Avrupa’nın Borç Krizi Yön Değiştirdi

Makroekonomi

Avrupa’nın Borç Krizi Yön Değiştirdi

Sorun artık güneyde değil, merkezde. Fransa’nın tahvili İtalya’nınkinden pahalı ve bu, euro bölgesinde disiplinin gerçekte kime uygulandığı sorusunu yeniden açıyor.
Eylül 2026 · Euro Bölgesi · Kamu Maliyesi
Avrupa borç tartışması on beş yıldır aynı haritayı kullanıyor: disiplinli kuzey, savurgan güney. Bu harita artık gerçeği göstermiyor. 2026’nın ilk çeyrek verileri, borcunu azaltan ülkelerle artıran ülkeler arasındaki sınırın coğrafi değil kurumsal olduğunu ortaya koyuyor. Ve piyasa, bu yeni haritayı derecelendirme kuruluşlarından çok daha önce okumaya başladı.

Bu yaz Avrupa tahvil piyasasında sessizce bir eşik aşıldı. Ağustos sonunda Fransa’nın 10 yıllık devlet tahvili yüzde 4,08 civarında işlem görürken, İtalya’nınki yüzde 4,05 seviyesindeydi. Aradaki fark birkaç baz puan; kendi başına hiçbir şey ifade etmiyor. Anlamlı olan, sıralamanın kendisi. Çünkü aynı anda Fransa’nın kredi notu Moody’s ölçeğinde Aa3, Fitch ve Standard and Poor’s ölçeğinde A+ seviyesindeydi, yani yatırım yapılamaz seviyenin altı basamak üstünde. İtalya ise Baa2 ile o eşiğin yalnızca iki basamak üstünde duruyordu. Kağıt üzerinde dört basamaklık bir kalite farkı var ve piyasa bu farkı tamamen yok saydı.

Bu tek başına bir teknik ayrıntı olarak geçiştirilebilirdi. Ama aynı tabloda Yunanistan yüzde 3,90, İspanya yüzde 3,67 seviyesinden borçlanıyordu. Yani 2012’de alacaklılarına tarihin en büyük özel sektör borç kesintisini yaptırmış bir ülke, bugün euro bölgesinin ikinci büyük ekonomisinden yaklaşık 18 baz puan daha ucuza fonlanıyor. İspanya ile Fransa arasındaki fark 41 baz puana çıkmış durumda. Bu, bir piyasa anomalisi değil. Piyasanın yeni bir şey öğrenmiş olması.

4,08 Yüzde
Fransa 10 yıllık tahvil getirisi, İtalya’nın üzerinde Ağustos sonu itibarıyla İtalya yüzde 4,05, Yunanistan yüzde 3,90, İspanya yüzde 3,67, Almanya yüzde 3,23 seviyesinden fonlanıyordu.
9,4 Puan Düşüş
Yunanistan’ın borç oranındaki bir yıllık gerileme Borç stoku milli gelirin yüzde 152,9’undan yüzde 143,5’ine indi. Aynı dönemde Fransa’nın oranı 4 puan yükseldi.
305,7 Milyar Euro
Fransız devletinin 2026 toplam finansman ihtiyacı Bu ihtiyacın karşılanması için planlanan orta ve uzun vadeli tahvil ihracı, geri alımlar düşüldükten sonra 310 milyar euro.

Piyasa Kredi Notlarını Okumayı Bıraktı

Derecelendirme kuruluşlarının bir ülkeye verdiği not, teorik olarak o ülkenin borcunu ödeyememe ihtimalini ölçer. Pratikte ise çok daha dar bir şeyi ölçer: geçmiş verilerin ve kurumsal göstergelerin bugünkü fotoğrafını. Bu fotoğrafın en büyük zaafı, siyasi karar alma kapasitesini ölçememesi. Bir ülkenin bütçesini parlamentosundan geçirip geçiremeyeceği, bir modelin içine sığmıyor.

Fransa’nın son iki yıldaki not tarihçesi bu boşluğun tam olarak nerede olduğunu gösteriyor. 2011’de hâlâ AAA taşıyan ülke, 2024 sonunda Moody’s tarafından Aa2’den Aa3’e, 2025 eylülünde Fitch tarafından AA eksiden A artıya indirildi ve aynı yıl Standard and Poor’s da AA’dan A artıya çekti. Her indirim bir hükümet düşüşünün veya bir bütçe krizinin ardından geldi. Yani notlar gerçeği önceden haber vermedi, olayı gördükten sonra kayda geçirdi. Piyasa ise aynı bilgiyi çok daha erken fiyatladı. 2025 başından itibaren Fransız tahvilleri İspanyol tahvillerinden daha geniş işlem görmeye, yılın ikinci yarısında da İtalyan tahvillerine yaklaşmaya başladı. Notların yakalaması bir yıl sürdü.

GRAFİK 1 10 Yıllık Tahvil Getirileri ve Kredi Notları 27 Ağustos 2026 · Getiri yüzde · Parantez içinde ilgili derecelendirme kademesi Fransa (A+/Aa3) 4,08 İtalya (Baa2) 4,05 Yunanistan (Baa3) 3,90 İspanya (Baa1) 3,67 Almanya (Aaa) 3,23 En yüksek kredi notuna sahip Fransa, en düşük notlu üç ülkeden de pahalı borçlanıyor.

Grafiğin anlattığı şey basit ve rahatsız edici. Not sıralaması ile getiri sıralaması artık birbirinin tam tersi. Yatırımcı, Fransa’yı elinde tutmak için İtalya’dan daha fazla prim istiyor. Bunun tek bir açıklaması var: piyasa, borç seviyesine değil borcun yönüne bakıyor. Ve bu iki ülkenin yönleri zıt.

Seviyeler Değil, Yönler Önemli

Avrupa İstatistik Ofisi’nin 2026 ilk çeyrek verileri temmuzda yayımlandı. Manşet rakam, euro bölgesi genelinde kamu borcunun milli gelire oranının yüzde 88,9’a, Birlik genelinde yüzde 82,9’a yükselmiş olmasıydı. Ülke bazındaki tablo ise çok daha fazlasını söylüyor.

Ülke 2025 Ç1 2025 Ç4 2026 Ç1 Yıllık Değişim
Yunanistan152,9146,1143,5-9,4
İtalya137,3137,1138,9+1,7
Fransa113,6115,7117,6+4,0
Belçika106,8107,9109,1+2,3
İspanya103,3100,7101,6-1,7
Euro Bölgesi–87,888,9–

Kamu borcunun milli gelire oranı, yüzde. Kaynak: Avrupa İstatistik Ofisi, çeyreklik kamu borcu serisi.

Tabloyu sağdan sola okumak gerekiyor. Son sütun, önceki bütün sütunlardan daha fazla bilgi taşıyor. Yunanistan bir yılda 9,4 puan borç azaltmış. İspanya 1,7 puan indirmiş. Buna karşılık Fransa 4 puan artırmış, Belçika 2,3 puan, İtalya 1,7 puan. Yani seviye sıralamasının en tepesindeki ülke aynı zamanda en hızlı iyileşen ülke, ortasındaki ülke ise en hızlı kötüleşen.

GRAFİK 2 Ayrışma: Borç Oranındaki Bir Yıllık Değişim 2025 ilk çeyrekten 2026 ilk çeyreğe, yüzde puan 0 Yunanistan -9,4 İspanya -1,7 +1,7 İtalya +2,3 Belçika +4,0 Fransa Program uygulamış ülkeler borç azaltıyor; hiç program uygulamamış ülkeler artırıyor.

Programa Alınanlar ve Alınamayacak Kadar Büyük Olanlar

Bu ayrışmanın nedeni ekonomik değil, kurumsal. Ve Avrupa’nın kendi kurumsal mimarisiyle ilgili en rahatsız edici gerçeği burada saklı.

2010 ile 2015 arasında Yunanistan, İrlanda, Portekiz ve kısmen İspanya, dış kaynaklı bir mali programa tabi tutuldu. Kredi karşılığında emeklilik yaşı yükseltildi, kamu istihdamı küçültüldü, işgücü piyasası kuralları gevşetildi, vergi tabanı genişletildi. Bu programlar sosyal maliyeti çok yüksek, bazı yerlerde açıkça haksız ve makroekonomik olarak fazla sert uygulanmış programlardı. Yunanistan’ın milli geliri dörtte birden fazla küçüldü. Ama bir şeyi yaptılar: borç dinamiğini kırdılar. Bugün o ülkelerin oranları düşüyor, çünkü faiz dışı bütçeleri fazla veriyor ve nominal büyümeleri faiz yükünün üzerinde.

Program uygulanmayan ülkeler ise hiçbir şey yapmadı. Fransa’ya, Belçika’ya, Avusturya’ya kimse koşullu kredi dayatmadı. Dayatamazdı da. Çünkü bu ülkeler kurtarma fonunun borçlusu değil, kurucusu ve garantörüydü. Kendi kurduğu mekanizmanın koşullarına tabi olmayan bir ülkeye, o mekanizmanın kuralları uygulanamadı. Aşırı açık prosedürü başlatıldı, uyarılar yazıldı, tavsiye metinleri yayımlandı ve hiçbirinin maddi bir sonucu olmadı.

Avrupa’nın mali kuralları hiçbir zaman kural değildi. Küçük olanın üzerinde kullanılan bir kaldıraçtı. Bugünkü tablo tam olarak bunun faturası.

Buradaki asıl mesele ahlaki değil, yapısal. Bir kural ancak uygulanabildiği ölçüde kuraldır. Uygulanma ihtimali sistematik olarak ülkenin büyüklüğüyle ters orantılıysa, o kural aslında bir kural değil, bir pazarlık gücü ölçüsüdür. Euro bölgesinin mali çerçevesi otuz yıldır bu şekilde çalıştı ve sonuçta en büyük borç sorununu, en fazla pazarlık gücü olan ülkelerde biriktirdi. Sistem kendi zayıf noktasını kendi eliyle en savunmasız yere yerleştirdi.

Karşılaştırma Notu
Fransa’nın sosyal harcamaları milli gelirin yüzde 32’sine denk geliyor; Birlik ortalaması yüzde 26. Vergi yükü ise yüzde 45,6 ile Birlik’in en yükseği, ortalama yüzde 40 seviyesinde. Yani Fransa hem Avrupa’nın en çok vergi toplayan ülkesi, hem de en büyük bütçe açığını veren ikinci ülkesi. Bu iki cümlenin aynı anda doğru olması, sorunun gelir tarafında değil harcama yapısında olduğunu gösteriyor. Vergi oranlarını yükselterek kapatılabilecek bir açık değil bu; toplanabilecek olan zaten toplanmış durumda.

Fransa’nın Bütçesi Artık Kendi Kontrolünde Değil

Fransa’nın 2027 bütçe hazırlığı, mevcut durumun en net fotoğrafı. Hükümetin temmuzda parlamentoya sunduğu çerçeve belgesinde, savunma ve borç faizi dışında kalan bütün bakanlıkların harcaması yalnızca 1,5 milyar euro artırılarak 304,1 milyar euroda tutuluyor. Bu, yüzde 0,4’lük bir artış demek. Merkez bankasının gelecek yıl için öngördüğü enflasyon yüzde 1,7. Yani devletin tamamı reel olarak küçültülüyor.

Buna reform denmiyor. Reform, bir harcama kaleminin neden var olduğunu sorgulayıp yeniden tasarlamaktır. Burada yapılan şey farklı: her şeyin bütçesi olduğu yerde dondurulup enflasyonun aşındırmasına bırakılıyor. Emeklilik sistemine dokunulmuyor, sağlık harcamalarının yapısı tartışılmıyor, kamu istihdamının büyüklüğü gündeme gelmiyor. Sadece nominal rakamlar sabitleniyor ve kararın zor kısmı zamana havale ediliyor.

Aynı bütçede iki kalem bu dondurmanın dışında tutuluyor. Savunma harcaması, çok yıllı askeri programlama yasası gereği 6,4 milyar euro, yani yüzde 11 artıyor. 2017’den bu yana ordunun bütçesi ikiye katlanmış durumda. İkinci kalem borç servisi ve o zaten hükümetin kontrolünde değil.

2027 Bütçe Çerçevesi Değişim Not
Savunma+%11Askeri programlama yasasıyla bağlı
Ekoloji+%5,2Yeni nükleer programın başlangıç finansmanı
Adalet+%3,8Korunan egemenlik alanı
Güvenlik+%3,4Korunan egemenlik alanı
Yükseköğretim ve araştırma+%1,9Enflasyonun üzerinde
Milli eğitim+%1,2Enflasyonun altında
Tüm bakanlıklar (savunma ve borç hariç)+%0,4Beklenen enflasyonun dörtte biri

Kaynak: Fransız hükümetinin parlamento maliye komisyonlarına sunduğu 2027 bütçe yönelim belgesi.

Borç servisinin büyüklüğü konusunda yayımlanan rakamlar farklı tanımlara dayandığı için dikkatli okunmalı. 2026 bütçe tasarısında devlet borcunun servis maliyeti 59,3 milyar euro olarak öngörülmüştü. Yıl içinde bu tahmin 64 milyar euroya doğru güncellendi. Ekonomi bakanlığı, önümüzdeki yıllarda bu kalemin 100 milyar euroya kadar çıkabileceğini açıkça ifade etti. Aynı bakanlık, borç servisinin devlet bütçesinin en büyük kalemi haline geldiğini, emeklilik hariç eğitim harcamasını geçtiğini söyledi.

Bu rakamın neden büyüdüğünü anlamak için tek bir mekanizmaya bakmak yeterli. Borcun tamamı bir gecede yeniden fiyatlanmıyor; her yıl yalnızca vadesi gelen kısım yenileniyor. Ama yenilenen kısım, yüzde 1’in altındaki eski kuponlardan yüzde 4’ün üzerindeki yeni kuponlara geçiyor. Yani faiz yükü artışı mekanik, gecikmeli ve geri döndürülemez. Piyasa faizleri bugün düşse bile, önümüzdeki beş yılın faiz faturası zaten yazılmış durumda.

Fransız Devletinin 2026 Finansman Tablosu Milyar Euro
Toplam finansman ihtiyacı305,7
Orta ve uzun vadeli ihraç (geri alımlar net)310,0
2025 gerçekleşen brüt orta ve uzun vadeli ihraç347,7
Bunun sabit faizli kısmı324,4
Bunun enflasyona endeksli kısmı23,3
Borç servisi (2026 bütçe tasarısı öngörüsü)59,3
Pazarlanabilir borç stokunun net artış tavanı136,6

Kaynak: Fransız hazine ajansının 2026 gösterge finansman programı ve 2026 bütçe tasarısı.

Bu tablodaki en çarpıcı satır, ihracın yüzde 10’a yakın kısmının enflasyona endeksli kağıtlardan oluşması. Yani Fransız devleti, borcunun bir bölümünü enflasyondan korunmak isteyen yatırımcılara satıyor. Enflasyon yükseldiğinde bu kağıtların anapara yükümlülüğü de yükseliyor. Enflasyonun devlet borcunu eritmesi klasik senaryosunun, bu borcun bir bölümü için hiç çalışmadığı anlamına geliyor bu. Enflasyonla kurtulma seçeneği düşünüldüğü kadar geniş değil.

GRAFİK 3 Fransa’nın Borç Oranı: İstikrar Bölgesine Girilemiyor Kamu borcu, milli gelire oran, yüzde. Son nokta derecelendirme kuruluşu öngörüsü. 110 114 118 122 112,6 115,7 117,6 121 2024 sonu 2025 sonu 2026 Ç1 2027 tahmin Eğri hiçbir noktada düzleşmiyor. İstikrar için gereken açık seviyesi yüzde 3; mevcut seviye yüzde 5 civarında.

İtalya’nın Sorunu Siyasi Değil, Aritmetik

İtalya’yı Fransa’yla aynı cümleye koymak yaygın bir hata ve bu hata, borç tartışmasının neden hiç ilerlemediğini açıklıyor. İtalya son üç yılda gerçekten düzeldi. 2025’te bütçe açığı milli gelirin yüzde 3,4’ünden yüzde 3,1’ine indi, 2026’da yüzde 2,9’a inmesi bekleniyor. Faiz dışı denge fazla veriyor ve bu fazla yüzde 0,8 seviyesine yükselmiş durumda. Risk primi 2022 eylülünde 251 baz puana kadar çıkmışken, 2026 ocağında 59 baz puana kadar gerilemişti. Hiç kimse bugünün İtalya’sını savurganlıkla suçlayamaz.

Buna rağmen borç oranı 2026 ilk çeyrekte yüzde 137,1’den yüzde 138,9’a çıktı. Neden çıktığını anlamak için tek bir hesap yeterli. İtalya milli gelirinin yüzde 3,9’unu faiz ödemesine ayırıyor ve bu oranın 2026’da 0,3 puan daha artması bekleniyor, çünkü özellikle enflasyona endeksli kağıtların maliyeti yükseliyor. Aynı ülkenin büyüme beklentisi yüzde 0,5 ile 0,7 arasında. Yılın ilk çeyreğinde ekonomi yüzde 0,16 büyüyerek daraltıya kıl payı düşmedi.

Bir ülkenin borç oranının sabit kalması için tek bir koşul vardır: borcun ortalama faiz maliyeti, ekonominin nominal büyüme hızının üzerine çıkmamalıdır. Bu koşul sağlanmadığında, hükümet faiz dışı bütçede ne kadar fazla verirse versin, oran yukarı doğru sürüklenir. İtalya bugün tam olarak bu durumda. Yüzde 0,8’lik faiz dışı fazla, yüzde 3,9’luk faiz yüküyle yüzde 0,5’lik reel büyümenin oluşturduğu makası kapatmaya yetmiyor. Ülke doğru şeyleri yapıyor ve yine de yerinde sayıyor.

Peki İtalya neden Fransa’dan ucuza borçlanıyor?
Çünkü piyasa iki farklı risk türünü ayırt ediyor. İtalya’nınki hesaplanabilir bir risk: seviyesi yüksek ama yönü ve büyüklüğü bilinen bir aritmetik problem. Fransa’nınki ise hesaplanamayan bir risk: bütçesini parlamentosundan geçirip geçiremeyeceği, hangi hükümetin kaç ay dayanacağı, taahhüt edilen konsolidasyonun uygulanıp uygulanmayacağı belirsiz. Yatırımcı, bilinen kötü haberi belirsiz haberden daha ucuza fiyatlıyor. Borç piyasasında asıl prim, seviyeye değil öngörülebilirliğe biçilir.
Gösterge İtalya Fransa
Borç oranı, 2026 ilk çeyrek138,9117,6
Bütçe açığı, 20253,15,1
Faiz dışı denge, 2025+0,8Açık
Faiz harcaması, milli gelire oran3,92,6
Borç oranının yönüYavaş artışHızlı artış
10 yıllık getiri, ağustos sonu4,054,08

Yüzde cinsinden. Faiz harcaması rakamları Avrupa Komisyonu tahminlerine dayanıyor. Tablodaki veriler bilgilendirme amaçlıdır; yatırım tavsiyesi değildir. Geçmiş getiriler geleceğe ilişkin bir taahhüt oluşturmaz.

Tablonun son iki satırı bu yazının bütün meselesini özetliyor. Her göstergede daha kötü duran ülke, piyasada daha iyi fiyatlanıyor. Bu tersliğin sürdürülebilir olmadığını söylemek kolay. Ama tersliğin nasıl çözüleceği hiç kolay değil, çünkü iki çözüm yolu var ve ikisi de olumsuz. Ya Fransa’nın primi daha da yükselecek, ya da İtalya’nın primi Fransa’ya doğru çekilecek. İkinci ihtimal, bugüne kadar İtalya’nın kazandığı bütün güvenin karşı tarafın kusuru yüzünden kaybedilmesi anlamına gelir. Euro bölgesinin ortak faiz zemininin yarattığı asıl adaletsizlik burada.

Alıcı Kim? Merkez Bankası Masadan Kalktı

2015 ile 2022 arasında Avrupa devletlerinin borçlanma sorunu yoktu, çünkü alıcı belliydi. Avrupa Merkez Bankası, varlık alım programı ve pandemi acil alım programı üzerinden yaklaşık 5 trilyon euroluk bir portföy biriktirdi. Bu portföyün varlığı, tahvil piyasasında fiyat duyarlılığı olmayan, hiçbir koşulda satmayan, vadesi gelince otomatik olarak yenileyen devasa bir alıcı yaratmıştı. Devletler bu ortamda ne kadar borçlandıklarını gerçek anlamda hissetmediler.

Bu dönem bitti ve bitişi kademeli oldu. Varlık alım programı altındaki kağıtların vadesi gelenlerin yenilenmesi önce kısmen azaltıldı, 2023 temmuzunda tamamen durduruldu. Pandemi programının yenilemeleri 2024 sonunda sona erdi. 2025’ten itibaren vadesi gelen hiçbir kağıt yenilenmiyor. Yani portföy, hiçbir aktif satış yapılmadan, yalnızca zamanın geçmesiyle küçülüyor.

Bunun bütçe üzerindeki etkisi, faiz oranlarının etkisinden bağımsız ve ondan daha az konuşuluyor. Bir hükümet artık yalnızca yeni açığını finanse etmiyor; aynı zamanda merkez bankasının çekildiği miktarı da piyasada yerine koymak zorunda. Yani net tahvil arzı, bütçe açığından çok daha hızlı artıyor. Fransa’nın 2025’te 347,7 milyar euro brüt orta ve uzun vadeli ihraç yapmış olmasının arkasında bu var. Bu rakam, ülkenin yıllık bütçe açığının çok üzerinde.

Alıcı tarafında da yapısal bir kırılganlık var. Fransız kamu borcunun yaklaşık yarısı yurt dışında yerleşik yatırımcıların elinde. Bunun bir kısmı yabancı merkez bankaları ve resmi kurumlar, bir kısmı kurumsal fonlar. Yurt içi yerleşiklerin en büyük tek kalemi ise Fransa merkez bankasının kendisi ve o kalem artık küçülüyor. Yurt dışı yerleşik ağırlığı normal zamanlarda bir güç göstergesidir; ülkenin kağıdına talep olduğunu gösterir. Stres dönemlerinde ise tam tersine döner, çünkü yabancı yatırımcı üzerinde hükümetin hiçbir yaptırımı yoktur. İç yatırımcıyı vergi veya düzenleme yoluyla tutmak mümkündür; yabancıyı tutmanın tek yolu daha yüksek faiz vermektir.

Yapısal Değerlendirme
Euro bölgesinin bugünkü sorunu 2011’in tekrarı değil. 2011’de sorun, tek tek ülkelerin ödeme gücüydü ve çözüm, o ülkelere koşullu kredi vermekti. Bugün sorun, kimin koşul dayatabileceği. Koşul dayatma yetkisi, koşula ihtiyacı olan ülkenin elinde. İtfaiye teşkilatının başındaki kişi, yanan binanın sahibiyse, yangın söndürme prosedürünün nasıl işleyeceği artık teknik bir soru değildir.

İletim Koruma Aracının Yazılı Şartları

Piyasa tartışmasında herkesin varsaydığı bir güvenlik ağı var. Avrupa Merkez Bankası 2022 temmuzunda İletim Koruma Aracı adında bir mekanizma kurdu. Bu araç, bir üye ülkenin risk priminin ekonomik temellerle açıklanamayacak biçimde açılması halinde, merkez bankasına sınırsız miktarda o ülkenin tahvilini alma yetkisi veriyor. Kurulduğu günden bugüne hiç kullanılmadı ama varlığı bile spreadleri baskılamaya yetti.

Aracın kamuya açık uygunluk kriterleri var ve bu kriterler pek okunmuyor. Bir ülkenin bu araçtan yararlanabilmesi için Birlik’in mali çerçevesine uyum sağlıyor olması, ciddi makroekonomik dengesizlik göstermemesi, borç sürdürülebilirliğini karşılaması ve sağlam makroekonomik politikalar izliyor olması bekleniyor. Bu kriterler, aracın “kural tanımayan ülkeyi kurtarmaz” mesajını vermesi için konulmuştu.

Sonuç ise ironik. Araç, bugünkü koşullarda ona en çok ihtiyaç duyacak ülkenin en zor karşılayacağı şartlarla tasarlanmış durumda. Aşırı açık prosedürü altında olan, ardışık hükümetleri bütçe geçiremediği için düşen, taahhüt ettiği konsolidasyon patikasını üst üste kaçıran bir ülkenin bu şartları sağladığını savunmak zor. Buna karşılık şartları rahatlıkla karşılayan Yunanistan, İspanya ve Portekiz’in böyle bir araca ihtiyacı yok; zaten ucuza borçlanıyorlar.

Gerçek bir stres anında merkez bankasının önünde iki seçenek olacak. Kriterleri esnetip müdahale ederse, kuralların yalnızca zayıf ülkeler için var olduğunu bu kez resmî bir kararla tescil edecek ve gelecekte hiçbir ülkeye hiçbir koşulu dayatamayacak. Kriterlere sadık kalıp müdahale etmezse, euro bölgesinin ikinci büyük ekonomisini piyasayla baş başa bırakmış olacak. Her iki sonuç da para birliğinin mevcut haliyle sürdürülmesini zorlaştırır. Ve bu ikilemin varlığı, merkez bankasının bağımsızlığı tartışmasının önümüzdeki dönemde teknik olmaktan çıkıp doğrudan siyasi hale geleceğini gösteriyor.

Kavram Notu
Bir merkez bankasının devlet tahvili alması tek başına para basmak değildir; alım ikincil piyasadan yapılır ve teorik olarak geri döndürülebilir. Ancak alımın gerekçesi para politikası değil de bir hükümetin borçlanma maliyetini düşürmekse, işlem ekonomik olarak mali finansmana dönüşür. Aradaki fark hukuki değil, niyetsel. Ve niyeti kanıtlamanın hiçbir nesnel yolu olmadığı için, bu sınırın nerede çizildiğini uygulamada merkez bankasının kendisi belirler.

Faturayı Kim Ödeyecek

Yüksek borç stokunun üç çıkışı vardır. Birincisi büyümedir; borç aynı kalırken ekonominin büyümesi oranı aşağı çeker. Avrupa’nın potansiyel büyümesi yüzde 1’in altına inmiş ve nüfusu yaşlanıyorken bu çıkış kapalı. İkincisi mali uyumdur; harcamayı kesip vergiyi artırmak. Fransa örneğinde vergi yükü zaten Birlik’in en yükseği, harcama tarafında da yapısal reform siyaseten imkansız görünüyor. Geriye üçüncü çıkış kalıyor.

Üçüncü çıkış, borcun reel değerini eritmektir ve bunun iki aracı vardır: enflasyon ve mali baskılama. Enflasyonun nasıl çalıştığı biliniyor; sabit kuponlu uzun vadeli borcun reel yükünü azaltır. Mali baskılama ise daha sessiz işler. Bankalara, sigorta şirketlerine ve emeklilik fonlarına düzenleme yoluyla devlet tahvili tutma zorunluluğu getirilir, mevduat faizleri enflasyonun altında tutulur, tasarruf araçları vergisel olarak devlet kağıdına yönlendirilir. Hiçbir aşamasında bir kriz ilan edilmez, hiçbir aşamasında bir seçmen bir şey oylamaz. Sadece uzun yıllar boyunca tasarruf sahibinin reel getirisi negatif kalır ve borç yavaşça erir.

Bu yolun bir sınırı var ve sınır, Fransa’nın kendi ihraç yapısında görünüyor. Orta ve uzun vadeli ihracın yaklaşık yüzde 10’u enflasyona endeksli. Enflasyon yükseldiğinde bu kağıtların yükümlülüğü de yükselir. İtalya’nın 2026’daki faiz artışının temel nedeni de aynı kalem. Yani enflasyonla kurtulma stratejisi, borcun bir bölümü üzerinde hiç çalışmıyor ve o bölüm giderek büyüyor. Yatırımcılar aptal değil; devletin enflasyon eğilimini fiyatlıyor ve kendini buna karşı sigortalatıyor. Enflasyon bir çıkış kapısı olarak kullanıldıkça, o kapının maliyeti de artıyor.

Euro kurulurken anlatılan hikaye, Alman disiplininin güneye ihraç edileceğiydi. Gerçekte olan bunun tam tersi oldu: güneye ihraç edilen disiplin değil, Alman kredibilitesiydi.

Ucuz borçlanma imkanı bir kez ortaklaştırıldığında, her hükümet için hesap aynı şekilde değişti. Reform yapmanın siyasi maliyeti derhal ödenir, faydası on yıl sonra görülür. Reform yapmamanın maliyeti ise ertelenir ve büyük ihtimalle bir sonraki hükümetin sorunu olur. Otuz yıl boyunca hiçbir siyasetçi bu hesabı bozmak için yeterli sebep bulamadı. Şimdi faiz oranları normale döndükçe, ertelenmiş kararların birikmiş faturası aynı anda masaya geliyor.

Bu faturayı ödeyecek olanlar bütçeleri yapanlar değil. Ücreti enflasyonun gerisinde kalanlar, emekli maaşı endeksleme formülleriyle aşındırılanlar, birikimi negatif reel getiriyle eriyenler ödeyecek. Ve bu insanların hiçbiri, faturayı yaratan kararların hiçbirine oy verme imkanı bulamadı. Çünkü o kararlar tek tek alınmadı; otuz yıl boyunca her yıl bir tercihin ertelenmesiyle, hiçbir zaman bir gündem maddesi haline gelmeden alındı.

Avrupa’nın önündeki asıl soru, bir sonraki şokun ne zaman geleceği değil. Şok geldiğinde kimin kimden ne talep edebileceği. 2011’de bu sorunun cevabı belliydi: güçlü olan zayıftan koşul talep ederdi. 2026’da aynı soruya verilecek bir cevap yok ve bir mekanizmanın en tehlikeli hali, kriz anında ne yapacağı bilinmeyen mekanizmadır. Piyasanın Fransız tahviline biçtiği prim, tam olarak bu bilinmezliğin fiyatı.

Kaynaklar
Avrupa İstatistik Ofisi, çeyreklik kamu borcu ve kamu maliyesi serileri, 2026 ikinci çeyrek yayını
Avrupa Komisyonu, İtalya ülke ekonomik öngörüleri
Fransız hazine ajansı, 2026 gösterge finansman programı ve kredi notu tablosu
Fransız hükümeti, 2026 bütçe tasarısı ve 2027 bütçe yönelim belgesi
Fransa merkez bankası, kamu maliyesi öngörüleri ve menkul kıymet ihraç istatistikleri
Avrupa Merkez Bankası, varlık alım programları ve İletim Koruma Aracı çerçeve metinleri
İtalya ekonomi ve maliye bakanlığı, risk primi serisi
Alman Federal Bankası ve Fransa merkez bankası, 10 yıllık tahvil getiri serileri
Derecelendirme kuruluşlarının Fransa ülke değerlendirme raporları
Bu makalede yer alan bilgi ve değerlendirmeler yalnızca bilgilendirme amacıyla sunulmaktadır; yatırım danışmanlığı veya alım-satım tavsiyesi niteliği taşımaz. Yatırım danışmanlığı sözleşme çerçevesinde sunulmaktadır. Geçmiş performans gelecekteki sonuçların güvencesi değildir. Veriler kamuya açık kaynaklardan derlenmiş olup doğruluk konusunda garanti verilmemektedir. Bu içeriğe dayanılarak alınan kararların sonuçlarından okuyucu şahsen sorumludur.
PETROLANDECO