti. Bir sonraki yılın kredisi geldiğinde aynı soru yeniden masaya gelecekti ve gerçekten de geldi. Belgede bir başka ilginç nokta, aynı notun devalüasyon konusunda tam tersi bir ilke koyması. Dışişleri Bakanı, IMF’yi desteklemekle birlikte ABD’nin bu siyasi açıdan hassas müzakerelere doğrudan karışmaması gerektiğini ve kredinin hiçbir bölümünün devalüasyona ya da reforma bağlanmaması gerektiğini düşünüyordu. Danışman buna tamamen katılıyor, çünkü böyle bir baskının siyasi sürtünme yaratıp müzakereleri tehlikeye atacağını yazıyor. Aynı mantık, yani Ankara’ya açık baskının ters tepeceği düşüncesi, afyon konusunda da Dışişleri’nin elindeki ana kozdu.
Notun kapanışında ABD’nin bu yardıma neden önem verdiği de bir kez daha özetleniyor: Türkiye’nin performansı dalgalı olsa da yardımı haklı çıkaracak kadar sağlamdı ve Türkiye’yi Avrupa Topluluğu’na tam üyeliğe hazırlamak yüksek stratejik önem taşıyordu. Öneri satırı da 40 milyon dolarlık kredinin yanına, Türkiye kur reformu yaparsa özel konsorsiyum finansmanının parçası olarak 25 milyon dolar daha eklenmesini içeriyordu.
Ankara’nın Elindeki Tablo: 42 İlden 9 İle İnen Haşhaş Ekimi
Kredi notunun yazıldığı günlerden 2 ay önce, 1 Nisan 1970’te, ABD Dışişleri Bakanı Washington’daki makamında Türkiye’nin Büyükelçisi’ni kabul etmişti. Görüşme, Batı Anadolu’yu 28 ve 29 Mart’ta vuran ve belgeye göre 1.200 kişinin ölümüne, 90.000 kişinin evsiz kalmasına yol açan depremler için taziyeyle başladı. Ama konuşmanın tek gerçek gündemi afyondu. Bakan, ABD’deki uyuşturucu sorununun trajik sonuçlarını anlattı, kamuoyu ve Kongre baskısının arttığını söyledi ve bunun 2 hükümet arasındaki tek sorun olduğunu, diğer her şeyin yolunda gittiğini vurguladı. Paranın sorun olmadığını, ABD’nin Türk çiftçisini tazmin etmeye hazır olduğunu da ekledi.
Bakanın elindeki temel rakam, ABD’ye giren yasa dışı eroinin yüzde 80’inin Türkiye kaynaklı olduğu tahminiydi. Aynı tahmin, 3 ay sonra Dışişleri Müsteşarı’nın Hazine Bakanı’na yazdığı mektupta da tekrarlanacaktı. Türk Büyükelçisi’nin cevabı ise başka bir zaman ölçeğinden geliyordu. Haşhaş ekiminin başlangıçta 42 ilde serbest olduğunu ve kademeli olarak 9 ile indirildiğini, kısa süre içinde daha da kısılacağını anlattı. Üst düzeyde ekimin tamamen bitirilmesi kararının alındığını ama bunun ne kadar hızlı yapılabileceğini bilmediğini söyledi. Türk çiftçisinin 800 yıldır haşhaşı yemeklik yağ için ektiğini, böyle bir geleneği sökmenin kolay olmadığını, zaman alacağını ve meselenin aslında para meselesi olmadığını ekledi.
Bu görüşmede 2 tarafın dili, sonraki 15 ayın bütün gerilimini önceden haber veriyor. Washington için konu hız ve para meselesiydi; Ankara için ise zaman ve toprak meselesi. Görüşmenin sonunda Büyükelçi’nin Robert Kolej’in AID fonlarından yılda yaklaşık 1 milyon dolar daha ihtiyaç duyduğunu hatırlatması ve Bakan’ın bakacaklarını söylemesi, 2 ülke arasındaki yardım ilişkisinin ne kadar geniş bir alana yayıldığını da gösteriyor.
Washington’ın planı aslında birkaç ay önce yazılmıştı. 12 Aralık 1969 tarihli bir Dışişleri notu, Ankara’daki ABD Büyükelçisi’nin Türk Başbakanı’ndan mevcut ekinin sürülüp toprağa gömülmesini isteyeceğini ve bunu kolaylaştırmak için 5 milyon dolarlık hibe esaslı bir emtia ithalat programı teklif etme yetkisi aldığını anlatıyor. Bu olmazsa yedek plan, 1970 ekinini ABD ilaç şirketlerinin yasal alımlarıyla tamamen yasal kanala çekmek ve 1970 ekininden sonraki bütün haşhaş ekimini yasa dışı ilan ettirmekti. Belgeye göre bu durumda yasa dışı kanala kaçan miktarın eskisinin yaklaşık yüzde 25’ine düşmesi bekleniyordu. Başkan planı onayladı ve karar 7 Ocak 1970’te Dışişleri’ne bildirildi. Türk hükümetinin ekini toprağa gömmesi gerçekleşmedi; ama planın sonraki adımı, yani ekimin tamamen yasaklanması hedefi, bütün yardım tartışmalarının arka planına yerleşti.
Washington’da 2 Cephe: Dışişleri Bakanlığı ile Hazine Arasındaki Kavga
Kredinin onaylanmasından 10 gün sonra, 18 Haziran 1970’te, Dışişleri Bakanlığı Türkiye Masası Direktörü üstüne alışılmadık bir başlıkla bir iç yazı gönderdi. Başlık, İngilizce bir deyimi Türkiye’ye uyarlıyordu: Türk bebeği narkotik banyo suyuyla birlikte atmayalım. Yazı, Washington’daki havanın ne kadar sertleştiğini çarpıcı bir anekdotla açıyor. Direktörün aktardığına göre bir önceki aralık ayında Beyaz Saray’daki danışmanlardan biri, Türklerin afyonla ABD’ye “saldırmasına” karşılık Sultanahmet Camii’nin bombalanması gerektiğini söylemişti. Direktör o gün bunun şaka olduğunu düşündüklerini, artık o kadar emin olmadığını yazıyor. Yazıyı okuyan Yakın Doğu’dan sorumlu Bakan Yardımcısı bu satırın yanına, katıldığını ve gerekirse bu danışmanla yüzleşmeye hazır olduğunu not etmiş.
Direktörün asıl kaygısı, ABD dış ilişkilerinden sorumlu olmayan ama uyuşturucu sorunu yüzünden haklı olarak öfkeli olan bazı yetkililerin, aralarında Hazine Bakan Yardımcısı’nın da bulunduğu bir grubun, bu sorunu çözme uğruna Türkiye’deki bütün diğer ABD çıkarlarına onarılamaz zarar vermeye hazır görünmesiydi. Üstelik ona göre bu, sorunu çözme ihtimali bile olmayan bir bedeldi. Türkiye tek bir haşhaş daha üretmese bile sorun çözülmezdi, çünkü afyon İran’da, Afganistan’da, Pakistan’da, Burma’da, Tayland’da, Laos’ta, Kamboçya’da ve Hindistan’da da üretiliyordu. Talep olduğu sürece arz da olacaktı.
Yazının kredi açısından en önemli cümlesi bir uyarı niteliğinde. Direktör, yakında AID’yi, PL 480 tarım yardımını, askeri yardım programını ve eldeki her şeyi Türkleri istenen şeyi yapmaya zorlamak için kör bir sopa gibi kullanma yönünde çok ağır bir baskıyla karşılaşacaklarından emin olduğunu yazıyor. Türkleri tanıyan herkesin bunun işe yaramayacağını bildiğini söylüyor. Daha da kötüsü, program kredisinin bekletilmesi ya da PL 480 sevkiyatının geciktirilmesi gibi doğrudan bir baskının en küçük belirtisinin bile Türkleri inada sokacağını ve afyon konusunda zaten alınmakta olan işbirliğini gevşetebileceğini ekliyor. Belgede program kredisinin adının tam da bu bağlamda geçmesi, kredinin Washington’daki tartışmada bir pazarlık kozu olarak görüldüğünün açık işaretidir.
11 gün sonra, 29 Haziran 1970’te, tartışma bakanlar düzeyine çıktı. Dışişleri Bakanlığı’nın siyasi işlerden sorumlu Müsteşarı, Hazine Bakanı’na doğrudan bir mektup yazdı. Mektuptan öğrendiğimize göre Hazine bu kez başka bir yardım kalemini hedef almıştı: Türkiye’nin PL 480 kapsamında talep ettiği 850.000 ton buğday. Hazine, Türk makamları afyon üretimini kısma ya da bitirme konusunda daha istekli davranana kadar ABD’nin Türkiye’ye başka yardım yapmaması gerektiği gerekçesiyle bu talebin onayını geciktirmeye hazırlanıyordu.
Müsteşarın itirazı 4 gerekçeye dayanıyordu. İlk olarak ikili baskı zaten taşınabilecek sınıra ulaşmıştı ve fazlası Türkleri inada sokardı. Ayrıca Başbakan mart ayında çok yakın bir güven oylamasından zayıflamış olarak çıkmıştı; hasat kötüyken buğdayın gönderilmemesi hükümetin ayakta kalmasını etkileyebilir ve yerine gelecek herhangi bir hükümet afyon konusunda neredeyse kesinlikle daha az işbirlikçi olurdu. Bunun yanında Türkiye NATO’nun güney kanadının temel unsuruydu; Orta Doğu’ya erişim için kritik olan Türk hava sahasından geçiş izinleri, 6. Filo’nun Türk limanlarını kullanması ve ABD’nin Türkiye’deki tesisleri tehlikeye atılmamalıydı. Son olarak Türkler istenen hızda olmasa da ilerliyordu: yasal üretimin serbest olduğu iller azaltılıyor, hasat toplama sıkılaştırılıyor ve ABD’nin Türkiye’deki narkotik görevlisi sayısının artırılmasına kamuoyu riskine rağmen izin veriliyordu.
Mektup, aynı zamanda ABD’nin Türkiye’deki afyon programına doğrudan ayırdığı parayı da gösteriyor: kolluk teçhizatı ve ürün ikamesi için 3 milyon dolarlık bir kredi. Bu rakam, 40 milyon dolarlık program kredisinin yanında küçük kalıyor ve meselenin özünü ortaya koyuyor. Afyona doğrudan harcanan para azdı; asıl kaldıraç, afyonla hiç ilgisi olmayan büyük kalkınma ve gıda yardımı kalemleriydi. Savunma Bakanı da 21 Temmuz’da Müsteşar’a yazdığı kısa bir notla görüşlerine tamamen katıldığını bildirerek Dışişleri’nin yanında yer aldı.
Büyükelçinin Geri Çağrılması ve 7 İlde Kalan Ekim
Dışişleri’nin “baskı ters teper” çizgisi, Beyaz Saray’ın sabrını tamamen yansıtmıyordu. 9 Temmuz 1970’te Washington’dan Ankara’ya giden bir telgraf, Başkan’ın yasa dışı uyuşturucu trafiğini bastırmadaki ilerlemeden derin bir hayal kırıklığı duyduğunu ve meselenin savunma ve siyaset boyutlarına rağmen bu konuya en yüksek önceliği verdiğini bildiriyordu. Büyükelçiye, Türk hükümetine bu sorun nedeniyle istişare için Washington’a çağrıldığını söylemesi talimatı veriliyordu. Bir müttefik başkentindeki büyükelçinin tek bir konu yüzünden istişareye çağrılması, diplomatik dilde kasıtlı bir sinyaldi.
Büyükelçi ayrılmadan önceki gün Ankara’da yoğun görüşmeler yaptı. 18 Temmuz 1970 tarihli büyükelçilik telgrafı, Dışişleri Bakanı’nın resmi konutunda gece geç saatte yapılan 1,5 saatlik görüşmeyi ayrıntılı, çok açık ve yer yer sert diye tanımlıyor. Türk tarafı haritalarla hazırlanmıştı. Telgrafın vardığı sonuç netti: Türk hükümeti hem ABD ile hem de iç siyasette ağır bir havaya girdiğini hissediyordu ve konunun ABD için önemini tamamen anlamakla birlikte öngörülebilir bir gelecekte afyon üretimini bitirecek durumda değildi. Bunun yerine o yılın ekininin tamamını satın almaya ve ruhsatlandırma yasası çıkarmaya çalışıyordu. Hükümeti en çok rahatsız eden şey, hem kendi partisinden hem muhalefetten bazı isimlerin meseleyi ABD’nin Türkiye’nin iç işlerine karışması olarak işlemeye başlamasıydı.
Telgraf, yasağın neden bir anda gelemeyeceğini açıklayan hukuki bir ayrıntıyı da kaydediyor. Mevcut yasa, bir ilde ekime kısıtlama getirilmeden önce çiftçilere 1 yıl önceden bildirim yapılmasını şart koşuyordu. Bir önceki yılın duyurusu 1970 sonbaharı ekimi için 7 ilde ekime devam edileceğini belirttiğinden, hükümetin o yıl bu sayının altına inmesi mümkün değildi. Türk tarafının ima ettiği hedef, 30 Haziran 1971’den önce yapılacak duyuruda ekim alanını Afyon ve Isparta ile sınırlamaktı.
Büyükelçi 17 Ağustos 1970’te Beyaz Saray’da Başkan tarafından kabul edildi. Görüşme tutanağına göre büyükelçi Başkan’a, haşhaş ekiminin hâlâ serbest olduğu illeri ve yakın zamanda yasaklandığı illeri gösteren 1 sayfalık bir harita sundu. Ardından ilişkilerin genel olarak sağlam olduğunu anlattı: Türkiye politikasını hâlâ NATO’ya dayandırıyor, gayrisafi milli hasılasından NATO hedeflerine diğer müttefiklerden daha büyük pay ayırıyordu. ABD Libya’daki Wheelus üssünden çekilmek zorunda kaldığında Türkler sessizce İncirlik’teki atış sahası imkânlarının genişletilmesine izin vermişti. Büyükelçi, afyon meselesinde Türk kamuoyunda sert bir dirençle karşılaştıklarını, hükümeti hedef alanların Amerikan baskısına boyun eğildiği iddiasını kullandığını da anlattı. Başkan’ın bu noktadaki cevabı, bütün sürecin çizgisini tek cümlede özetliyordu.
“Onlara söyleyin, kamuoyu önünde onları mahcup etmeyeceğiz. Ama özel olarak bu meselenin bizim için son derece önemli olduğunu söylemelisiniz. Çizgi budur.” ABD Başkanı, Beyaz Saray, 17 Ağustos 1970
Aynı görüşmede Başkan, Kongre’deki baskıyı Yunanistan’a askeri yardıma karşı yürütülen kampanyaya benzetti ve Doğu Akdeniz’deki duruma, Türk kuvvetlerine ve Türkiye’nin NATO’ya bağlılığına bakıldığında temel ilişkinin tehlikeye atılamayacağının açık olduğunu söyledi. Büyükelçinin anlattığına göre Kongre’de, Türkiye’nin afyon konusunda yeterli önlem alıp almadığına karar verme yükünü doğrudan Başkan’a yükleyecek ticaret ve yardım yasası değişiklikleri hazırlanıyordu. Yardım ile afyon arasındaki bağı yalnızca yürütme değil, yasama da kurmaya başlamıştı.
Çizginin ne kadar hassas olduğunu Ekim 1970’teki bir yazışma da gösteriyor. Washington, ABD uyuşturucu dairesinin başkanının Ankara ziyaretinde Başkan’dan Türk Başbakanı’na gizli bir mektup götürmesini planlıyordu. Büyükelçi 5 Ekim tarihli telgrafında buna şiddetle karşı çıktı. Bu tür mektupların uzun süre gizli kalmadığını, Başbakan’ın parti kongresi ve meclisin açılışı öncesinde ağır bir siyasi mücadeleye hazırlandığını yazdı. Ardından Türk tarafının hafızasındaki yarayı hatırlattı: 1964’te bir ABD Başkanı’nın Kıbrıs konusunda Türk Başbakanı’na yazdığı mektup, Türkler açısından 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana ilişkilerin en acı olayı olarak duruyordu. Washington sonunda büyükelçinin önerdiği yumuşak metne uygun bir mektup hazırladı. 10 Kasım 1970’te ise Türk Başbakanı, diğer gerekçelerin yanında meclisin afyon ruhsatlandırma yasasını oylayacağı sırada Ankara’da bulunmak istediğini belirterek ABD ziyaretini erteledi.
Devalüasyon ve Ek 25 Milyon Dolar: Haşhaş Tartışması Yeniden Açılıyor
Haziranda onaylanan kredinin yanına eklenen 25 milyon dolarlık koşullu taahhüt, ağustosta gündeme geldi. Ulusal Güvenlik Danışmanı’nın Başkan’a hazırladığı tarihsiz yeni bir not, Türkiye’nin pazar günü lirayı devalüe etmesinin beklendiğini ve IMF’nin aynı gün yapacağı toplantıda bağışçılardan devalüasyonu desteklemek için yeni katkı isteyeceğini, ABD’nin payının yaklaşık 25 milyon dolar olacağını anlatıyor. Devalüasyon, belgeye göre IMF’nin ABD’nin güçlü desteğiyle yıllardır istediği, Türk ekonomisini güçlendirmek için atılması gereken en kritik adımdı ama Türkiye’de döviz kurunun aşırı siyasi hassasiyeti yüzünden bugüne kadar yapılamamıştı. 1971 tarihli bir başka belge, bu reformun yüzde 40’lık bir kur devalüasyonu, ihracatı teşvik sistemi, bazı ithalat kısıtlamalarının kaldırılması ve enflasyonu frenleme önlemlerini içerdiğini kaydediyor.
Notun neden yazıldığı ilk paragrafta söyleniyor: danışman konuyu yalnızca Türklerle yaşanan narkotik sorunu yüzünden Başkan’a taşıyordu. Hazine’nin haziran itirazını bir kez daha hatırlatıyor, ardından o günden bu yana yaşananları anlatıyor. Türk Başbakanı sonraki aylarda afyonun yasal olarak ekilebildiği illerin sayısını keskin biçimde azaltmıştı. Daha fazlasını yapabilirdi; ama afyon üreten iller Başbakan’ın partisinin önemli kaleleriydi ve parti, 40 milletvekilinin muhalefetle birlikte oy kullanarak bütçeyi düşürdüğü ve hükümeti istifaya zorladığı bölücü bir siyasi krizden yeni çıkmıştı. Belge açıkça yazıyor: Başbakan bütün illerde afyon üretimini yasaklamış olsaydı, büyük ihtimalle siyasi olarak ayakta kalamazdı.
Danışmanın vardığı sonuç, haziran tartışmasının ağustostaki tekrarıydı. Uyuşturucu sorununun ciddiyetine rağmen Başbakan’ı ve onun haşhaş üretimini kademeli olarak bitirme çabasını desteklemenin, yardımı Türkler üzerinde bir kaldıraç olarak kullanmaktan hem ABD dış politikasına hem iç politikasına daha iyi hizmet edeceğine inanıyordu. Bu fonların esirgenmesi Türk ekonomisine ağır zarar verebilir, NATO müttefiki Türkiye ile ilişkiyi bozabilir ve Başbakan’ın ya da halefinin afyon konusunda işbirliği yapmasını zorlaştırabilirdi. Öneri, Beyaz Saray’daki 2 danışmanın yanı sıra Dışişleri ve Hazine’nin onayını taşıyordu. Danışmanlardan biri, onay verilirken bunun ABD’nin afyon meselesinde ciddi olmadığı anlamına gelmediğinin Türklere açıkça söylenmesini istemişti ve danışman kurumlara ve IMF temsilcisine buna göre talimat verdiğini yazıyor.
Bu notun bir de arşiv ayrıntısı var. Dipnota göre ekonomi uzmanı notu, danışman konuyu Başkan’a götürmek isterse kullanılsın diye hazırlamıştı. Danışman ise uzmanın kapak yazısının üzerine “Dosyala, iletme” diye yazmış ve onay satırını Başkan adına kendisi paraflamıştı. Haziranda 40 milyon dolarlık kredinin onayı da Başkan adına danışmanın parafıyla verilmişti. Ağustostaki ek 25 milyon dolarlık kararın ise dipnota göre Başkan’a hiç iletilmeden, yine Ulusal Güvenlik Danışmanı’nın parafıyla bağlandığı anlaşılıyor.
12 Mart’tan Sonra Yeni Hükümet ve 1971 Mali Yılının 40 Milyon Doları
12 Mart 1971’de Başbakan askeri baskı altında istifa etti ve Cumhurbaşkanı yeni hükümeti kurmakla Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrılan bir uluslararası hukuk uzmanını görevlendirdi. Yeni hükümet 7 Nisan’da güvenoyu aldı. Washington için bu, afyon dosyasında yeni bir pencere demekti. Ulusal Güvenlik Konseyi’nin 25 Mart 1971 tarihli bir notu, CIA analistlerinin değerlendirmesini aktarıyor. Analistlere göre ordu öngörülebilir gelecekte Türkiye’nin önceliklerini belirleyecek nihai hakemdi ve uluslararası afyon sorunu hakkında henüz bir tutum almamıştı. Not, generallerin işbirliği karşılığında Türkiye’ye somut bir getiri beklerlerse daha açık olacaklarını da ekliyor. Yeni Başbakan’ın ise siyasi tabanının sağlam olduğu ve ABD çıkarlarına boyun eğmekle suçlanmaktan öncekinden çok daha az çekineceği düşünülüyordu.
Aynı not, Washington’daki takvim hesabını da ortaya koyuyor. Bir önceki Başbakan Haziran 1970’te, Haziran 1971 duyurusunda 1971 sonbaharında haşhaş ekilebilecek il sayısını 4’e indirme niyetini açıklamıştı. Dışişleri Bakanlığı gayriresmi olarak, yeni Başbakan’ın ikna edilebileceği en iyi noktanın bu 4 ili teyit edip bir sonraki yıl 1 ya da 2 ile inmek olduğunu düşünüyordu. Böyle olursa ve Haziran 1972’de sıfıra inileceği ilan edilirse, Başkan 1972 parti kurultaylarından önce Türkiye’nin tamamen yasaklamayı kabul ettiğini söyleyebilecekti. Ama not, Washington’da daha bu haziranda sıfır il ilan edilmesi yönünde baskı olacağını da öngörüyordu. 13 Nisan 1971 tarihli talimat telgrafı da bu çizgide: 1971 için 7 ilden 4 ile inişi kesin kabul ediyor ve büyükelçiden 1972’den itibaren hiç ekim yapılmamasını önermesini istiyordu.
Tam bu noktada yeni bir kredi geldi. 26 Nisan 1971 tarihli bir notta Ulusal Güvenlik Danışmanı, Dışişleri Bakanı’nın 1971 mali yılı için Türkiye’ye 40 milyon dolarlık bir kalkınma kredisi taahhüdü için onay istediğini bildiriyor. Bu kez paket 2 parçaya bölünmüştü: emtia ithalatı için 25 milyon dolarlık program kredisi ve Ereğli demir çelik tesisinin genişletilmesi için 15 milyon dolarlık proje kredisi. Belgeye göre 1962’de başlatılan Ereğli tesisinin kapasitesini 2 katına çıkaracak genişlemenin yaklaşık 120 milyon dolarlık bölümü ABD Eximbank ve Dünya Bankası tarafından finanse edilecekti. Konsorsiyum taahhüt toplantısı 27 Nisan’daydı ve ABD rakamını açıklamazsa bu, yeni Türk hükümetine güvensizlik işareti olarak okunacaktı.
Notta yine aynı cümle var, yalnızca rakamlar ve isimler değişmiş: bu krediyle ilgili ortaya çıkan tek sorun, ABD taahhüdünün Türkiye’nin bu haziran 1972’de haşhaş ekimine son verileceğini ilan etme sözüne bağlanıp bağlanmaması gerektiğiydi. Bu kez Hazine Bakanlığı koltuğunda başka biri oturuyordu ve belge soruyu kimin gündeme getirdiğini yazmıyor; ama karar yine Hazine ile Dışişleri arasında verildi. Hazine Bakanı ile Dışişleri Bakanı, taahhüdün konsorsiyum toplantısında açıklanmasında ve bu meselenin uluslararası bir forumda açılmamasında anlaştılar. Anlaşmanın devamı ise belgenin en öğretici kısmı: Dışişleri Bakanı, hafta sonunda CENTO toplantısı için Ankara’ya gittiğinde konuyu Türklerle ikili olarak açacaktı. Başkan öneriyi 26 Nisan’da onayladı. Kredi şartsız verildi, haşhaş şartı ise masadan kaldırılmadı, yalnızca konsorsiyum salonundan Ankara’daki ikili görüşme odasına taşındı.
Ertesi gün, 27 Nisan 1971’de Başkan danışmanına kısa bir not yazdı. Türk afyon ekininin tamamını satın alma fikrinin ilgi çekici göründüğünü, sorunları olduğunu bildiğini ama ne yapılabileceğinin araştırılmasını istediğini söylüyordu. Hazine Bakanı da fikri, başka dış politika sonuçları doğurmaması kaydıyla beğenmişti. Haşhaş dosyası artık kredi masasından çıkıp doğrudan bir satın alma ve tazminat pazarlığına dönüşüyordu.
Pazarlığın Rakamları: 50 Milyon, 400 Milyon ve 35 Milyon Dolar
17 Mayıs 1971’de ABD Büyükelçisi yeni Başbakan’a resmi bir yasaklama önerisi sundu: ekimi kesin olarak yasaklayan bir kararname, çiftçilere sübvansiyon ödemesi, Afyon merkezli bir bölgesel kalkınma planı ve finansman seçenekleri. 18 Mayıs tarihli telgrafa göre Başbakan önerileri sonuna kadar sessizce dinledi, ardından kendi fikrinin de bütün ekimi yasaklamak olduğunu ama sorunun üreticiye ne ikame sunulacağı olduğunu, ABD önerisinin bu soruya bir cevap getirdiğini söyledi. Sübvansiyon fikri için kullandığı ifade dikkat çekiciydi: bu bize 1 yıl kazandırabilir. Başbakan, hükümetin bu yılki ekin için ödeyeceği fiyatı artırdığını ama kaçakçıların fiyatlarını 500 liraya ya da daha yukarıya çıkaracaklarını, İran sınırında fiyatın şimdiden 2.000 liraya ulaştığını anlattı. Kendi memleketinde 40 yıl önce afyon ekildiğini, şimdi bunun unutulduğunu, diğer illerde de unutturulabileceğini söyledi.
14 Haziran 1971’de Beyaz Saray’da 5 ülkenin büyükelçilerinin katıldığı bir uyuşturucu toplantısı yapıldı. Toplantı tutanağı, ABD ile Türkiye arasında haşhaş ekiminin azaltılması üzerine pazarlıkların 1932’ye kadar uzandığını, 1967’de 21 ilde ekim yapılırken bu sayının 1971’de 7’ye indiğini ve 1972’de 4’e ineceğini, bu 4 ilin ise en verimli iller olduğunu kaydediyor. Büyükelçi, Türkiye’nin haşhaş üretiminden çıkması için 3 ya da 4 yıl içinde 50 milyon doların yeteceğini söyledi. Başkan 3 ya da 4 yıl bekleyemeyeceklerini, iş bitecekse bunun ABD için 50 milyon dolara değeceğini, ABD’nin şantaja boyun eğmeyeceğini ama haşhaşı bitirmek için ödenmesi gereken bedeli ödemeye hazır olduğunu söyledi. Hazine Bakanı ise ekinin 3 milyon dolara satın alınabileceğini öne sürdü.
Aynı tutanakta Başkan’ın şu cümlesi yer alıyor: bedel şimdi ucuzdur, çünkü sonra ödenecek bedel NATO ittifakının yıkılması olabilir. Başkan ayrıca Kongre’nin ABD’deki uyuşturucu sorunu yüzünden Türkiye’ye bütün dış yardımı kesebileceğini hatırlattı ve gerekirse tek bir yılda 50 milyon dolar harcamaya hazır olduğunu söyledi. Yani Washington’ın gözünde haşhaş ekim yasağının fiyatı, 1970’teki program kredisinin 1,25 katıydı.
Ankara’dan gelen ilk rakam ise başka bir düzlemdeydi. 28 Haziran 1971 tarihli Dışişleri Bakanı notunun dipnotuna göre 24 Haziran’da Türk uzmanlar, kaybedilecek afyon üretimine karşılık tazminat olarak 400 milyon dolarlık bir rakamı dile getirmişti. Washington’ın cevabı sert oldu: Dışişleri Bakanı ve Yakın Doğu’dan sorumlu yardımcısı, yasa dışı üretimden doğacağı varsayılan kayıplar için ciddi tazminat istenmesini vicdana sığmaz bulduklarını yazdılar ve kendi rakamlarını önerdiler. Büyükelçi aynı gün Başbakan ile bu şartlarda ön anlaşmaya vardığını bildirdi.
Ortaya çıkan paket, Başkan’a sunulan önerinin ilk maddesinde açıkça yazılı: Türk hükümetinin döviz kayıplarını karşılamak ve çiftçinin gelir kaybını 3 yıllık, gerekirse 4 yıla uzayacak bir geçiş döneminde telafi etmek için 15 milyon dolara kadar hibe; afyon üretilen bölgenin ekonomisini yeniden yapılandırmak için 1972 mali yılında 10 milyon, 1973 mali yılında 10 milyon dolar hibe. Toplam 35 milyon dolara kadar. Türk tarafının ilk rakamı, nihai paketin yaklaşık 11 katıydı. Notun kapanışındaki bir cümle, rakamların ötesindeki dili de kayda geçiriyor: Başbakan 26 Haziran’daki son görüşmede, Başkan’ın Türkiye’de güvenilir bir müttefiki olduğunu bilmesini istediğini ve sonunda bu kararı almasını sağlayanın para değil dostluk olduğunu söylemişti.
29 Haziran 1971 Gecesi ve 30 Haziran Kararnamesi
Anlaşmanın son metni, yasal bildirim tarihinden bir gün önce, 29 Haziran 1971 akşamı Türk Dışişleri Bakanı’nın resmi konutunda kapandı. Büyükelçinin 30 Haziran tarihli telgrafı, saat 19.30’da başlayan ve 1 saat 45 dakika süren görüşmeyi anlatıyor. Türk Dışişleri Bakanı o sabah 3 günlük bir İran ziyaretinden dönmüştü ve hafta sonu yaşananlardan tam haberdar değildi. Görüşme, ABD Başkanı’nın yayımlayacağı açıklamanın taslağı üzerinden ilerledi.
Telgrafta Türk tarafının itirazları birer birer kayıtlı. Bakan, Türkiye’den haşhaş ekimini yasaklayan bir yasa çıkarma taahhüdü istenmesini demokratik bulmadığını söyledi ve demokratik bir ülkede bir hükümetin bir yasayı geçireceğine nasıl söz verebileceğini sordu. Metin, hükümetin böyle bir yasanın çıkarılmasını sağlamaya çalışmayı üstleneceği biçiminde değiştirildi. Bakan, 15 milyon dolarlık kalemin alt sınıra çekilmesinden ve 2 adet 10 milyon dolarlık hibenin tam gelmemesinden endişe ediyordu. Büyükelçi, ABD’yi daha yüksek bir rakama bağlamamak kaydıyla 3 kalemin “en az 15 milyon dolar”, “en az 10 milyon dolar” ve “en az 10 milyon dolar” diye yazılmasını kabul etti. Bunun amacı, Türk hükümetinin taahhüdü siyasi liderlere anlatırken elini güçlendirmekti.
Büyükelçinin Türk Bakanı’na söylediği cümleler, pazarlığın nasıl çerçevelendiğini gösteriyor. Teklifin, haşhaşla kısmen geçinen çiftçilerin bir kısmı için en fazla 35 milyon dolar olduğunu ve bunun cömert bir teklif olduğunu, afyon meselesinin artık ABD-Türkiye ilişkilerinin bütününü kapsadığını ve Türkiye’nin başka neler aldığı düşünülürse 35 milyon doların küçük bir para olmadığını söyledi. Türk Bakanı uzun vadeli yardımın nasıl kesin bir sözle güvenceye alınabileceğini sorduğunda ise büyükelçi, Kongre’de Türkiye’ye yardımın afyon yüzünden kesilmesini öngören çok sayıda öneri bulunduğunu hatırlattı.
Türk tarafının en tanıdık talebi de bu gece masaya geldi: afyondan kazanılan dövizin uzun vadede başka kaynaklardan kazanılması gerekiyordu. Başbakan Yardımcısı’nın haşhaşın yerine kurulacak tesislerin ABD’ye ve başka ülkelere ihracat yapabilecek ayakkabı fabrikaları gibi yatırımlar olması gerektiğini düşündüğü aktarıldı. ABD tarafı daha önce önerdiği soğan ve sarımsak kurutma tesisini hatırlattı. Uzlaşma, ABD taahhüdünü genişletmeden metne yeni döviz kaynakları yaratılmasına yardım edileceği ifadesinin eklenmesi oldu. Gönüllü ekmeme programı için öngörülen ek hibe koşulundaki yüzde 35 başarı eşiği de metinde rakam yerine “önemli ölçüde” ifadesine çevrildi. Büyükelçinin bir başka koşulu açıklarken söylediği cümle ise tazminatın sınırını çiziyordu: bu yılki ekinden 100 ton yasa dışı afyon çıkarsa, Başkan Türkiye’ye herhangi bir yardımı Amerikan kamuoyuna açıklamakta büyük zorluk çekerdi.
Takvim de o gece belirlendi. Türk kararnamesi 30 Haziran sabahı yayımlanacak, Başbakan’ın açıklaması öğle saatinde yapılıp Ankara Radyosu’ndan duyurulacak, ABD Başkanı’nın açıklaması da Washington saatiyle 09.00’da yapılacaktı. Büyükelçi telgrafının sonunda, kararnamenin ilk esaslı paragrafının 1972 sonbaharından itibaren haşhaşın Türkiye sınırları içinde ekiminin ve üretiminin kesin olarak yasaklandığını bütün Türkiye’ye ilan ettiğini yazıyor. Yasak, 1971 sonbaharında 4 ilde yapılacak son ekimin hasadından sonra yürürlüğe girecekti.
Belgelerin Kronolojisi: Krediden Ekim Yasağına
Aşağıdaki tablo, FRUS 1969-1976 serisinin 29. cildindeki Türkiye belgelerinden kredi ve afyon dosyasını doğrudan ilgilendirenleri tarih sırasıyla bir araya getiriyor. Belge numaraları ciltteki numaralardır.
| Tarih | Belge | İçerik | Para |
|---|---|---|---|
| 12 Aralık 1969 | 425 | Dışişleri planı: ekinin toprağa gömülmesi için teklif, olmazsa yasal alım ve ekimin yasaklanması | 5 milyon dolar hibe teklifi |
| 1 Nisan 1970 | 429 | ABD Dışişleri Bakanı ile Türk Büyükelçisi görüşmesi; ekim 42 ilden 9 ile inmiş | Tazminata hazır olunduğu beyanı |
| 8 Haziran 1970 (onay) | 430 | Program kredisi onayı; Hazine itirazını bu yıl için geri çekmiş | 40 milyon dolar, koşullu ek 25 milyon dolar |
| 18 Haziran 1970 | 431 | Türkiye Masası uyarısı: kredinin bekletilmesi işbirliğini bozar | Program kredisi ve PL 480 |
| 29 Haziran 1970 | 432 | Dışişleri Müsteşarı’ndan Hazine Bakanı’na buğday mektubu | 850.000 ton buğday talebi |
| 18 Temmuz 1970 | 433 | Ankara telgrafı: 1970 ekimi 7 ilde, 1 yıl önceden bildirim şartı | Ekinin tamamının alımı |
| Ağustos 1970 (tarihsiz) | 434 | Devalüasyon desteği; afyon itirazı yeniden tartışılıyor | Ek 25 milyon dolar |
| 17 Ağustos 1970 | 435 | Beyaz Saray görüşmesi: kamuoyu önünde değil, özel olarak baskı | Yok |
| 26 Nisan 1971 | 444 | 1971 kredisi; haşhaş şartı konsorsiyumda açılmıyor | 40 milyon dolar (25 program, 15 Ereğli) |
| 14 Haziran 1971 | 448 | Beyaz Saray uyuşturucu toplantısı | 50 milyon dolar hazırlığı |
| 28 Haziran 1971 | 449 | Hibe paketinin Başkan onayına sunulması | 400 milyon talep, 35 milyon teklif |
| 30 Haziran 1971 | 450 | Anlaşma ve kararname: 1972 sonbaharından itibaren ekim yasak | En az 35 milyon dolar hibe |
Kredi ile Yasak Arasındaki Gerçek Bağ: Belgeler Ne Diyor, Ne Demiyor
Bu belgelerden “ABD kredi verdi, Türkiye de karşılığında haşhaşı yasakladı” diye tek cümlelik bir sonuç çıkarmak kolay ama yanlış olur. 1970’in 40 milyon dolarlık program kredisi yasaktan 1 yıl önce, yasak sözü alınmadan ve böyle bir sözün şart koşulması bilinçli olarak reddedilerek verildi. 1971’in 40 milyon doları da aynı şekilde, haşhaş şartı uluslararası bir forumda açılmadan taahhüt edildi. Yasağın doğrudan karşılığı ise ayrı bir kalemdi: tazminat ve bölgesel kalkınma için en az 35 milyon dolarlık hibe.
Ama belgelerin söylediği başka bir şey var ve bu, tek cümlelik özetten daha çarpıcı. 1970 ile 1971 arasında Türkiye’ye yönelik her ekonomik yardım kararı, ister kalkınma kredisi ister buğday sevkiyatı ister devalüasyon desteği olsun, Washington’da afyon üzerinden tartışıldı. Hazine her seferinde parayı bir koz olarak tutmak istedi. Dışişleri her seferinde parayı vermenin daha iyi bir koz olduğunu savundu. 2 taraf da aynı şeyi istiyordu; aralarındaki fark yalnızca yöntemdi. Bu yüzden kredinin onay gerekçesinde afyonun yer alması bir tesadüf değil, yardım politikasının o yıllardaki gerçek eksenini gösteren bir işarettir.
ABD istihbarat topluluğu da bu bağı aynı yılın sonunda açıkça kayda geçirdi. 2 Aralık 1971 tarihli Ulusal İstihbarat Tahmini, Türkiye’de afyonu kontrol önlemlerinin ABD yardımına bağlandığını ve Türklerin ABD’nin karşılamakta çok zorlanacağı ölçüde büyük ve süreklilik taşıyan yardım beklentisi içinde olduğunu yazıyor. Tahmine göre ABD ekonomik yardımı azalır ve başka ülkelerdeki afyon üreticilerinin üretimi artırdığına dair işaretler görülürse, Türkiye içinde üretime devam etme yönündeki baskı önemli ölçüde yükselecekti. Belge bunun Türk ulusal hassasiyetlerine dokunan bir konuda ABD ile bir çıkar çatışması potansiyeli taşıdığını da ekliyor. Yani yasak ilan edildikten 5 ay sonra Washington, yasağın ömrünün yardımın ömrüne bağlı olduğunu kendisi de görüyordu.
Türk tarafının bakışı da belgelerde iz bırakıyor. Mart 1972’de Washington’daki görüşmesinde Başbakan, haşhaş kararı yüzünden çok eleştirildiğini ama kararın doğru olduğunu söyledi ve asıl zorluğun çiftçilerin yasa dışı ticaretten bile hiç almadıkları kadar tazminat istemesi olduğunu anlattı. Aralık 1972’de, artık muhalefette olan eski Başbakan ile ABD Büyükelçisi arasındaki görüşmenin tutanağı ise yasağın tabandaki kırılganlığını gösteriyor. Büyükelçi, eski Başbakan’ın partisinden bazı milletvekillerinin bitkisel yağ elde etmek gerekçesiyle yasağı kaldırmaya çalıştığını söylediğinde, eski Başbakan sorunun ele alınış biçiminin en iyisi olmadığını ve pek çok karmaşık sorun yarattığını belirtmiş, ama bu meselenin Türk-Amerikan ilişkilerini etkilemesine asla izin vermeyeceğini söylemişti.
1974’te Yasağın Kaldırılması ve Kapanmayan Hesap
Yasağın akıbeti, 1971’de kurulan dengenin ne kadar ince olduğunu gösterdi. 15 Şubat 1974 tarihli bir Ulusal Güvenlik Konseyi notu, ABD’nin haşhaştan geçimini tamamen ya da kısmen sağlayan yaklaşık 70.000 çiftçiyi tazmin etmek ve desteklemek için Türkiye’ye 35,7 milyon dolar hibe vermeyi kabul ettiğini hatırlatıyor. Aynı not, yasağın Türkiye’de hiçbir zaman popüler olmadığını, ne çiftçiler ne de yasağın ABD tarafından dayatıldığını ve Türkiye’nin değil ABD’nin çıkarına hizmet ettiğini düşünen milliyetçiler arasında benimsendiğini, bir önceki sonbaharın seçim kampanyasında bütün partilerin yasaktan hoşnutsuzluk dile getirdiğini yazıyor. Notun en dikkat çekici tespiti şu: 1971’de verilen 35,7 milyon doların önemli bir bölümü hâlâ kullanılmamıştı.
1 Temmuz 1974’te Türk hükümeti, 3 yıllık haşhaş ekim yasağını kaldırdığını açıkladı. 21 Ağustos 1974 tarihli bir notta ABD Başkanı’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı, yasağın Haziran 1971’de ABD hükümetinin güçlü ısrarı ve Başkan’ın kişisel çabalarıyla ilan edildiğini, yasaktan önce Türk afyonunun ABD’ye kaçırılan eroinin ana kaynağı olduğunu ve yasağın ardından ABD’de eroin bağımlılığında çarpıcı bir düşüş yaşandığını yazıyor. Aynı notta 35,7 milyon dolarlık hibelere rağmen yasağın çiftçiler arasında son derece sevilmediği, onların ABD yardımını yetersiz bulduğu ve yasağın Türkiye’nin aleyhine ABD’nin çıkarına hizmet ettiğini düşündüğü de kayıtlı.
Washington’ın tepkisi, 1970’te Hazine’nin önerdiği ama Dışişleri’nin durdurduğu yöntemin bu kez Kongre eliyle geri dönmesi oldu. Nota göre ABD Senatosu 11 Temmuz 1974’te, Türkiye Ocak 1975’e kadar afyon kaçakçılığını kontrol etmek için etkili adımlar atmazsa bütün ABD askeri ve ekonomik yardımının askıya alınmasını öngören bir değişikliği kabul etmişti. 4 yıl önce bir program kredisinin bekletilmesi bile “kör sopa” olarak görülürken, artık yardımın tamamı afyon şartına bağlanmak isteniyordu.
1970 baharındaki 40 milyon dolarlık kredi dosyası, bu uzun hikâyenin ilk sayfasıydı. O sayfada bir bakanlık parayı koz olarak tutmak, öteki parayı vererek ilişkiyi korumak istiyordu ve ikisi de aynı hedefe bakıyordu: Anadolu’daki haşhaş tarlaları. Belgelerin bugünkü okuyucuya bıraktığı soru, bir yardımın gerçekten şartsız olup olmadığını anlamak için sözleşme metnine değil, onu onaylayan notun neden yazıldığına bakmak gerektiğidir. 1970’teki notun cevabı açık: kredi verildi, çünkü haşhaş vardı.
Foreign Relations of the United States, 1969-1976, Cilt XXIX: Doğu Avrupa; Doğu Akdeniz, 1969-1972. ABD Dışişleri Bakanlığı Tarih Ofisi, Washington, 2007.
Belge 425: Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı’ndan Ulusal Güvenlik Danışmanı’na not, Türkiye’den narkotik ithalatı, 12 Aralık 1969.
Belge 426: Ulusal Güvenlik Danışmanı’ndan ABD Başkanı’na not, Türkiye’de afyon üretimi, tarihsiz (Aralık 1969).
Belge 429: ABD Dışişleri Bakanı ile Türkiye Büyükelçisi arasındaki görüşme tutanağı, 1 Nisan 1970.
Belge 430: Ulusal Güvenlik Danışmanı’ndan ABD Başkanı’na not, 1970 mali yılı Türkiye ekonomik yardım programı, tarihsiz (onay 8 Haziran 1970).
Belge 431: Dışişleri Bakanlığı Türkiye Masası Direktörü’nden Yakın Doğu ve Güney Asya’dan Sorumlu Bakan Yardımcısı’na not, 18 Haziran 1970.
Belge 432: Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Müsteşarı’ndan Hazine Bakanı’na mektup, 29 Haziran 1970.
Belge 433: Ankara Büyükelçiliği’nden Dışişleri Bakanlığı’na telgraf, narkotik, 18 Temmuz 1970.
Belge 434: Ulusal Güvenlik Danışmanı’ndan ABD Başkanı’na not, Türkiye’ye ekonomik yardım, tarihsiz (Ağustos 1970).
Belge 435: Beyaz Saray görüşme tutanağı, ABD Başkanı ve Türkiye Büyükelçisi, 17 Ağustos 1970.
Belge 436: Ankara Büyükelçiliği’nden Dışişleri Bakanlığı’na telgraf, 5 Ekim 1970.
Belge 437: Editör notu, Kasım 1970.
Belge 442: Ulusal Güvenlik Konseyi’nden Başkan’ın İç İşler Yardımcısı’na not, yeni Türk hükümeti ve afyon sorunu, 25 Mart 1971.
Belge 443: Dışişleri Bakanlığı’ndan Ankara Büyükelçiliği’ne telgraf, afyon, 13 Nisan 1971.
Belge 444: Ulusal Güvenlik Danışmanı’ndan ABD Başkanı’na not, 1971 mali yılı Türkiye yardım kredisi, 26 Nisan 1971.
Belge 445: ABD Başkanı’ndan Ulusal Güvenlik Danışmanı’na not, 27 Nisan 1971.
Belge 446: Ankara Büyükelçiliği’nden Dışişleri Bakanlığı’na telgraf, Başbakan ile afyon yasağı önerileri görüşmesi, 18 Mayıs 1971.
Belge 448: Başkanlık dosyası için not, uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı toplantısı, 14 Haziran 1971.
Belge 449: ABD Dışişleri Bakanı’ndan ABD Başkanı’na not, Türkiye’de afyonun ortadan kaldırılması, 28 Haziran 1971.
Belge 450: Ankara Büyükelçiliği’nden Dışişleri Bakanlığı’na telgraf, Türk Dışişleri Bakanı ile görüşme, 30 Haziran 1971.
Belge 451: Ulusal İstihbarat Tahmini, Türkiye, 2 Aralık 1971.
Belge 454: Başkanlık dosyası için not, ABD Başkanı ile Türk Başbakanı görüşmesi, 21 Mart 1972.
Belge 458: Ankara’da ABD Büyükelçisi ile eski Başbakan arasındaki görüşme tutanağı, 2 Aralık 1972.
Foreign Relations of the United States, 1969-1976, Cilt XXX: Yunanistan; Kıbrıs; Türkiye, 1973-1976. Belge 199: Ulusal Güvenlik Konseyi’nden Dışişleri Bakanı’na not, Türk afyonu, 15 Şubat 1974.
Foreign Relations of the United States, 1969-1976, Cilt E-3: Küresel Meseleler Belgeleri, 1973-1976. Belge 162: Ulusal Güvenlik Danışmanı’ndan ABD Başkanı’na not, Türk afyonu, 21 Ağustos 1974.
Bu makalede yer alan bilgi ve değerlendirmeler yalnızca bilgilendirme amacıyla sunulmaktadır; yatırım danışmanlığı veya alım-satım tavsiyesi niteliği taşımaz. Yatırım danışmanlığı sözleşme çerçevesinde sunulmaktadır. Geçmiş performans gelecekteki sonuçların güvencesi değildir. Veriler kamuya açık kaynaklardan derlenmiş olup doğruluk konusunda garanti verilmemektedir. Bu içeriğe dayanılarak alınan kararların sonuçlarından okuyucu şahsen sorumludur.