Küreselleşme Bitiyor mu, Biçim mi Değiştiriyor?
Küreselleşme Bitiyor mu, Biçim mi Değiştiriyor?
2025 ve 2026 yıllarında dünya ticareti hem tarihinin en yüksek değerine ulaştı hem de 1930’lardan bu yana görülmemiş bir korumacılık dalgasının ortasına düştü. Bu 2 gerçek aynı anda doğru olduğunda, “küreselleşme bitti” cümlesi de “hiçbir şey değişmedi” cümlesi de yanlış hale gelir. Bu çalışma, 2 ucun arasındaki gerçek tabloyu rakamlarla, belgelerle ve mekanizmalarla ortaya koyuyor: duvarlar nerede yükseliyor, mallar nereden dolaşıyor, kurallar nasıl pazarlığa dönüşüyor ve bu yeni haritada Türkiye’nin yeri neresi.
Küreselleşme Ölüyor mu? Rakamların Söylediği İlk Şey
Bir ölüm ilanı yazmaya hazırlanan biri, önce nabzı yoklamak zorundadır. Küreselleşmenin nabzı ise beklenenin tam tersini gösteriyor. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü UNCTAD’ın hesaplarına göre 2025 yılında küresel mal ve hizmet ticareti yaklaşık %7 büyüyerek ilk kez 35 trilyon doları aştı. Bu rakam, ABD’nin dünyanın neredeyse tamamına yeni gümrük vergileri koyduğu, Çin ile ABD arasındaki karşılıklı tarifelerin bir ara 3 haneli düzeylere çıktığı ve şirketlerin “tedarik zincirini yeniden kurmak” üzerine sayısız sunum hazırladığı bir yılda gerçekleşti. Üstelik büyümenin önemli bir kısmı yılın son 6 ayında fiyattan değil hacimden geldi; yani gemilere gerçekten daha fazla yük yüklendi.
2026’nın ilk yarısı da aynı yönü gösterdi. UNCTAD, yılın ilk 6 ayında küresel mal ticaretinin yaklaşık 13,7 trilyon dolara ulaştığını ve önceki yılın aynı dönemine göre %12,5 arttığını tahmin ediyor. Dünya Ticaret Örgütü DTÖ ise 8 Ekim 2026’da yayımladığı güncel raporda, 2026 için mal ticareti hacim büyümesi tahminini Mart ayındaki %1,9’dan %3,9’a çıkardı. Mart ayında “yavaşlama” diye okunan tablo, Ekim’de neredeyse 2 katı bir büyümeye dönüştü.
Ama aynı dönemin öbür yüzü de en az bu kadar çarpıcı. ABD’de ortalama efektif gümrük vergisi, Yale Üniversitesi’ne bağlı Bütçe Laboratuvarı’nın Ocak 2026 hesabına göre ikame etkisi hesaba katılmadan %16,9’a ulaşmıştı; bu, 1932’den bu yana görülen en yüksek düzeydi. ABD Yüksek Mahkemesi Şubat 2026’da bu vergilerin önemli bir kısmının dayandığı acil durum yasasını tarife için geçersiz saydı, fakat yönetim aynı gün başka bir yasal dayanağa geçti ve duvar yerinde kaldı. Avrupa Birliği, 1 Temmuz 2026’dan itibaren çelikte kota dışı gümrük vergisini %25’ten %50’ye çıkardı ve kotaları neredeyse yarıya indirdi. Meksika, serbest ticaret anlaşması olmayan ülkelerden gelen 1.463 tarife satırında vergileri artırdı. Brezilya, Hindistan, Güney Afrika, Vietnam ve Türkiye, Çin mallarına karşı anti-damping ve ilave vergi araçlarını yoğun biçimde kullanmaya başladı.
Bu 2 tablo yan yana konunca ilk akla gelen soru şu oluyor: Duvarlar bu kadar yükselirken ticaret nasıl rekor kırıyor? Cevap, bu çalışmanın ana tezini de özetliyor. Küreselleşme bitmiyor; yönünü, dilini, güzergâhını ve sahibini değiştiriyor. 1990’larda başlayıp 2008’e kadar süren dönemin ana fikri verimlilikti: malı kim en ucuza yapıyorsa oradan alınır, sermaye nereye isterse oraya gider, kurallar herkese aynı uygulanır. 2026’nın dünyasında ana fikir güvenlik oldu: malı kim en güvenilir biçimde sağlıyorsa oradan alınır, sermaye şartlı kabul edilir, kurallar ikili pazarlıklarla ülke ülke yeniden yazılır. Ticaret hacmi büyüyebilir, ama hangi ülkenin kimden ne aldığı, hangi limanın hangi rotada durduğu ve hangi anlaşmanın kimi koruduğu kökten değişiyor.
Bu ayrımın neden önemli olduğunu anlamak için bir rakamı daha hatırlamak gerekiyor. Dünya Bankası verilerine göre dünya ticaretinin dünya gayri safi hasılasına oranı 2008’de %60,6 ile o güne kadarki zirvesini gördü, küresel finans kriziyle birlikte 2009’da %52,1’e düştü ve sonraki 10 yılın büyük bölümünde %54 ile %59 arasında yatay seyretti. Pandemi yılı 2020’de %52’ye inen oran, emtia fiyatlarının patladığı 2022’de %62,4 ile yeni bir zirve yaptı, 2024’te ise %56,8’e geriledi. Yani ticaret, ekonominin geri kalanından daha hızlı büyüme alışkanlığını 2008’de kaybetti; ama küçülmedi de. İktisat literatürü bu döneme “yavaş küreselleşme” adını veriyor.
Grafiğin anlattığı hikâye, “ölüm” değil “plato” hikâyesidir. Ancak plato, durağanlık demek değil. Aynı yatay çizginin altında, ülke çiftleri arasındaki akışlar büyük bir hızla yer değiştiriyor. Çin’in ABD ithalatındaki payı 8 yılda yarıdan fazla eridi, ama ABD’nin toplam ithalatı 2025’te %4,6 artarak rekor kırdı. Çin’in ABD’ye ihracatı 2025’te %20 düştü, ama Çin’in toplam ihracatı %5,5 arttı ve ticaret fazlası 1 trilyon doları aştı. Toplamlar sabit kalırken içerik değişiyorsa, doğru soru “ticaret azalıyor mu” değil, “ticaret nereye kayıyor ve bu kayma kimin aleyhine işliyor” olmalıdır.
Bu çalışmanın geri kalanında önce tarihe döneceğiz, çünkü korumacılığın dünyaya nasıl yayıldığına dair en net ders 1930’larda yaşandı. Ardından ABD’nin tarife rejimini, ticaret savaşının malları nasıl başka güzergâhlara ittiğini, Çin’in dev fazlasının dünyada neden zincirleme bir duvar örme refleksi yarattığını, Avrupa Birliği’nin serbest ticaretin bekçiliğinden ekonomik güvenlik mimarlığına nasıl geçtiğini, Kuzey Amerika’daki çatlağı, tedarik zincirlerinin gerçekte ne kadar yer değiştirdiğini, nadir toprak elementleri üzerinden silaha dönüşen karşılıklı bağımlılığı, yapay zekâ ticaretinin yarattığı çelişkili tabloyu ve ticaret sisteminin kurallardan pazarlığa geçişini inceleyeceğiz. Son bölümlerde Türkiye’nin konumunu ve 2030’a giden 3 olası yolu değerlendireceğiz.
Küreselleşmenin Dalgaları ve 1930’ların Dersi
Küreselleşme düz bir çizgi halinde ilerlemedi. Tarih, uzun açılma dönemleri ile sert kapanma dönemlerinin birbirini izlediğini gösteriyor. İlk büyük dalga 19. yüzyılın son 30 yılında buharlı gemi, demiryolu, telgraf ve altın standardı sayesinde yükseldi. 1870 ile 1914 arasında mal, sermaye ve insan, o güne kadar görülmemiş bir serbestlikle sınırları aştı. İngiliz sermayesi Arjantin demiryollarını, Amerikan buğdayı Avrupa sofralarını, Hint pamuğu Lancashire tezgâhlarını besledi. O dönemde yaşayanların büyük kısmı bu düzenin geri dönülmez olduğuna inanıyordu.
1914’te başlayan savaş bu inancı yıktı. Savaş sonrası yıllarda dünya ticareti toparlanmaya çalıştı, fakat 1929 bunalımıyla birlikte ülkeler birbiri ardına içe kapandı. ABD’nin Haziran 1930’da yürürlüğe soktuğu tarife yasası binlerce kalemde vergileri yükseltti. Bu yasa bunalımı tek başına yaratmadı; ancak bir zincirleme tepkinin fitilini ateşledi. Kanada, Avrupa ülkeleri ve diğerleri misilleme tarifeleri, ithalat kotaları, döviz kontrolleri ve ikili takas anlaşmalarıyla cevap verdi. İngiltere 1932’de imparatorluk içi tercih sistemine geçti. Dünya ticareti bloklara bölündü.
Bu çöküşün boyutunu gösteren en ünlü belge, Milletler Cemiyeti verilerinden derlenen ve ekonomi tarihine “daralan sarmal” adıyla geçen grafiktir. Bu veriye göre dünyanın önde gelen ülkelerinin aylık toplam ithalat değeri Ocak 1929’da yaklaşık 3 milyar dolar iken Şubat 1933’te 1 milyar doların altına, yaklaşık 0,9 milyar dolara geriledi. Bu düşüşün bir kısmı fiyat çöküşüydü; ekonomi tarihçilerinin hesaplarına göre reel ihracat hacmi 1929 ile 1933 arasında yaklaşık %30 azaldı. Her 2 ölçü de aynı şeyi söylüyor: korumacılık bir kez zincirleme hale geldiğinde, ilk duvarı örenin bile kontrol edemeyeceği bir hız kazanır.
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan düzen, tam da bu dersi kurumsallaştırmak için tasarlandı. 1944’te Bretton Woods’da Uluslararası Para Fonu ile Dünya Bankası’nın temelleri atıldı, 1947’de Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması GATT imzalandı. GATT’ın ruhu “en çok kayrılan ulus” ilkesiydi: bir ülkeye tanınan tarife indirimi tüm üyelere tanınacaktı. Böylece ikili pazarlıklar yerine herkes için geçerli kurallar konuldu. 8 müzakere turu boyunca sanayi mallarındaki ortalama tarifeler dramatik biçimde düştü ve 1995’te bu yapı Dünya Ticaret Örgütü’ne dönüştü. DTÖ, bağlayıcı bir uyuşmazlık çözüm mekanizmasıyla donatıldı; ülkeler arasındaki ticaret kavgaları artık hakem heyetlerinde ve Temyiz Organı’nda çözülecekti.
Sonraki dalga, Soğuk Savaş’ın bitişi ve Çin’in 2001’de DTÖ’ye katılmasıyla “aşırı küreselleşme” adı verilen döneme dönüştü. Konteyner taşımacılığı, internet ve iletişim maliyetlerindeki çöküş, üretimin tek bir ülkede değil onlarca ülkeye dağılmış değer zincirlerinde yapılmasını mümkün kıldı. Bir akıllı telefonun tasarımı Kaliforniya’da, çipi Tayvan’da, ekranı Kore’de, montajı Çin’de yapılır oldu. Bu dönemde ticaret GSYH’den çok daha hızlı büyüdü. 2008 finans krizi bu hızı kesti ve dünya, bugün de içinde bulunduğumuz platoya girdi.
| Dönem | Yıllar | Motor | Kırılma noktası |
|---|---|---|---|
| İlk küreselleşme | 1870-1914 | Buhar, telgraf, altın standardı, sermaye ihracı | 1914 savaşı |
| Çözülme ve kapanma | 1914-1945 | Misilleme tarifeleri, kotalar, döviz kontrolü, bloklar | 1929 bunalımı, 1930 tarife yasası |
| Kurallı açılma | 1947-1990 | GATT, en çok kayrılan ulus ilkesi, sabit kur düzeni | 1971’de altın bağının kopması |
| Aşırı küreselleşme | 1990-2008 | Konteyner, internet, Çin’in DTÖ üyeliği, değer zincirleri | 2008 finans krizi |
| Yavaş küreselleşme | 2008-2017 | Ticaret ile GSYH aynı hızda; finansal içe dönüş | 2018 ABD-Çin tarife savaşı |
| Güvenlik küreselleşmesi | 2018 sonrası | Tarifeler, sanayi politikası, ihracat kontrolleri, ikili pazarlık | Henüz yaşanmadı |
Bugünü 1930’lardan ayıran 3 kritik fark var. İlk fark şu: merkez bankaları ve maliye politikası artık bunalımı derinleştiren altın standardı kısıtına sahip değil. Bir diğer fark, değer zincirlerinin iç içeliği: zincirler o kadar iç içe geçti ki bir ülkenin bir diğerini tamamen dışlaması, kendi sanayisini de felç etmek anlamına geliyor. Son ve belki en önemli fark, 1930’larda olmayan bir aktör grubunun sahnede olması: 2 büyük blok arasında köprü görevi gören, her 2 tarafla da ticaret yapan “bağlayıcı ülkeler”. IMF’nin hesabına göre Soğuk Savaş’ın başında mal ticaretinin dünya GSYH’sine oranı %16 civarındaydı, bugün ise %45 düzeyinde. Bu kadar yüksek bir bağımlılık, kopuşu hem daha maliyetli hem de daha zor kılıyor.
Ama bu farklar rahatlamak için yeterli değil. 1930’ların en önemli mekanizması, yani bir ülkenin duvarının diğer ülkelerde zincirleme duvar örme refleksi yaratması, 2025-2026’da yeniden çalışmaya başladı. Bu mekanizmanın nasıl işlediğini anlamak için önce zincirin ilk halkasına, Washington’a bakmak gerekiyor.
ABD Tarife Rejimi 2025-2026: Hukuki Zemin Değişti, Duvar Yerinde Kaldı
ABD’nin 2025’te başlattığı tarife hamlesi, ekonomi tarihinde benzeri az görülen bir hız ve kapsamla ilerledi. Şubat 2025’te Kanada, Meksika ve Çin’e yönelik ilk vergiler ilan edildi. Nisan 2025’te neredeyse tüm ticaret ortaklarını kapsayan “karşılıklılık” tarifeleri ilan edildi. Çin ile ABD arasındaki karşılıklı vergiler kısa sürede ABD tarafında %145’e, Çin tarafında %125’e kadar tırmandı. Bu düzeyler 2 ülke arasındaki ticareti fiilen durdurma tehlikesi taşıyordu. Mayıs 2025’te Cenevre’de varılan ateşkesle ABD’nin Çin mallarına uyguladığı ek vergi %30’a, Çin’in ABD mallarına uyguladığı ek vergi %10’a indirildi. Bu ateşkes defalarca uzatıldı.
Bu tarifelerin önemli bir bölümünün dayandığı yasa, Uluslararası Acil Durum Ekonomik Yetkiler Yasası IEEPA’ydı. Yönetim, ticaret açığını ve sınır güvenliğini ulusal acil durum olarak tanımlayıp bu yasanın ithalatı “düzenleme” yetkisini tarife koyma yetkisi olarak yorumladı. Bu yorum ABD Yüksek Mahkemesi’ne kadar taşındı. 20 Şubat 2026’da mahkeme, Learning Resources davasında 6’ya 3 oyla verdiği kararla IEEPA’nın başkana tarife koyma yetkisi vermediğine hükmetti. Kararın gerekçesi açıktı: barış zamanında vergi koyma yetkisi Kongre’ye aittir ve Kongre bu yetkiyi IEEPA ile devretmemiştir.
Kararın ardından yaşananlar, bu çalışmanın ana tezini somut biçimde gösteriyor. Yönetim aynı gün, 1974 Ticaret Yasası’nın Bölüm 122 hükmüne dayanarak tüm ithalata %10’luk geçici bir ek vergi koydu ve bu vergi 24 Şubat 2026’da yürürlüğe girdi. Bölüm 122, ödemeler dengesi sorunlarıyla mücadele için en fazla %15’lik bir ek vergiye ve en fazla 150 günlük bir süreye izin veriyordu. Bu süre 24 Temmuz 2026’da doldu. Tam aynı dakika, ABD Ticaret Temsilciliği’nin Bölüm 301 kapsamında yürüttüğü “zorla çalıştırma” soruşturması sonucunda 60 ekonomiye yönelik yeni tarifeler devreye girdi. Arada tek bir günlük boşluk bile oluşmadı.
Yeni Bölüm 301 tarifeleri 2 kademeli bir yapı kurdu. Zorla çalıştırma ürünlerinin ithalatını yasaklayan ama bu yasağı etkin uygulamadığı değerlendirilen ülkelere %10, böyle bir yasağı hiç bulunmayan ülkelere %12,5 ek vergi uygulandı. Kanada, Meksika, Hindistan, Endonezya, Malezya, Bangladeş, Kamboçya, Pakistan ve Birleşik Krallık gibi ülkeler %10’luk gruba girdi. Çin, Vietnam, Tayland ve Brezilya %12,5’lik gruptaydı. ABD ile ayrı anlaşması bulunan Avrupa Birliği ile Tayvan için en çok kayrılan ulus vergisi dahil toplam %10’luk, Japonya, Güney Kore ve İsviçre için yine dahil toplam %12,5’lik bir tavan belirlendi. Çin için bu yeni oran, 2018’den bu yana uygulanan eski Bölüm 301 tarifelerinin üzerine eklendi.
| Grup | Oran | Örnek ekonomiler | Uygulama biçimi |
|---|---|---|---|
| Standart, düşük kademe | %10 | Kanada, Meksika, Hindistan, Endonezya, Malezya, Birleşik Krallık | Mevcut vergilerin üzerine eklenir; USMCA’ya uygun mallar muaf |
| Standart, yüksek kademe | %12,5 | Çin, Vietnam, Tayland, Brezilya | Mevcut vergilerin üzerine; Çin’de eski 301 vergilerine eklenir |
| Anlaşmalı tavan, düşük | Toplam %10 | AB üyeleri, Tayvan | En çok kayrılan ulus vergisi dahil toplam tavan |
| Anlaşmalı tavan, yüksek | Toplam %12,5 | Japonya, Güney Kore, İsviçre | En çok kayrılan ulus vergisi dahil toplam tavan |
| Ayrı işlem | +%25 | Brezilya | Ayrı bir Bölüm 301 kararıyla, tarım ürünleri gibi istisnalarla |
Bu gelişmeler zincirinden çıkan sonuç şu: mahkemeler başkanın hangi yasayı kullanabileceğini sınırlayabilir, ama Kongre ticaret politikasında aktif bir rol üstlenmediği sürece duvarın kendisini yıkamaz. Yale Bütçe Laboratuvarı’nın 24 Temmuz 2026 tarihli hesabına göre ABD’nin ağırlıklı ortalama yasal tarife oranı %11,1’di ve yürürlükteki planlı artışlarla yıl sonunda %11,8’e çıkması bekleniyordu. Aynı kurum 24 Ağustos 2026 hesabında, uygulanan tarifelerin ikame öncesi %10,9’luk, ithalatın başka kaynaklara kaymasından sonra ise %9’luk bir ortalama efektif orana denk geldiğini hesapladı. Kurumun tahminine göre mevcut yasal düzen hane başına yılda yaklaşık 1.100 dolarlık bir maliyet yaratıyor ve 10 yılda yaklaşık 1,9 trilyon dolar gelir sağlayacak.
Rakamlar 2 şeyi birlikte söylüyor. Bir yandan mahkeme kararı tarife düzeyini Ocak ayındaki zirveden aşağı çekti; yani hukuk devleti bir fren işlevi gördü. Diğer yandan inen seviye bile 2024 öncesinin birkaç katı. ABD, gelişmiş ekonomiler arasında en yüksek ortalama tarifeye sahip ülkelerden biri haline geldi ve bu durum, kalıcı bir yapısal değişikliğe dönüşmüş görünüyor. Mahkeme kararının en ilginç yan etkisi ise geri ödeme süreci oldu: IEEPA kapsamında ödenen vergilerin ithalatçılara faiziyle iadesi için ABD Uluslararası Ticaret Mahkemesi’nde geniş çaplı bir süreç başladı.
ABD tarafındaki bu tabloya bir ek daha yapmak gerekiyor. Yönetim, ticaret ortaklarıyla imzaladığı ikili çerçeve anlaşmalarını korudu. Avrupa Birliği ile Temmuz 2025’te İskoçya’daki Turnberry’de varılan uzlaşma, AB mallarının büyük kısmına uygulanacak toplam vergiye %15’lik bir tavan koymuştu. Yüksek Mahkeme kararının ardından Avrupa Parlamentosu bu anlaşmanın onay sürecini dondurdu, ancak Avrupa Komisyonu, Washington’ın tavana uyacağı yönündeki güvenceleri aldıktan sonra yeni Bölüm 301 vergilerini kabul edilebilir buldu. Japonya, Güney Kore ve İsviçre için konulan tavanlar da aynı mantığın ürünü. Böylece ABD tarife sistemi, tek tip bir gümrük tarifesi olmaktan çıkıp ülke ülke pazarlıkla belirlenen bir tavanlar sistemine dönüştü. Bu dönüşüm, ilerleyen bölümlerde göreceğimiz “kurallardan pazarlığa geçiş” olgusunun en açık örneği.
Ticaret Savaşı Ticareti Yok Etmedi, Yönünü Değiştirdi
ABD’nin 2018’de başlattığı ilk tarife dalgasından bu yana en net değişim, ABD’nin Çin’den doğrudan aldığı mal miktarında yaşandı. 2017’de ABD ithalatının yaklaşık %21’i Çin’den geliyordu. Bu pay 2022’de %16’ya, 2024’te %13,4’e indi. 2025’te, yani tarifelerin en sert olduğu yılda, ABD’nin Çin’den ithalatı bir önceki yıla göre %29,7 azaldı ve Çin’in payı %9’a geriledi. ABD Kongre Araştırma Servisi’nin verilerine göre bu düşüş 2026’da da sürdü: yılın ilk yarısında ABD’nin Çin’den ithalatı 2025’in aynı dönemine göre %23 daha düştü. Çin, ABD’nin en büyük tedarikçisi olmaktan çıkıp 3. sıraya indi ve bugün Meksika bu listenin başında.
Bu tablo ilk bakışta “ayrışma” anlatısını doğruluyor gibi görünüyor. Oysa aynı yıl ABD’nin toplam mal ithalatı %4,6 arttı; mal ve hizmet ithalatının toplamı da 4,3 trilyon dolarla rekor düzeye çıktı. ABD, Çin’den daha az aldı ama dünyadan daha fazla aldı. Stanford Üniversitesi’nin Çin Ekonomisi ve Kurumları Merkezi’nin ayrıntılı ürün verisiyle yaptığı analiz, 2017 ile 2025 arasında ABD’nin Çin’den doğrudan ithalatının kümülatif olarak %40 düştüğünü, buna karşılık ABD’nin toplam ithalatının bu dönemde yılda ortalama %5,7 büyüdüğünü gösteriyor. Çin’in kaybettiği payın en büyük kısmını Vietnam ve Meksika aldı; 2024’e kadar bu 2 ülke de ABD ithalatındaki paylarını 2 puanın biraz üzerinde artırdı. Son dönemde Tayvan da yapay zekâ sunucuları ve yarı iletkenlerdeki patlamayla büyük kazananlar arasına katıldı.
Burada kritik bir ayrıntı var. Aynı analiz, Çin’in ABD ithalatındaki doğrudan payı çökerken “katma değer” payının çok daha yapışkan kaldığını gösteriyor. Yani Vietnam’dan, Meksika’dan ya da Tayland’dan ABD’ye giden bir malın içinde Çin’de üretilmiş bileşen, makine, kumaş, çip ya da hammadde payı yüksek kalmaya devam ediyor. Malın son montajı ve gümrük beyannamesindeki menşe ülkesi değişti; ama tedarik zincirinin derinliklerinde Çin’in ağırlığı aynı oranda azalmadı.
Bu dolaylı akışı ölçen en bilinen çalışmalardan biri IMF ekonomistlerine ait. IMF’nin dünyayı ABD eğilimli, Çin eğilimli ve bağlantısız olmak üzere 3 bloğa ayıran çalışmasına göre, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgalinden sonra 2 büyük blok arasındaki ticaret, blok içi ticarete göre yaklaşık %12 daha fazla geriledi. Doğrudan yabancı yatırım projelerinde bu fark yaklaşık %20’ye ulaştı. Bu, istatistiksel olarak anlamlı ve ekonomik olarak önemli bir kırılma. Ama aynı çalışma, Soğuk Savaş döneminde bloklar arası ticaretin blok içi ticarete göre 3’te 2 oranında çöktüğünü hatırlatıyor. Bugünkü parçalanma o dönemin yanında hâlâ küçük. Bunun en önemli nedeni de 2 blok arasında köprü işlevi gören ülkeler.
Bağlayıcı ülke kavramı, ticaret savaşının neden ticareti yok etmediğini en iyi açıklayan araç. Çinli bir üretici ABD’ye doğrudan ihracat yapamadığında, Vietnam’da ya da Meksika’da bir tesis kuruyor, ara mallarını oraya gönderiyor ve son ürünü oradan ABD’ye satıyor. Bu süreç, başka ülkelerde yatırım, istihdam ve ihracat yaratıyor. Aynı zamanda Washington’ın gözünde bir “aktarma” sorunu da doğuruyor. Nitekim ABD’nin Vietnam ile 2025’te vardığı anlaşmada aktarma yoluyla gelen mallara %40 gibi ayrı ve yüksek bir oran öngörülmesi, bağlayıcı ülkelerin de artık mercek altında olduğunu gösteriyordu.
Kearney danışmanlık şirketinin her yıl yayımladığı yeniden yerelleşme endeksi, bu kaymanın ABD imalatı açısından ne anlama geldiğini çarpıcı biçimde ortaya koyuyor. Endeks, ABD’nin 14 düşük maliyetli Asya ülkesinden yaptığı imalat ithalatını ABD’nin yurt içi imalat üretimine bölerek bir oran hesaplıyor. Bu oran düşüyorsa üretim ABD’ye dönüyor demektir. 2025’te tam tersi oldu: oran 2024’teki %13,29’dan %14,15’e yükseldi ve son 4 yılın en yüksek düzeyine çıktı. Çin’den yapılan imalat ithalatı 135 milyar dolar azaldı, ama diğer 13 Asya ülkesinden yapılan ithalat 194 milyar dolar arttı. Yani Çin’in kaybını telafi etmekle kalmadı, aştı.
| Ekonomi | Konumdaki değişim | Kaymanın kaynağı | Yeni risk |
|---|---|---|---|
| Çin | ABD ithalatındaki payı %21’den %9’a indi | Tarifeler, ihracat kontrolleri, şirketlerin risk azaltımı | Fazlasını başka pazarlara yönlendirmek zorunda |
| Meksika | ABD’nin en büyük tedarikçisi oldu | Coğrafi yakınlık, USMCA tercihleri, yakın kıyı yatırımı | USMCA’nın yıllık gözden geçirmeye girmesi |
| Vietnam | Payını 2024’e kadar 2 puanın üzerinde artırdı | Çinli üreticilerin montaj tesisleri, elektronik ve tekstil | Aktarma suçlaması ve ayrı yüksek tarifeler |
| Tayvan | Bilgisayar ve yarı iletkende hızlı yükseliş | Yapay zekâ sunucu ve çip talebi | Jeopolitik yoğunlaşma riski |
| Diğer Asya | 13 ülkeden imalat ithalatı 194 milyar $ arttı | Çin’in boşalttığı alanın doldurulması | Bölüm 301 kapsamında %10-%12,5 ek vergi |
Bu tablodan çıkan sonuç, ticaret savaşının doğrudan bir “ayrışma” değil, bir “yeniden yönlendirme” ürettiği. Ancak yeniden yönlendirmenin de bir sınırı var. Çin malları ABD’ye girmek için başka kapılar ararken, ABD dışındaki pazarlara da akmaya başladı. İşte korumacılığın dünyaya yayılmasının asıl motoru burada devreye giriyor.
Çin’in Trilyon Dolarlık Fazlası ve Duvarların Dünyaya Yayılması
Çin, 2025 yılını 1,189 trilyon dolarlık bir mal ticareti fazlasıyla kapattı. Bu rakam 2024’teki 992 milyar dolarlık fazlanın da üzerindeydi ve bir ülkenin bir yılda verdiği en büyük ticaret fazlası olarak kayıtlara geçti. Çin gümrük verilerine göre ihracat %5,5 artarak 3,77 trilyon dolara çıkarken ithalat 2,58 trilyon dolarda yatay kaldı. Yıl boyunca aylık fazla 7 kez 100 milyar doları aştı; 2024’te bu yalnızca 1 kez yaşanmıştı. Bu tablonun en dikkat çekici yanı şuydu: ABD’ye ihracat %20 düşmüştü ama Avrupa Birliği’ne ihracat %8,4, Güneydoğu Asya ülkelerine ihracat %13,4 artmıştı.
2026’da fazla daha da büyüdü. Ocak ile Eylül arasında Çin’in toplam ticaret fazlası 938,1 milyar dolara ulaştı. Yalnızca Eylül ayında ihracat bir önceki yılın aynı ayına göre %36,3 artarken aylık fazla 133,5 milyar dolar oldu. Bu artışın arkasında küresel yapay zekâ yatırımlarının yarattığı çip ve elektronik talebi var: Çin’in yarı iletken ihracatı yılın ilk 9 ayında değer olarak %108,1 büyüdü. Eylül ayında entegre devre ihracatının değeri %136 artarken adet bazında artışın yalnızca %1 olması, değerin fiyat ve ürün karmaşıklığındaki sıçramadan geldiğini gösteriyor. Aynı ay Çin’in otomobil ihracatı %56,3 artışla 1,18 milyon araca ulaştı.
Bu fazlanın kendisi bir “korumacılık üreticisi”. Çin’in iç talebinin zayıf kaldığı, gayrimenkul sektörünün yıllardır gerilediği ve üretim kapasitesinin tüketimden hızlı büyüdüğü bir ortamda, fazla mal dünya pazarlarına akıyor. IMF, Ekim 2026 raporunda Çin’in 2026 büyüme tahminini %4,5’e indirirken güçlü ihracatın iç talepteki zayıflığı tam olarak telafi edemediğine dikkat çekti. Çin hükümetinin kendisi de dengesizliğin farkında: Çin Başbakanı 2026’nın başında ithalatın “proaktif olarak genişletilmesi” çağrısı yaptı. Ancak çağrılar ile rakamlar arasındaki mesafe kapanmadı.
ABD kapısı daraldıkça Çin’in fazla üretimi başka pazarlara yöneldi ve bu pazarlarda bir ithalat dalgası yarattı. İthalat dalgası yerli üreticileri zorlayınca o ülkeler de duvar örmeye başladı. Bu duvarlar, Çin mallarını bir sonraki açık pazara itti. Bu zincirleme süreci bir şemayla görmek, sorunun neden tek bir ülkenin politikası olmaktan çıktığını anlamayı kolaylaştırıyor.
Bu mekanizmanın en somut örneği Meksika. Meksika Senatosu 10 Aralık 2025’te 76’ya karşı 5 oyla, serbest ticaret anlaşması olmayan ülkelerden yapılan ithalatta 1.463 tarife satırında vergileri artıran düzenlemeyi kabul etti. Düzenleme 1 Ocak 2026’da yürürlüğe girdi. Oranlar çoğu kalemde %20 ile %35 arasında belirlendi; otomobillerde ise %50’ye kadar çıktı. Düzenleme otomotiv, tekstil, giyim, çelik, plastik, ayakkabı, mobilya, oyuncak, alüminyum ve cam gibi geniş bir yelpazeyi kapsıyordu. Hükümet resmi açıklamasında önlemin belirli bir ülkeyi hedef almadığını vurguladı; ancak etkilenen ülkeler arasında Çin’in yanı sıra Güney Kore, Hindistan, Endonezya, Tayland, Tayvan, Brezilya ve Türkiye de vardı. Meksika hükümeti bu vergilerden yılda yaklaşık 70 milyar peso, yani 3,8 milyar dolar civarında ek gelir bekliyordu.
Meksika’nın kararı yalnızca ekonomik değildi. Ülke, USMCA’nın 2026’daki gözden geçirme sürecine girerken ABD’ye bir mesaj veriyordu: “Çin malları için arka kapı değiliz.” Böylece Washington’ın korumacılığı, Meksika’nın kendi korumacılığına dönüştü. Bu, 1930’lardaki misilleme dinamiğinden farklı, ama en az onun kadar önemli bir mekanizma: hizalanma korumacılığı. Bir ülke, büyük ortağının pazarına erişimini korumak için o ortağın rakibine karşı duvar örüyor.
Latin Amerika’nın diğer büyük ekonomisi Brezilya da aynı yöne ilerliyor. Dallas Federal Rezerv Bankası’nın derlediği verilere göre Brezilya, 2023 başından bu yana Çin ile ilgili 29 anti-damping soruşturması açtı. 2026’nın başında ise ağırlıklı olarak Çin menşeli soğuk haddelenmiş, kaplanmış ve boyalı çelik ürünlerine ton başına yaklaşık 285 ile 710 dolar arasında değişen 3 ayrı anti-damping vergisi koydu. Dallas Fed’in tespitine göre Çin çeliğine anti-damping vergisi uygulayan ülkeler arasında ABD ve AB’nin yanında Kanada, Birleşik Krallık, Hindistan, Malezya, Güney Afrika, Tayland, Türkiye ve Vietnam da bulunuyor. Latin Amerika’da Meksika, Brezilya, Şili, Kolombiya ve Peru ya vergi koydu ya da soruşturma başlattı.
Hindistan, Haziran 2026’da Çin, Japonya, Güney Kore ve Rusya menşeli soğuk haddelenmiş tane yönlendirilmiş elektrik çeliğine yönelik yeni bir anti-damping soruşturması başlattı. Bu ürün, transformatör üretiminin temel girdisi ve elektrik şebekelerinin genişlemesiyle stratejik bir önem kazandı. Güney Afrika, Çin ithalatına karşı çelikten emniyet camına, otomobil lastiğinden e-ticaret paketlerine kadar her kategoride ticaret savunma aracı kullanan ülkelerden biri haline geldi. Vietnam ise Çin’le en sıkı üretim bağlarına sahip ülkelerden biri olmasına rağmen çelik, tekstil ve rüzgâr türbini gibi alanlarda anti-damping önlemleri uyguluyor.
| Ülke / blok | Önlem | Yürürlük | Ağırlıklı hedef |
|---|---|---|---|
| ABD | Bölüm 301 tarifeleri, %10 veya %12,5; sektörel Bölüm 232 vergileri | 24 Temmuz 2026 | 60 ekonomi; Çin’e ek yük |
| Avrupa Birliği | Çelikte kota %47 azaldı, kota dışı vergi %50 | 1 Temmuz 2026 | Küresel çelik fazlası, ağırlıkla Asya |
| Avrupa Birliği | Sınırda karbon düzenlemesinin kesin dönemi | 1 Ocak 2026 | Karbon yoğun ithalat |
| Meksika | 1.463 tarife satırında %50’ye varan vergi | 1 Ocak 2026 | STA’sız ülkeler, özellikle Çin |
| Brezilya | 3 çelik anti-damping vergisi, ton başına yaklaşık 285-710 $ | 2026 başı | Ağırlıkla Çin, bir kalemde Hindistan |
| Hindistan | Elektrik çeliğinde anti-damping soruşturması | Haziran 2026 | Çin, Japonya, Güney Kore, Rusya |
| Kanada | ABD’ye karşı %15, %25 ve %50’lik karşı vergiler | 8 Eylül 2026 | ABD |
| Türkiye | İlave gümrük vergisi listelerinin genişletilmesi | 1 Ocak ve 11 Temmuz 2026 | AB ve STA ortakları dışındaki ülkeler |
Bu tekil kararların toplamı, dünya ticaret politikasında tarihsel bir zirveye işaret ediyor. DTÖ ve IMF’nin ortak izleme verilerine göre 2026’nın başında küresel ticaret politikası müdahaleleri tüm zamanların en yüksek düzeyine çıktı ve bu artışı ağırlıklı olarak kısıtlayıcı önlemler ile sübvansiyonlar sürükledi; ticareti kolaylaştıran adımlar göreli olarak geride kaldı. UNCTAD, 2020’den bu yana yaklaşık 18.000 yeni ayrımcı ticaret önlemi uygulamaya konduğunu, teknik düzenlemeler ile sağlık ve bitki sağlığı standartlarının artık dünya ticaretinin yaklaşık 3’te 2’sini etkilediğini hesaplıyor. Bağımsız izleme girişimi Küresel Ticaret Uyarısı ise yalnızca Eylül 2026’da dünya genelinde 902 ticaret ve sanayi politikası gelişmesi kaydetti.
Bu sorunun cevabı artık bir tahmin değil, bir gözlem: yayılma zaten başladı. Ancak yayılmanın biçimi 1930’lardaki gibi her yöne açılan ateş değil, seçici ve hedefli. Duvarlar 3 ölçüt etrafında yükseliyor. İlki menşe: Meksika’nın vergileri serbest ticaret anlaşması olmayan ülkeleri, Türkiye’nin ilave vergileri ise AB ve serbest ticaret ortakları dışındaki ülkeleri hedef alıyor. Ardından sektör geliyor: çelik, otomobil, elektrikli araç, güneş paneli, tekstil ve kimyasallar gibi Çin’in kapasite fazlasının yoğunlaştığı alanlar. Sonuncusu stratejik değer: çipler, kritik mineraller ve enerji teknolojileri.
Yayılmanın 3 motoru var. Ticaret sapması, yani ABD’ye giremeyen malın başka pazarlara taşması. Hizalanma baskısı, yani büyük bir ortakla ilişkisini korumak isteyen ülkenin o ortağın rakibine karşı önlem alması. Ve taklit etkisi, yani gelişmiş ülkelerin sanayi politikasını meşrulaştırmasının gelişmekte olan ülkelere de “bize de serbest” mesajı vermesi.
Yayılmanın bir sınırı da var. Ara malı ve hammaddede Çin’e bağımlı olan ülkeler, bu girdilere duvar ördüklerinde kendi ihracatçılarını cezalandırmış oluyor. Bu yüzden duvarların çoğu nihai ürünlere yöneliyor, ara mallar görece açık tutuluyor. Ayrıca duvar örmekle eş zamanlı olarak köprü de kuruluyor: 2026’nın ilk ayında AB, Mercosur ile anlaşma imzaladı ve Hindistan ile serbest ticaret müzakerelerini tamamladı. Sonuç, kapanan bir dünya değil, kapıları seçerek açan bir dünya.
Bu seçici yayılmanın en çarpıcı ve en sofistike örneğini, uzun yıllar serbest ticaretin en güçlü savunucusu olarak bilinen Avrupa Birliği veriyor.
Avrupa Birliği: Serbest Ticaretin Bekçisinden Ekonomik Güvenlik Mimarına
Avrupa Birliği’nin kuruluş mantığı, ortak pazar ve dışa açık ticaret üzerine kuruludur. Birlik, onlarca yıl boyunca DTÖ’nün en sadık savunucularından biri oldu ve ticaret politikasını büyük ölçüde “kurallara dayalı düzen” ilkesi üzerine inşa etti. 2020’lerin ortasında bu kimlik köklü bir dönüşüm geçirdi. Pandemi döneminde maske ve ilaç tedarikinde yaşanan sıkıntılar, 2022’de Rusya gazına bağımlılığın ağır faturası, Çin’in elektrikli araç ve güneş paneli ihracatındaki patlama ve son olarak ABD’nin tarife hamlesi, Brüksel’i “açık stratejik özerklik” ve “ekonomik güvenlik” kavramlarına yöneltti. AB, Haziran 2023’te ilk Ekonomik Güvenlik Stratejisi’ni açıkladı. Aynı yılın sonunda AB dışındaki ülkelerin ekonomik baskısına karşı misilleme imkânı veren Zorlamayı Önleme Aracı yürürlüğe girdi. Ekim 2024’te Çin menşeli elektrikli araçlara, standart gümrük vergisiyle birlikte %45’i aşan düzeylere varan telafi edici vergiler kondu.
2026, bu dönüşümün araçlarının sahaya indiği yıl oldu. AB’nin bugün kullandığı ticaret araç setine bakıldığında, birbirini tamamlayan 5 ayrı mekanizma göze çarpıyor: kotalı koruma, karbon sınırı, yerli üretim tercihi, müzakere yoluyla ihracat sınırlaması ve yeni serbest ticaret anlaşmaları. Bunların her biri, eski küreselleşmenin değil yeni güvenlik küreselleşmesinin dilini konuşuyor.
Çelikte kalıcı kale: 18,3 milyon tonluk kota ve %50’lik vergi
AB, 2018’den beri uyguladığı ve DTÖ kuralları gereği süresi sınırlı olan çelik korunma önlemlerinin yerine kalıcı bir araç koydu. Avrupa Parlamentosu ve Konsey’in 17 Haziran 2026 tarihli 2026/1384 sayılı tüzüğü 24 Haziran’da AB Resmî Gazetesi’nde yayımlandı ve 1 Temmuz 2026’da yürürlüğe girdi. Yeni düzende yıllık gümrüksüz ithalat kotası 18.345.922 tona indirildi. Bu, 2024 kotalarına göre %47’lik bir azalma anlamına geliyor. Kota dışında kalan ithalata uygulanan vergi %25’ten %50’ye çıkarıldı ve bu vergi mevcut anti-damping ile telafi edici vergilerin üzerine ekleniyor. Kotalar artık yıllık değil çeyreklik olarak yönetiliyor. 1 Ekim 2026’dan itibaren ithalatçılardan çeliğin nerede eritilip döküldüğünü gösteren belge isteniyor. Bu “eritme ve döküm” kuralı, Çin çeliğinin başka ülkelerde basit işlemlerden geçirilip başka menşeyle Avrupa’ya sokulmasını engellemeyi amaçlıyor.
Tüzüğün en dikkat çekici yanlarından biri, serbest ticaret anlaşması kapsamındaki tercihli menşenin, genelleştirilmiş tercihler sisteminin ve diğer otonom tercihlerin %50’lik vergiden muafiyet sağlamaması. Yani bir ürün AB ile serbest ticaret anlaşması olan bir ülkeden geliyor olsa bile, kendisine ayrılan kotanın dışında kalıyorsa yüksek vergiyi ödüyor. Bu, serbest ticaret anlaşmalarının bile stratejik sektörlerde mutlak bir güvence olmadığını gösteren önemli bir emsal.
Karbon sınırı: iklim politikası kılığında ticaret aracı mı?
AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, yani SKDM, 1 Ocak 2026’da geçiş döneminden kesin döneme geçti. Çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre, elektrik ve hidrojen gibi karbon yoğun ürünleri AB’ye getiren ithalatçılar artık bu ürünlerin üretiminde ortaya çıkan emisyon kadar sertifika satın almak zorunda. Sertifika fiyatı AB emisyon ticaret sistemindeki karbon fiyatına bağlı; 2026’da çeyreklik ortalama, 2027’den itibaren haftalık ortalama esas alınıyor. Avrupa Komisyonu 2026’nın ilk çeyreği için fiyatı ton karbondioksit eşdeğeri başına 75,36 avro olarak açıkladı. 2026 ithalatı için sertifikalar 1 Şubat 2027’den itibaren satın alınacak ve ilk yıllık beyan 30 Eylül 2027’de verilecek. Yıllık 50 tonun altındaki küçük ithalatlar muaf tutuluyor.
SKDM’nin resmi amacı karbon kaçağını önlemek: AB’li üreticiler karbon için ödeme yaparken, aynı ürünü karbon fiyatı olmayan ülkelerden ucuza ithal etmenin önüne geçmek. Ancak ticaret açısından sonuç, emisyon yoğun üretim yapan ülkelerin AB pazarına erişim maliyetinin yükselmesi. Menşe ülkede ödenen karbon fiyatı hesaptan düşülebildiği için, SKDM ihracatçı ülkeleri kendi karbon fiyatlama sistemlerini kurmaya da itiyor. Bu, küresel düzenleme standartlarının Brüksel’den ihraç edilmesinin yeni bir örneği.
“Avrupa’da Üretildi” tercihi: Sanayi Hızlandırma Yasası
Avrupa Komisyonu 4 Mart 2026’da Sanayi Hızlandırma Yasası teklifini açıkladı. Teklif, 2024’te hazırlanan AB rekabet gücü raporunun önerileri doğrultusunda, kamu alımlarında ve kamu destek programlarında “AB’de üretilmiş” ve düşük karbonlu ürünlere öncelik tanınmasını öngörüyor. Kapsamdaki sektörler çelik, çimento, alüminyum, otomobil ve aralarında bataryalar, güneş panelleri, ısı pompaları, rüzgâr türbinleri ve elektrolizörlerin bulunduğu net sıfır teknolojileri. Otomotiv tedarikçileri birliğinin değerlendirmesine göre teklif, “Avrupa aracı” tanımı için AB’de montaj ve %70’lik bir yerel içerik eşiği öngörüyor. Teklif ayrıca stratejik sektörlerdeki büyük ölçekli yabancı yatırımları teknoloji transferi, nitelikli istihdam ve yerel içerik gibi şartlara bağlıyor.
Bu yasa teklifi, Avrupa’nın sanayi politikasında bir kırılma noktası. Çünkü “AB’de üretilmiş” tercihleri, uzun yıllar Brüksel’in ABD’yi ve Çin’i eleştirdiği yerli içerik şartlarının Avrupa versiyonu. DTÖ’nün Temyiz Organı geçmişte yenilenebilir enerjideki benzer yerli içerik uygulamalarını ayrımcı bulmuştu. Komisyon bu riski azaltmak için, AB’nin serbest ticaret anlaşması ya da gümrük birliği bulunan ülkelerinden gelen içeriği belirli koşullarla AB menşeli sayan bir yapı önerdi. Bu ayrıntı, AB ile gümrük birliği içinde bulunan Türkiye açısından son derece kritik ve çalışmanın Türkiye bölümünde yeniden ele alınacak. Teklif henüz yasalaşma sürecinde ve Parlamento ile Konsey müzakerelerinde değişebilir.
Gönüllü ihracat sınırlamasının dönüşü: Çin ile hibrit araç uzlaşması
AB’nin Ekim 2024’te Çin elektrikli araçlarına koyduğu telafi edici vergiler, beklenmedik bir yan etki yarattı. Çinli üreticiler, bu vergilerin kapsamına girmeyen hibrit ve şarj edilebilir hibrit araç ihracatını hızla artırdı. Financial Times’ın aktardığı verilere göre AB’nin Çin’den hibrit araç ithalatı Ekim 2024’teki 3.800 adetten Temmuz 2026’da 50.000 adete çıktı ve aynı dönemde ortalama fiyatlar düştü. Brüksel, bu “boşluğu” kapatmak için kotalı bir korunma önlemi hazırlarken Pekin ile masaya oturdu.
8 ve 9 Ekim 2026’da Pekin’de yapılan görüşmelerin sonunda AB Ticaret Komiseri, Çin’in AB’ye hibrit ve şarj edilebilir hibrit araç ihracatını “ılımlı hale getirmek” konusunda ortak bir anlayışa varıldığını açıkladı. Komiser bu uzlaşmanın Çin’in ihracatını yarıdan fazla azaltma ihtimalini açtığını, 4 yıl içinde birkaç milyon aracın AB pazarına girmesini önleyebileceğini söyledi. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, indirimin bugünkü satışlara göre değil, anlaşma olmasaydı gerçekleşmesi beklenen ihracat projeksiyonuna göre hesaplanması. Paket ayrıca Çin’in AB’nin yaklaşık 4 milyar avroluk ihracatını kapsayan 7 ürün kategorisinde gümrük vergisini indirmesini, pazar erişiminin iyileştirilmesini ve nadir toprak elementi ihracat lisanslarının kolaylaştırılmasını içeriyordu. AB’nin Çin’le ticaret açığı bu dönemde günde 1 milyar avronun üzerine çıkmıştı.
Ekonomi tarihi meraklıları için bu uzlaşma tanıdık bir yankı taşıyor. 1980’lerin başında Japonya, ABD’ye otomobil ihracatını “gönüllü olarak” sınırlamayı kabul etmişti. DTÖ’nün kuruluşuyla birlikte bu tür gönüllü ihracat sınırlamaları yasaklanmıştı. 2026’da ise 2 büyük ekonomi, ihracat sınırlamasını yeniden bir ticaret politikası aracı olarak masaya koydu ve taraflar düzenlemenin DTÖ kurallarına uygun olduğunu açıkladı. Bu, kurallı sistemden pazarlık sistemine geçişin en açık işaretlerinden biri.
Köprüler: Mercosur, Hindistan, Endonezya
AB’nin korumacı araçları ile eş zamanlı olarak ticaret anlaşması ağını genişletmesi, “küreselleşme bitiyor” tezinin neden eksik olduğunu gösteren en önemli kanıtlardan biri. 17 Ocak 2026’da AB ile Mercosur’un kurucu ülkeleri Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay, 25 yılı aşkın müzakerenin ardından anlaşmayı imzaladı. Anlaşma yaklaşık 700 milyon tüketiciyi kapsayan dünyanın en büyük serbest ticaret alanlarından birini yaratıyor. 27 Ocak 2026’da AB ile Hindistan, 2007’de başlayan müzakereleri tamamladığını açıkladı. Taraflar yaklaşık 2 milyar insanı ve dünya GSYH’sinin yaklaşık 4’te 1’ini temsil ediyor. Komisyon Eylül 2026’da anlaşmanın imzalanması için Konsey’e teklif sundu. Haziran 2026’da Endonezya ile kapsamlı ekonomik ortaklık anlaşması da imza için Konsey’e gönderildi. Ayrıca AB, Pasifik’teki 12 üyeli Kapsamlı ve İlerici Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması ile düzenli bir ticaret ve yatırım diyaloğu yürütüyor.
| Araç | Mantık | Yürürlük durumu | Kime dokunuyor |
|---|---|---|---|
| Çelik tüzüğü 2026/1384 | Kotalı koruma, kota dışı %50 | 1 Temmuz 2026’dan itibaren yürürlükte | AB dışındaki tüm çelik ihracatçıları |
| Sınırda karbon düzenlemesi | Karbon maliyetinin sınırda eşitlenmesi | Kesin dönem 1 Ocak 2026’da başladı | Karbon yoğun ürün ihracatçıları |
| Sanayi Hızlandırma Yasası | Kamu alımında AB menşe ve düşük karbon tercihi | 4 Mart 2026’da teklif edildi | Kamu ihalelerine katılan yabancı üreticiler |
| Elektrikli araç telafi edici vergileri | Sübvansiyon farkının vergilenmesi | Ekim 2024’ten beri; standart vergiyle toplam %45’in üzerine çıkabiliyor | Çin menşeli elektrikli araçlar |
| Hibrit araç uzlaşması | Müzakereyle ihracat sınırlaması | Ekim 2026’da ortak anlayış; ayrıntılar AB onayına bağlı | Çin menşeli hibrit araçlar |
| AB-Mercosur anlaşması | Serbest ticaret alanı | 17 Ocak 2026’da imzalandı | Güney Amerika ile ticaret |
| AB-Hindistan anlaşması | Serbest ticaret alanı | Ocak 2026’da müzakere tamamlandı | 2 milyar kişilik pazar |
Bu tablo, AB’nin yeni yaklaşımını tek bir cümleyle özetlemeye izin veriyor: güvenilir sayılan ortaklarla ticaret derinleşirken, stratejik sektörlerde ve sistemik rakiplerle ticaret yönetilen, kotalanan ve pazarlık edilen bir hale geliyor. Bu, kapanma değil, seçici açılma. Ve seçici açılmanın kriteri artık yalnızca fiyat değil, güvenilirlik, karbon yoğunluğu ve stratejik bağımlılık.
Kuzey Amerika’da Çatlak: USMCA, Kanada ve Meksika
Tedarik zincirlerinin yakın ve dost ülkelere taşınması tartışmalarında Kuzey Amerika her zaman en güvenli liman olarak görüldü. ABD, Meksika ve Kanada’yı bağlayan USMCA anlaşması, yakın kıyıya taşıma stratejilerinin hukuki temelini oluşturuyordu. 2026, bu güvenli limanın da sarsılabileceğini gösterdi.
USMCA’nın 34.7. maddesi, anlaşmanın yürürlüğe girmesinin 6. yıl dönümünde taraflarca ortak bir gözden geçirme yapılmasını ve anlaşmanın 16 yıl daha uzatılıp uzatılmayacağına karar verilmesini öngörüyordu. 1 Temmuz 2026’daki toplantıda Meksika ve Kanada uzatmayı desteklerken ABD, anlaşmayı “mevcut haliyle yenilemeyi kabul etmediğini” açıkladı. Anlaşma yürürlükte kalıyor ve hiçbir tarife satırı değişmedi; ancak ABD’nin onay vermemesi yıllık gözden geçirme sürecini başlattı. Taraflar uzatmada anlaşamazsa USMCA 1 Temmuz 2036’da sona erecek. ABD Ticaret Temsilciliği 5 Ekim 2026’da 2027 yılındaki yıllık gözden geçirme için kamuoyu görüşüne açıldı.
Bu karar, yatırımcılar açısından küçümsenemeyecek bir belirsizlik yarattı. Meksika’ya ya da Kanada’ya 20-30 yıl ömürlü bir fabrika kuran bir şirket, artık her yıl yenilenen bir siyasi pazarlığın sonucuna bağımlı. Yakın kıyıya taşımanın en büyük vaadi olan öngörülebilirlik, yıllık bir koz haline geldi.
ABD ile Kanada arasındaki ilişki ise Ağustos 2026’da açık bir ticaret savaşına dönüştü. İki ülke arasındaki müzakereler 21 Ağustos’ta çöktü ve ABD, 22 Ağustos’ta yaklaşık 20 milyar dolarlık Kanada ürününe %50 vergi uygulamaya başladı. Bu ürünler arasında süt ürünleri, alkollü içecekler, şarap, mobilya, giyim, çimento ve hokey ekipmanı vardı ve Kanada’nın ABD’ye ihracatının yaklaşık %5,5’ini oluşturuyordu. Vergilerin USMCA’ya uygun mallara da uygulanması, anlaşmanın sağladığı korumanın sınırlarını gösterdi. Kanada’nın resmi açıklamasına göre ABD’nin bu vergileri, 1930 tarihli tarife yasasının 338. bölümüne ve sektörel tarifelere ilişkin 232. bölüme dayanıyordu. 1930’ların zincirleme korumacılığını başlatan yasanın bir maddesinin, neredeyse bir asır sonra en yakın müttefike karşı kullanılması tarihsel bir ironi.
Kanada’nın cevabı gecikmedi. Ottawa, 8 Eylül 2026’dan itibaren ABD’nin hedef aldığı ürünlerden seçilen ve Kanada doları cinsinden yaklaşık 27,6 milyar dolarlık ABD ithalatına, ABD’nin uyguladığı oranlarla birebir eşleşen %15, %25 ve %50’lik karşı vergiler koydu. ABD çeliği ve alüminyumuna uygulanan vergi %50’ye çıkarıldı ve yaklaşık 700 ürün listeye girdi. Kanada Başbakanı, ülkesinin ABD ile fiilen bir ticaret savaşı içinde olduğunu söyledi. Küresel Ticaret Uyarısı’nın Ağustos 2026 raporu, Kanada’nın misillemesini ürün ürün eşleşen bir karşılık olarak kaydetti. Bu, 1930’ların misilleme refleksinin 2026’daki en saf örneği.
| Tarih | Gelişme | Anlamı |
|---|---|---|
| 1 Ocak 2026 | Meksika’nın STA’sız ülkelere yönelik vergileri yürürlüğe girdi | Meksika, ABD ile hizalanarak Çin’e karşı duvar ördü |
| 1 Temmuz 2026 | ABD, USMCA’yı 16 yıl uzatmayı reddetti | Anlaşma yıllık gözden geçirmeye girdi; 2036’da sona erebilir |
| 22 Ağustos 2026 | ABD, yaklaşık 20 milyar dolarlık Kanada ürününe %50 vergi koydu | USMCA’ya uygun mallar da kapsamda |
| 8 Eylül 2026 | Kanada’nın birebir eşleşen karşı vergileri başladı | Misilleme dinamiği en yakın müttefikler arasında işlemeye başladı |
| 5 Ekim 2026 | ABD, 2027 gözden geçirmesi için kamuoyu görüşü topladı | Belirsizlik kalıcı bir yönetim aracına dönüştü |
Kuzey Amerika’daki bu tablo, “dost ülkeye taşıma” stratejisinin de risksiz olmadığını gösteriyor. Dostluk, artık kalıcı bir statü değil; her yıl yeniden pazarlık edilen bir ilişki. Bu durum, şirketlerin tedarik zinciri kararlarında tek bir “güvenli liman” yerine birden fazla seçeneği aynı anda açık tutma eğilimini güçlendiriyor. Kanada’nın Avrupa ile ilişkilerini derinleştirme arayışı da bu eğilimin devlet düzeyindeki yansıması.
Tedarik Zincirlerinin Yeniden Haritalanması: Söylem ve Veri
Son 5 yılda iş dünyasının en sık kullandığı kavramlar arasında “yeniden yerelleşme”, “yakın kıyıya taşıma” ve “dost ülkeye taşıma” yer aldı. Pandemi sırasında çip kıtlığı yüzünden otomobil fabrikalarının durması, Süveyş Kanalı’nın bir konteyner gemisiyle günlerce tıkanması, Kızıldeniz’deki saldırılar ve son olarak Orta Doğu’daki savaşın enerji ve navlun maliyetlerinde yarattığı sıçrama, şirketlere “tam zamanında” üretim modelinin kırılganlığını hatırlattı. Yönetim kurullarının gündemine “ne olur ne olmaz” stoku, 2. ve 3. tedarikçi, “Çin artı 1” stratejisi gibi kavramlar girdi.
Ancak söylem ile veri arasındaki mesafe hâlâ büyük. Kearney’in 2026 yeniden yerelleşme endeksi raporu, rekor fabrika yatırımlarına ve tarifelere rağmen ABD’nin Asya’dan imalat ithalatının yurt içi üretime oranının 4 yılın zirvesine çıktığını gösteriyor. Daha çarpıcı olanı, şirket yöneticilerinin beklentilerindeki çöküş. Kearney’in Mart 2026’da yaptığı ankete göre yeniden yerelleşmenin kabul edilebilir bir yatırım getirisi sağlayacağına inanan yöneticilerin oranı bir yıl içinde %47’den %18’e düştü. Yöneticiler işgücü maliyetini, altyapı yetersizliğini ve nitelikli çalışan bulma güçlüğünü başlıca engeller olarak sıralıyor.
Aynı rapor, tablonun tek renkli olmadığını da gösteriyor. Asya’dan yapılan ithalatın en büyük kalemi olan bilgisayar ve elektronik ürünler 2025’te 453 milyar dolarla toplamın %44’ünü oluşturuyordu ve bu kategori hâlâ yeniden yerelleşmenin tersine ilerliyor. Buna karşılık tekstil, mobilya, elektrikli ekipman ve çeşitli imalat ürünleri gibi, toplam Asya ithalatının yaklaşık %40’ını temsil eden kategorilerde endeks pozitif bölgeye geçmeye başladı. Yani yeniden yerelleşme bazı sektörlerde başlıyor, ama yapay zekâ donanımı gibi en hızlı büyüyen alanda Asya’ya bağımlılık artıyor.
ABD imalat istihdamı da bu ikili tabloyu yansıtıyor. ABD’de fabrika istihdamı 1979 yazında 19,5 milyon kişiyle zirve yapmış ve o tarihten beri büyük ölçüde otomasyon nedeniyle geriliyor. 2025’te imalat istihdamı yaklaşık %1 küçüldü. 2026’da ise Beyaz Saray Ekonomik Danışmanlar Konseyi’nin Çalışma İstatistikleri Bürosu verilerine dayanan hesabına göre ilk 9 ayda imalat sektörüne 72.000 kişi eklendi ve artışın ağırlığı metal ve ulaşım araçları gibi dayanıklı mal sektörlerinden geldi. Bağımsız bir araştırma kuruluşunun Ağustos başında yaptığı hesap ise imalat istihdamının hâlâ 2025 başındaki düzeyin altında olduğunu gösteriyordu. Toplam imalat istihdamı Ağustos 2026 itibarıyla yaklaşık 12,64 milyon kişiydi. Tarifeler bazı sektörlerde istihdam yaratırken, ithal girdi kullanan gıda, mobilya, plastik ve kauçuk gibi sektörlerde kayıplara yol açtı.
Yatırımın coğrafyası: para nereye akıyor?
Tedarik zincirlerinin gerçekte nereye taşındığını görmenin en iyi yolu, doğrudan yabancı yatırımın izini sürmek. UNCTAD’ın Dünya Yatırım Raporu 2026’ya göre küresel doğrudan yabancı yatırım 2025’te, 2 yıl üst üste süren düşüşün ardından %6 artarak 1,6 trilyon dolara çıktı. Ancak bu büyüme son derece dengesiz dağıldı. Gelişmiş ekonomilere giden yatırım %11 artarak 723 milyar dolara ulaşırken, gelişmekte olan ekonomilere giden yatırım yalnızca %2 artarak 901 milyar dolarda kaldı. Toparlanmayı büyük ölçüde yapay zekâ ile ilgili altyapıdaki birkaç dev proje sürükledi.
Yatırım yalnızca coğrafi olarak değil, sektörel olarak da yoğunlaşıyor. UNCTAD’a göre yarı iletkenler, yapay zekâ, temiz enerji ve kritik mineraller, 2025’te açıklanan sıfırdan yatırım projelerinin neredeyse yarısını oluşturdu. Veri merkezleri tek başına sıfırdan yatırım proje değerlerinin 5’te 1’inden fazlasını aldı ve açıklanan yatırım 270 milyar doları aştı. Buna karşılık sıfırdan yatırım projelerinin sayısı %16 azaldı, uluslararası proje finansmanı değer olarak %16 düşerek üst üste 4. yılında da geriledi ve 2019’dan beri görülmeyen düzeylere indi. Yani daha az sayıda ama daha büyük, daha stratejik ve daha sermaye yoğun projeler var. Tekstil, elektronik montaj ve otomotiv gibi tedarik zinciri yoğun imalatta ise yeni proje duyuruları 2025’in ilk yarısında sert düştü.
ABD bu tabloda özel bir yer tutuyor. UNCTAD’ın verilerine göre ABD, 2025’in ilk yarısında 237 milyar dolarlık yeni sıfırdan yatırım projesi kaydetti. Bu rakam 2024’ün tamamına neredeyse eşitti ve son 10 yılın yarıyıl ortalamasının yaklaşık 4 katıydı. Ancak bu yatırımların büyük kısmı veri merkezleri, çip fabrikaları ve enerji gibi istihdam yoğunluğu düşük, sermaye yoğunluğu yüksek alanlara gidiyor. Bu da fabrika yatırımı ile fabrika istihdamı arasındaki farkı açıklıyor.
| İddia | Veri ne söylüyor | Değerlendirme |
|---|---|---|
| Tarifeler üretimi ABD’ye geri getiriyor | Asya’dan imalat ithalatı oranı 2025’te %13,29’dan %14,15’e çıktı | Kısa vadede tersi oldu; kaynak değişti, bağımlılık azalmadı |
| Şirketler geri dönmeye hevesli | Kabul edilebilir getiri bekleyen yönetici oranı %47’den %18’e indi | Maliyet ve işgücü engelleri belirleyici |
| Yatırım patlaması yaşanıyor | ABD’de 2025 ilk yarısında 237 milyar $ sıfırdan yatırım | Doğru, ama ağırlık veri merkezi ve çipte |
| Fabrika işleri geri geliyor | 2026’nın ilk 9 ayında +72.000; 2025’te yaklaşık %1 kayıp | Sınırlı ve sektörel; otomasyon belirleyici |
| Küresel yatırım içe kapanıyor | DYY 2025’te %6 artarak 1,6 trilyon $ | Kapanma değil, zengin ülkelere ve stratejik sektörlere yoğunlaşma |
Bu verilerin toplamından çıkan sonuç, tedarik zincirlerinin bir “geri dönüş” değil bir “yeniden dağılım” yaşadığı. Şirketler tek bir ülkeye bağımlılığı azaltmak için 2. ve 3. üretim noktaları ekliyor, ama bu noktalar çoğunlukla yine Asya’da, yine düşük maliyetli ülkelerde. Gerçek anlamda yerelleşme, devletin doğrudan sübvansiyon verdiği ve güvenliğin maliyetin önüne geçtiği çip, batarya, ilaç ve savunma gibi stratejik sektörlerle sınırlı kalıyor.
Silaha Dönüşen Karşılıklı Bağımlılık: Nadir Toprak Elementleri
Eski küreselleşmenin en temel varsayımlarından biri, ekonomik karşılıklı bağımlılığın barışı güçlendireceğiydi: birbirine mal satan ülkeler birbirine savaş açmaz. Yeni dönemde bu varsayımın tersi de gündemde: karşılıklı bağımlılık, kontrol eden taraf için bir baskı aracına, yani bir silaha dönüşebilir. Uluslararası ilişkiler literatüründe “silaha dönüştürülmüş karşılıklı bağımlılık” olarak adlandırılan bu olgunun 2025-2026’daki en net örneği nadir toprak elementleri oldu.
Nadir toprak elementleri, elektrikli araç motorlarından rüzgâr türbinlerine, akıllı telefonlardan savaş uçaklarına kadar modern sanayinin vazgeçilmez girdileri. Özellikle yüksek performanslı kalıcı mıknatısların üretiminde kullanılan disprosyum ve terbiyum gibi ağır nadir toprak elementlerinin yerine konabilecek pratik bir alternatif yok. GlobalData’nın 2026 değerlendirmesine göre 2025’te dünya nadir toprak madeni üretimi nadir toprak oksidi eşdeğeri olarak yaklaşık 390 bin ton oldu ve bunun 270 bin tonu, yani %69,2’si Çin’den geldi. Asıl yoğunlaşma ise işleme aşamasında: Çin, dünya nadir toprak işleme kapasitesinin %90’a varan kısmını elinde tutuyor. Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi’nin hesabına göre AB, ağır nadir toprak elementlerinin tamamını, hafif olanların %85’ini ve nadir toprak mıknatıslarının %98’ini Çin’den tedarik ediyor.
Çin bu konumunu ABD’nin tarife hamlesine karşı açıkça kullandı. 4 Nisan 2025’te samaryum, gadolinyum, terbiyum, disprosyum, lutesyum, skandiyum ve itriyum olmak üzere 7 ağır nadir toprak elementi ile bunların bileşikleri, metalleri ve mıknatısları için lisans şartı getirdi. 9 Ekim 2025’te 2. ve çok daha geniş bir dalga açıklandı. Bu dalga, Çin menşeli nadir toprak malzemesi ya da teknolojisi içeren yabancı ürünler için bile Çin’den ihracat lisansı alınmasını şart koşan, sınır ötesi etkiye sahip bir kuralı da içeriyordu. Avrupa’daki bazı üretim hatlarında kısa süreli aksamalar yaşandı ve Avrupa tedarik zincirlerinin kırılganlığı açıkça görüldü.
30 Ekim 2025’te Güney Kore’nin Busan kentinde ABD ve Çin devlet başkanları arasında yapılan zirvenin ardından Çin, Ekim ayında açıkladığı önlemleri 10 Kasım 2026’ya kadar askıya aldı. Ancak Nisan 2025’te getirilen 7 elementlik lisans şartı yürürlükte kaldı. Lisans altyapısı kaldırılmadı, yalnızca dondurulmuş durumda. Eylül 2026’da Reuters’ın haberine göre bazı Çinli nadir toprak şirketleri jeopolitik kaygılar nedeniyle ABD’ye sevkiyatlarını durdurdu ve ABD yönetimi Çin’i Busan taahhütlerine uymamakla eleştirdi. AB ise Ekim 2026’daki Pekin görüşmelerinde Çin’in nadir toprak ihracat lisanslarını daha da kolaylaştırması taahhüdünü aldı.
Askıya alma süresinin dolmasına haftalar kala, sektör analistleri 3 olası sonuç üzerinde duruyor: sürenin uzatılması, belirli elementler ya da kullanım alanları için kontrollerin seçici olarak yeniden devreye alınması veya Ekim 2025 önlemlerinin tamamen geri dönmesi. Hangi seçenek gerçekleşirse gerçekleşsin, nadir toprak dosyası küreselleşmenin yeni doğasını özetliyor: ticaret sürüyor, ama artık her akışın arkasında bir lisans, bir pazarlık ve bir siyasi hesap var. ABD’nin yarı iletken teknolojisine uyguladığı ihracat kontrolleri ile Çin’in kritik mineral kontrolleri, aynı madalyonun 2 yüzü. Teknolojinin ve hammaddenin kendisi değil, ona erişim hakkı ticaretin en değerli kalemine dönüşüyor.
Yapay Zekâ Ticareti ve Enerji Şoku: 2026’nın Çelişkili Tablosu
2026’nın ticaret istatistiklerini anlamak için 2 büyük gücü birlikte okumak gerekiyor. Bunlardan ilki, dünya çapında yapay zekâ altyapısına yapılan yatırımların yarattığı muazzam talep. Diğeri, Orta Doğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı çevresindeki aksamaların enerji, gübre ve navlun maliyetlerinde yarattığı şok. Bu 2 güç ticareti zıt yönlere itiyor ve ortaya çıkan tablo, toplam rakamların göründüğünden çok daha dar bir tabana dayandığını gösteriyor.
DTÖ’nün Ekim 2026 güncellemesine göre, 2026’nın ilk yarısında küresel mal ticaretinin değer olarak büyümesinin %47’si yapay zekâyı mümkün kılan ürünlerden geldi: yarı iletkenler, sunucular, telekomünikasyon ekipmanı ve ilgili bileşenler. DTÖ’nün mal ticareti hacim tahminini %1,9’dan %3,9’a çıkarmasının ana nedeni buydu. Ancak aynı rapor, hizmet ticareti hacim büyümesi tahminini %4,8’den %3,3’e indirdi, çünkü Orta Doğu’daki çatışma bölgedeki seyahat ve turizmi baskıladı ve dünya genelinde yakıt girdisi maliyetlerini yükseltti. 2027 için DTÖ mal ticaretinde %4,1, hizmet ticaretinde %6,4 büyüme öngörüyor, ancak bu tahminin Orta Doğu’daki çatışmanın zamanında çözülmesine bağlı olduğunu vurguluyor.
Coğrafi dağılım da aynı yoğunlaşmayı gösteriyor. DTÖ’nün hesabına göre Asya ekonomileri 2026’daki %3,9’luk mal ticareti büyümesine tek başlarına yaklaşık 4 puanlık katkı yapıyor. Bu, dünyanın geri kalanının toplam katkısının sıfıra yakın olduğu anlamına geliyor. Küresel ticaretin büyümesi, Tayvan, Güney Kore, Çin ve Güneydoğu Asya’daki elektronik üretim ağlarının yapay zekâ yatırımlarına bağlanmasına dayanıyor.
IMF’nin 13 Ekim 2026’da Bangkok’ta açıkladığı Dünya Ekonomik Görünüm raporu da aynı ikiliği vurguluyor. IMF, 2026 küresel büyüme tahminini %3,1, 2027 tahminini %3,4 olarak açıkladı. Küresel enflasyonun 2026’da %4,7’ye çıkmasını ve 2027’de %4,1’e gerilemesini bekliyor. Raporun başlığı “Baskı Altında Dayanıklılık, Acil Tercihler” ve ana mesajı şu: küresel ekonomi dayanıklı, ama bu dayanıklılık giderek daha eşitsiz ve daha maliyetli hale geliyor. Teknoloji yatırım döngüsünden ya da lehte ticaret hadlerinden yararlanan ülkeler iyi durumda; enerji ithalatçısı ve düşük gelirli ülkeler ise yükselen ithalat faturaları ve zayıf talep arasında sıkışıyor. IMF, aşağı yönlü riskler arasında çatışmaların tırmanmasını, yapay zekâ beklentilerinin yeniden değerlendirilmesini, mali kırılganlıkları ve ticaret gerilimlerinin yeniden alevlenmesini sayıyor.
| Gösterge | Değer | Kurum |
|---|---|---|
| Dünya mal ticareti hacim büyümesi, 2026 | %3,9 (Mart tahmini %1,9) | DTÖ, Ekim 2026 |
| Dünya hizmet ticareti hacim büyümesi, 2026 | %3,3 (Mart tahmini %4,8) | DTÖ, Ekim 2026 |
| Mal ve hizmet ticareti hacim büyümesi, 2026 / 2027 | %3,7 / %4,7 | DTÖ, Ekim 2026 |
| Yapay zekâ ürünlerinin mal ticareti değer artışındaki payı, 2026 ilk yarı | %47 | DTÖ, Ekim 2026 |
| Küresel büyüme, 2026 / 2027 | %3,1 / %3,4 | IMF, Ekim 2026 |
| Küresel enflasyon, 2026 / 2027 | %4,7 / %4,1 | IMF, Ekim 2026 |
| Çin büyümesi, 2026 | %4,5 | IMF, Ekim 2026 |
| Küresel mal ticareti, 2026 ilk yarı | Yaklaşık 13,7 trilyon $, yıllık %12,5 artış | UNCTAD |
Bu tablo, küreselleşmenin biçim değiştirdiği tezini başka bir açıdan doğruluyor. 20. yüzyılın sonundaki küreselleşmenin motoru tüketim mallarıydı: tekstil, oyuncak, elektronik eşya, mobilya. 2026’nın küreselleşmesinin motoru ise veri merkezleri ve onları besleyen donanım. Bu yeni motor, eski motordan çok daha az ülkeye dokunuyor ve çok daha fazla siyasi denetime tabi. Çipler ihracat kontrolüne, sunucular yatırım taramasına, veri merkezleri enerji ve su kısıtlarına bağlı. Bu yüzden ticaret hacmi büyüse bile, büyümenin yaygınlığı ve öngörülebilirliği azalıyor. Ticaret, dar bir köprünün üzerinden akan büyük bir nehre benziyor: akış güçlü, ama köprü tek.
Kurallar Yerine Pazarlıklar: Ticaret Sisteminin Yeni İşletim Mantığı
Küreselleşmenin biçim değiştirdiğini gösteren en derin değişim, mallarda ya da rotalarda değil, ticareti yöneten mantıkta yaşanıyor. 1947’den bu yana çok taraflı sistemin omurgası, herkese aynı kuralın uygulanması ve uyuşmazlıkların bağımsız bir mekanizmada çözülmesiydi. Bu omurganın en kritik parçası olan DTÖ Temyiz Organı, ABD’nin yeni üye atamalarını engellemesi nedeniyle Aralık 2019’dan bu yana çalışmıyor. Bir panel kararını beğenmeyen ülke temyize gidiyor, temyiz mercii olmadığı için karar kesinleşmiyor. Literatürde buna “boşluğa temyiz” deniyor. AB, Çin ve bazı başka üyeler bu boşluğu doldurmak için geçici bir çok taraflı tahkim düzenlemesi kurdu, ancak ABD bu düzenlemenin dışında.
Kuralların yerini giderek ikili pazarlıklar alıyor. 2025-2026 döneminde ortaya çıkan anlaşmaların ortak özelliği, ülke ülke farklı tavanlar, kotalar ve muafiyetler içermesi. AB ile ABD arasındaki %15’lik tavan, Japonya, Güney Kore ve İsviçre için konan %12,5’lik tavanlar, ABD ile Çin arasında Mayıs 2025’ten bu yana defalarca uzatılan ve Çin mallarına %30, ABD mallarına %10 ek vergiyi sabitleyen ateşkes, AB ile Çin arasındaki hibrit araç uzlaşması ve Kanada’nın ürün ürün eşleştirdiği misilleme listesi, hep aynı mantığın ürünleri. Bu sistemde bir ülkenin gümrük vergisi, en çok kayrılan ulus ilkesiyle değil, o ülkenin pazarlık gücü, güvenlik ilişkisi ve siyasi uyumuyla belirleniyor.
ABD ile Çin arasındaki son düzenleme, pazarlık sisteminin nasıl işlediğini ayrıntılarıyla gösteriyor. İki ülke Eylül 2026’nın sonunda, Çin Devlet Başkanı’nın Washington ziyaretiyle eş zamanlı olarak, “Busan anlaşması” olarak anılan ekonomik ateşkesi 10 Kasım 2026’dan 10 Ocak 2027’ye uzattı. 28 Eylül’de ise “30’a 30” adı verilen bir çerçeve açıklandı: 2 taraf da karşı tarafın yaklaşık 30 milyar dolarlık hassas olmayan ürününe daha avantajlı tarife uygulamayı tavsiye etti. Çin’in listesinde mısır, buğday, dondurulmuş et, deniz ürünleri, kozmetik ve tıbbi cihazlar dahil 1.619 kalem, ABD’nin listesinde ise oyuncaklar ve ev aletleri gibi 77 kategori vardı. ABD Ticaret Temsilcisi, düzenlemenin ABD’nin Çin’e ihracatının yaklaşık %30’u için pazar erişimini iyileştireceğini açıkladı. Ancak ABD’nin Çin’e en büyük tarım ihracat kalemi olan soya fasulyesi listede yoktu ve toplam 60 milyar dolarlık rakam, 2 ülke arasındaki yıllık ticaretin yalnızca küçük bir bölümünü kapsıyordu.
Bu tablo, ticaret politikasında 1930’ların ikili takas anlaşmalarını hatırlatan bir “liste diplomasisi” doğduğunu gösteriyor. Fark şu ki, bu kez listeler bir sistem çöküşünün değil, bir sistem dönüşümünün ürünü. Taraflar DTÖ üyeliğini sürdürüyor ve kuralların genel çerçevesine sadakat bildiriyor; ama günlük işleyiş, kuralların değil müzakere masalarının elinde.
Çok taraflılığın yeni adresleri
Pazarlık sisteminin yükselişi, çok taraflı işbirliğinin tamamen bittiği anlamına gelmiyor. İşbirliği, küresel ölçekten bölgesel ve çoğul taraflı platformlara kayıyor. Pasifik’teki Kapsamlı ve İlerici Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması bunun en canlı örneği. 12 üyeli anlaşma, Birleşik Krallık’ın Aralık 2024’te katılımının ardından genişlemeyi sürdürüyor. Kosta Rika’nın katılım müzakereleri Mayıs 2026’da esas olarak tamamlandı, Uruguay için çalışma grubu ilerliyor. Haziran 2026’daki bakanlar toplantısında Filipinler, Endonezya ve Birleşik Arap Emirlikleri ile hazırlık görüşmelerine başlanması kararlaştırıldı. Anlaşmanın AB ve Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği ile yürüttüğü ticaret ve yatırım diyalogları, ABD’nin dışında kalan ama kurallara bağlılığını sürdüren ülkeler arasında yeni bir ağın oluştuğunu gösteriyor.
Güney ile Güney arasındaki ticaret de bu yeni haritanın önemli bir parçası. UNCTAD’a göre gelişmekte olan ülkeler arasındaki mal ihracatı 1995’te yaklaşık 0,5 trilyon dolardan 2025’te 6,8 trilyon dolara çıktı ve 2025’te küresel ortalamanın üzerinde, yaklaşık %9 büyüdü. Afrika’nın ihracatının yarıdan fazlası artık diğer gelişmekte olan ülkelere gidiyor. Küreselleşmenin ağırlık merkezi, Atlantik’in 2 yakası arasındaki eksenden, Asya, Afrika ve Latin Amerika’yı birbirine bağlayan çok kutuplu bir ağa kayıyor.
| Düzenleme | Taraflar | Biçim | Mantık |
|---|---|---|---|
| Tavan anlaşmaları | ABD ile AB, Japonya, Güney Kore, İsviçre, Tayvan | Ülke bazlı toplam tarife tavanı | Pazarlık gücüne göre farklılaşan oran |
| Ateşkes ve liste diplomasisi | ABD ile Çin | Süreli ateşkes, 30’ar milyar $’lık indirim listeleri | Takas benzeri karşılıklı tavizler |
| Gönüllü ihracat sınırlaması | AB ile Çin | Hibrit araç ihracatının ılımlı hale getirilmesi | Kota yerine müzakereli sınırlama |
| Birebir misilleme | Kanada ile ABD | Ürün ürün eşleşen karşı vergi | Caydırıcılık |
| Mega bölgesel anlaşmalar | AB ile Mercosur, AB ile Hindistan | Kapsamlı serbest ticaret | Güvenilir ortakla derinleşme |
| Genişleyen çoğul taraflı blok | Pasifik ortaklığı ve aday ülkeler | Katılım müzakereleri | Kurallı ticaretin ABD dışı ağı |
Türkiye Bu Yeni Haritanın Neresinde?
Türkiye, güvenlik çağının küreselleşmesine hem fırsat hem risk barındıran bir konumdan giriyor. 2025’te Türkiye’nin mal ihracatı %4,5 artışla 273,4 milyar dolar ile Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı. Aralık 2025’teki 26,4 milyar dolarlık ihracat, tüm zamanların en yüksek aylık değeri oldu. Sanayi ihracatı 194,8 milyar dolara ulaştı ve toplam ihracattaki payı %82’ye çıktı. Otomotiv 41,5 milyar dolarla en çok ihracat yapan sektör oldu. Mal ve hizmet ihracatının toplamı 396,5 milyar dolara ulaştı. Bu rakamlar, küresel korumacılık dalgasının ortasında bile Türkiye’nin ihracat makinesinin işlemeye devam ettiğini gösteriyor.
Avrupa’nın kalesinin içinde mi, dışında mı?
Türkiye’nin yeni dönemdeki en büyük stratejik varlığı, 1996’dan bu yana AB ile gümrük birliği içinde olması. AB’nin “güvenilir ortaklar” ile derinleşme, sistemik rakiplerle ise mesafe koyma stratejisi, Türkiye’ye Avrupa’nın yakın kıyı üretim üssü olma imkânı veriyor. Bu fırsatın en somut göstergesi, AB’nin Sanayi Hızlandırma Yasası teklifinde gümrük birliği ortaklarından gelen içeriğin belirli koşullarla AB menşeli sayılmasının öngörülmesi. Teklif bu haliyle yasalaşırsa, Türkiye’de üretilen bileşenler AB kamu alımlarında ve destek programlarında Avrupa içeriği olarak değerlendirilebilecek. Bu, Türkiye’nin otomotiv, beyaz eşya, makine ve yenilenebilir enerji ekipmanı tedarikçileri için önemli bir avantaj. Ancak teklif hâlâ yasalaşma sürecinde ve nihai metnin bu konuda ne diyeceği belirsiz.
Aynı yakınlık, Türkiye’yi Avrupa’nın korumacı araçlarından da muaf tutmuyor. AB’nin yeni çelik tüzüğü, serbest ticaret anlaşmalarından doğan tercihli menşenin %50’lik kota dışı vergiden muafiyet sağlamadığını açıkça hükme bağladı. AB’nin en büyük çelik tedarikçileri arasında yer alan Türkiye, yeni kota düzeninin ve 1 Ekim 2026’dan itibaren istenen eritme ve döküm belgesinin doğrudan muhatabı. Sınırda karbon düzenlemesi de Türkiye’nin AB’ye çelik, alüminyum, çimento ve gübre ihracatına ek bir maliyet getiriyor. Türkiye’nin Temmuz 2025’te kabul ettiği İklim Kanunu ile bir emisyon ticaret sisteminin yasal temeli atıldı. Menşe ülkede ödenen karbon fiyatı SKDM hesabından düşülebildiği için, bu sistemin ne kadar hızlı ve ne kadar güçlü işler hale geleceği, Türk ihracatçısının rekabet gücünü doğrudan etkileyecek.
Türkiye’nin kendi duvarları ve DTÖ kararı
Türkiye bu dönemde yalnızca duvarlarla karşılaşan değil, duvar ören bir ülke de oldu. Mart 2023’te Çin menşeli elektrikli otomobillere %40 ilave gümrük vergisi getirildi. Haziran 2024’te Çin’den gelen içten yanmalı ve hibrit otomobillere ithalat değerinin %40’ı ya da araç başına en az 7.000 dolar olacak şekilde ek yükümlülük kondu; Ocak 2025’te bu oran %50’ye çıkarıldı. Eylül 2025’te ise yaklaşım değişti ve ek vergiler AB ile serbest ticaret ortakları dışındaki tüm ülkelere genişletildi: içten yanmalı ve hibrit araçlarda %10’luk gümrük vergisine ek %25, elektrikli ve şarj edilebilir hibritlerde ek %30 uygulanmaya başlandı. Böylece Çin menşeli konvansiyonel araçlardaki ek oran %50’den %25’e inerken, AB ve serbest ticaret ortakları dışındaki diğer tüm ülkeler de kapsama girdi. Yatırım teşvik belgesi kapsamındaki ithalat bu yükümlülüklerden muaf tutuldu. 1 Ocak 2026 ve 11 Temmuz 2026 tarihli kararlarla ilave gümrük vergisi listeleri otomotiv yedek parçasından elektrik ve elektronik ürünlerine kadar geniş bir alanda genişletildi.
Bu politikalar DTÖ’de sınandı. Çin, Ekim 2024’te Türkiye’yi DTÖ’ye şikâyet etti. Şubat 2025’te kurulan panel, raporunu 28 Temmuz 2026’da üyelere dağıttı. Panel, Çin menşeli elektrikli otomobillere uygulanan ek vergilerin Türkiye’nin DTÖ’de taahhüt ettiği azami tarife sınırını aştığına ve ithalat izin sistemindeki satış sonrası hizmet şartlarının Çin araçlarına daha olumsuz muamele ettiğine hükmetti; içten yanmalı araçlara ilişkin bazı Çin iddialarını ise kabul etmedi. Raporda dikkat çekici bir tespit daha vardı: Çin’in Türkiye pazarında kaybettiği payı yerli üretim değil, serbest ticaret ortaklarından gelen ithalat doldurmuştu. Yani Türkiye’nin kendi duvarı da, bu çalışmanın daha önce anlattığı ticaret sapması mekanizmasını üretmişti. Ticaret Bakanlığı, panel raporunun kesinleşmiş nihai bir karar olmadığını ve Türkiye’nin temyiz hakkı bulunduğunu açıkladı. Temyiz Organı işlemediği için böyle bir temyiz, kararın kesinleşmesini fiilen süresiz erteleyebilir. Türkiye’nin ABD ile yürüttüğü bir başka davada 2024’te yaptığı temyiz başvurusu da hâlâ bekliyor.
Duvarların yatırım tarafındaki etkisi de 2026’da görünür hale geldi. Yüksek ek vergilerden muaf olabilmek için Türkiye’de üretim yapmayı taahhüt eden Çinli elektrikli araç üreticisi BYD’nin Manisa’da kurmayı planladığı yaklaşık 1 milyar dolarlık fabrika projesini askıya aldığı haberleri, “vergi duvarı karşılığında yatırım” modelinin sınırlarını gösterdi. Bu model, duvarın kalıcılığına ve teşvik rejiminin öngörülebilirliğine bağlı; DTÖ kararının yarattığı belirsizlik de bu denklemin bir parçası.
Bağlayıcı ülke mi, aktarma şüphelisi mi?
Türkiye’nin coğrafyası, onu doğal bir bağlayıcı ülke adayı yapıyor: Avrupa, Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya arasındaki kara, deniz ve boru hattı koridorlarının kesişiminde. IMF’nin bağlayıcı ülke analizinde Meksika ve Vietnam’ın oynadığı rolü, Türkiye Avrupa ile doğusu arasında oynayabilir. Irak üzerinden Körfez’e uzanan Kalkınma Yolu projesi, Orta Koridor ve enerji transit hatları bu potansiyelin altyapı ayağını oluşturuyor.
Ancak 2026’nın dersi şu: bağlayıcı ülke olmak, aynı zamanda mercek altında olmak demek. Vietnam’ın ABD ile anlaşmasında aktarma mallarına ayrı ve yüksek bir oran öngörülmesi, Meksika’nın ABD’yi rahatlatmak için Çin’e duvar örmek zorunda kalması ve AB çelik tüzüğündeki eritme ve döküm kuralı, büyük blokların bağlayıcı ülkeleri bir “arka kapı” olarak görmeye başladığını gösteriyor. Meksika’nın Ocak 2026’da yürürlüğe giren vergileri, serbest ticaret anlaşması bulunmayan bir ülke olarak Türkiye’yi de kapsıyor. Türkiye’nin bağlayıcı rolünden kazanç sağlayabilmesi, menşe kurallarına sıkı uyum, şeffaf yatırım kayıtları ve yerli katma değerin artırılması ile mümkün. Aksi halde bağlayıcı ülke statüsü hızla “aktarma şüphelisi” statüsüne dönüşebilir.
| Alan | Fırsat | Risk | Belirleyici değişken |
|---|---|---|---|
| AB pazarı | Yakın kıyı üretim üssü, gümrük birliği avantajı | Çelik kotası, karbon maliyeti | Sanayi Hızlandırma Yasası’nın nihai metni |
| Otomotiv | Hibrit ve bileşen tedarikinde Çin’in boşalttığı alan | Elektrikli araç dönüşümünde geri kalma | Batarya ve elektrikli araç yatırımlarının gerçekleşmesi |
| Çelik ve metal | Düşük karbonlu üretimle prim | %50 kota dışı vergi, eritme ve döküm belgesi | Kota payı ve karbon yoğunluğu |
| Çin ile ilişki | Yatırım karşılığı pazar erişimi | DTÖ kararı, yatırımların askıya alınması | Temyiz süreci ve teşvik rejiminin öngörülebilirliği |
| Diğer pazarlar | Bağlayıcı ülke rolü, Orta Doğu ve Orta Asya | Meksika gibi STA’sız pazarlarda yeni vergiler | Yeni serbest ticaret anlaşmaları |
| Enerji ve lojistik | Koridor ve transit gelirleri | Bölgesel çatışma, navlun ve sigorta maliyeti | Orta Doğu’daki çatışmanın seyri |
Türkiye için doğru strateji, ne “duvarları yıkalım” ne de “biz de duvar örelim” basitliğinde olabilir. Güvenlik çağında kazanan ülkeler, büyük blokların her birine güvenilir görünebilen, menşe ve karbon kurallarına uyumu yüksek, yerli katma değeri artıran ve aynı anda birden fazla pazara açık kalabilen ülkeler olacak. Türkiye’nin gümrük birliği, sanayi tabanı ve coğrafyası bu profile uygun; ama bu profili korumak, öngörülebilir bir ticaret ve teşvik politikası gerektiriyor.
2030’a Giden 3 Yol: Senaryolar ve İzlenecek Göstergeler
Küreselleşmenin önümüzdeki 5 yılda hangi biçimi alacağı, birkaç kritik düğüm noktasının nasıl çözüleceğine bağlı. Bu düğümlerin bazılarının tarihi belli: Çin’in nadir toprak kontrollerindeki askıya almanın sona erdiği 10 Kasım 2026, ABD’de 3 Kasım 2026’da yapılacak ara seçimler, ABD-Çin ateşkesinin bittiği 10 Ocak 2027, AB’de karbon sınırı sertifikalarının satın alımının başlayacağı Şubat 2027 ve USMCA’nın 2027’deki yıllık gözden geçirmesi. Diğerleri ise piyasaların ve siyasetin öngörülmesi zor dinamiklerine bağlı: yapay zekâ yatırım döngüsünün sürüp sürmeyeceği, Orta Doğu’daki çatışmanın seyri ve Çin’in iç talebi canlandırıp canlandıramayacağı.
Bu düğümlerden yola çıkarak 3 senaryo çizmek mümkün. Bu senaryolar bir kehanet değil, olası yolların haritası. Her birinin ortaya çıkmasını sağlayacak tetikleyiciler ve erken uyarı göstergeleri farklı.
| Senaryo | Ana hat | Tetikleyiciler | Ticaret için sonuç |
|---|---|---|---|
| 1. Yönetilen parçalanma | Bugünkü düzenin sürmesi: ülke bazlı tavanlar, sektörel duvarlar, uzatılan ateşkesler | Ateşkeslerin uzaması, nadir toprak askısının uzatılması, ABD tarifelerinin %10-%15 bandında kalması | Ticaret büyür ama dar bir tabanda; bağlayıcı ülkeler kazanır, maliyetler kalıcı olarak yükselir |
| 2. Blok sertleşmesi | Ateşkeslerin çökmesi, ihracat kontrollerinin geri dönmesi, misillemelerin yayılması | 10 Kasım’da kontrollerin tam geri dönüşü, ABD-Çin ateşkesinin bitmesi, USMCA’da kopuş, enerji şokunun derinleşmesi | Bloklar arası ticaret sert düşer, enflasyon ve büyüme kaybı birlikte yaşanır; 1930’ların dinamiğine kısmi dönüş |
| 3. Yeni kurallar | Bölgesel ve çoğul taraflı anlaşmaların yeni bir kural çerçevesine dönüşmesi | AB ile Pasifik ortaklığının yakınlaşması, DTÖ reformu, Çin’in iç talebe dönmesi | Kurallı ticaret ABD dışı ağda yeniden güçlenir; parçalanmanın maliyeti azalır |
Bugünkü verilerle en olası görünen yol, yönetilen parçalanma. Bu senaryoda küresel ticaret hacmi büyümeye devam ediyor, ama büyüme yapay zekâ donanımı ve enerji gibi dar bir sektörel tabana, Asya’daki üretim ağlarına ve bağlayıcı ülkelere dayanıyor. Tarifeler 2010’ların düzeyine geri dönmüyor, ama 1930’ların düzeyine de tırmanmıyor. Şirketler için en önemli maliyet tarifenin kendisi değil, belirsizlik oluyor: her yıl yenilenen anlaşmalar, süreli ateşkesler ve değişen yasal dayanaklar.
Blok sertleşmesi senaryosunun en önemli erken uyarı işaretleri, önümüzdeki 3 ay içinde netleşecek. Çin’in 10 Kasım’da nadir toprak kontrollerini tamamen geri getirmesi, ABD-Çin ateşkesinin 10 Ocak 2027’de uzatılmaması ve ABD ile Kanada arasındaki misilleme sarmalının otomotiv ve enerjiye yayılması, bu senaryonun olasılığını hızla artırır. Yeni kurallar senaryosu ise daha yavaş işleyen süreçlere bağlı: AB’nin Mercosur ve Hindistan anlaşmalarını yürürlüğe sokması, Pasifik ortaklığının genişlemesi ve bu 2 ağın birbirine yakınlaşması.
| Tarih | Olay | Neden önemli |
|---|---|---|
| 3 Kasım 2026 | ABD ara seçimleri | Kongre’nin ticaret politikasındaki rolünü değiştirebilir |
| 10 Kasım 2026 | Çin’in nadir toprak kontrollerindeki askının sona ermesi | Silaha dönüşen bağımlılığın sınavı |
| 10 Ocak 2027 | ABD-Çin ateşkesinin sona ermesi | %30 ve %10’luk ek vergilerin geleceği |
| 1 Şubat 2027 | AB’de karbon sınırı sertifikası alımlarının başlaması | SKDM maliyetinin ilk kez nakit olarak ödenmesi |
| 2027 boyunca | USMCA yıllık gözden geçirmesi | Kuzey Amerika’nın yakın kıyı vaadinin geleceği |
| 30 Eylül 2027 | İlk yıllık SKDM beyanı | 2026 ithalatının karbon hesabının kapanması |
Sonuç: Küreselleşme Bitmiyor, Sahibi ve Dili Değişiyor
Bu çalışmanın başında sorulan soruya artık net bir cevap verilebilir. Küreselleşme bitmiyor. 2025’te 35 trilyon doları aşan küresel ticaret, 2026’da da rekor kırma yolunda. Çin, ABD pazarındaki payını yarıdan fazla kaybetmesine rağmen tarihin en büyük ticaret fazlasını veriyor. Doğrudan yabancı yatırım 2 yıllık düşüşün ardından yeniden artıyor. Avrupa Birliği, korumacı araçlarını sertleştirirken tarihinin en büyük serbest ticaret anlaşmalarını imzalıyor. Bunların hiçbiri bir ölüm ilanına sığmaz.
Ama küreselleşme, 1990’ların ve 2000’lerin bildiğimiz biçimiyle de sürmüyor. Değişen 5 şey var. İlk olarak ticaretin pusulası verimlilikten güvenliğe döndü: mal en ucuz olandan değil, en güvenilir sayılandan alınıyor. Ardından ticaretin güzergâhı değişti: doğrudan akışların yerini bağlayıcı ülkeler üzerinden dolaşan zincirler aldı. Ticaretin dili de değişti: herkese aynı kural yerine ülke ülke pazarlık edilen tavanlar, kotalar ve listeler geçerli. Buna ek olarak ticaretin motoru değişti: tüketim mallarının yerini veri merkezleri, çipler ve kritik mineraller aldı. Son olarak korumacılık bulaşıcı hale geldi: bir ülkenin duvarı, ticaret sapması, hizalanma baskısı ve taklit etkisiyle diğer ülkelerde zincirleme duvarlar doğuruyor.
Gümrük birliğiyle Avrupa’ya bağlı, coğrafyasıyla doğuya açık, sanayisiyle rekabetçi bir ülke olarak Türkiye, bu yeni düzende kazananlar arasında yer alabilecek nadir adaylardan biri. Ancak bu sonuç kendiliğinden gelmeyecek. Avrupa’nın karbon ve menşe kurallarına hızlı uyum, öngörülebilir bir teşvik ve ticaret politikası, aktarma şüphesini dağıtacak şeffaflık ve yerli katma değeri artıracak yatırımlar, Türkiye’nin bağlayıcı ülke olma şansını bir gerçekliğe dönüştürmenin ön koşulları.
Tarih, küreselleşmenin dalgalar halinde ilerlediğini gösteriyor. 1914’te çöken ilk dalga, 1930’ların karanlığından geçerek ancak bir dünya savaşının ardından yeniden kuruldu. Bugün yaşanan şey bir çöküş değil, bir dönüşüm. Ama dönüşümün yönü kesin değil. Yönetilen parçalanma, kontrolsüz bir blok sertleşmesine de, yeni kurallara dayanan bir düzene de evrilebilir. Önümüzdeki aylarda Washington’da, Pekin’de ve Brüksel’de alınacak kararlar, bu 3 yoldan hangisinin seçileceğini belirleyecek. Kesin olan tek şey, eski küreselleşmenin geri dönmeyeceği. Yeni küreselleşmenin kurallarını kimin yazacağı ise hâlâ açık bir soru.
- Dünya Ticaret Örgütü, Global Trade Outlook and Statistics, Ekim 2026 güncellemesi ve Mart 2026 raporu.
- Uluslararası Para Fonu, World Economic Outlook, Ekim 2026: Resilience Under Strain, Urgent Choices.
- Uluslararası Para Fonu, Changing Global Linkages: A New Cold War?, çalışma raporu, 2024.
- UNCTAD, World Investment Report 2026: International Investment in a Turbulent Era.
- UNCTAD, Global Trade Update, Aralık 2025, Nisan 2026 ve Temmuz/Ağustos 2026 sayıları; Top Trends Redefining Global Trade in 2026.
- UNCTAD, Global Investment Trends Monitor, Sayı 49 ve 50.
- Dünya Bankası, World Development Indicators: Trade (% of GDP), 2007-2024 serisi.
- The Budget Lab at Yale, State of U.S. Tariffs, Ocak 2026 ve Temmuz 2026; Tracking the Economic Effects of Tariffs, Nisan 2026.
- ABD Yüksek Mahkemesi, Learning Resources davası kararı, 20 Şubat 2026.
- ABD Ticaret Temsilciliği, Bölüm 301 zorla çalıştırma soruşturması sonuç kararı, Temmuz 2026; ABD-Çin Ticaret Kurulu açıklaması, 28 Eylül 2026.
- ABD Kongre Araştırma Servisi, U.S.-China Trade Relations (IF11284), 2026.
- Stanford Center on China’s Economy and Institutions, China’s Share of U.S. Imports Has Plunged, but Its Value Added Has Proven Stickier, Ekim 2026.
- Kearney, 2026 Reshoring Index: Why US Manufacturing Imports Hit a Four-Year High Despite Record Investment and Tariffs.
- Federal Reserve Bank of Dallas, Higher Tariffs in U.S., Mexico Part of Global Response to China Export Surge, 2025.
- Çin Gümrük Genel İdaresi, 2025 yıllık ve 2026 Eylül dış ticaret verileri (Reuters ve resmî açıklamalar aracılığıyla).
- Avrupa Parlamentosu ve Konsey, Tüzük (AB) 2026/1384, küresel aşırı kapasitenin AB çelik piyasası üzerindeki olumsuz ticari etkileri hakkında, 17 Haziran 2026.
- Avrupa Komisyonu, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kesin dönem duyuruları ve 2026 ilk çeyrek sertifika fiyatı.
- Avrupa Komisyonu, Industrial Accelerator Act teklifi, 4 Mart 2026.
- Avrupa Komisyonu, The EU-India Trade Agreement; AB-Mercosur Ortaklık Anlaşması belgeleri, Ocak 2026.
- Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi, China’s Rare-Earth Export Restrictions, Kasım 2025.
- GlobalData, Global Rare Earths Mining, 2026 Review.
- Kanada Maliye Bakanlığı, ABD tarifelerine karşı hedefli karşı önlemler açıklaması, 25 Ağustos 2026.
- USMCA Serbest Ticaret Komisyonu, 6. yıl ortak gözden geçirme toplantısı, 1 Temmuz 2026.
- Meksika Resmî Gazetesi, ithalat ve ihracat genel vergi kanununda değişiklik kararnamesi, Aralık 2025.
- Kapsamlı ve İlerici Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması, Genişleme, Uygulama ve İşbirliği Bakanlar Bildirisi, 26 Haziran 2026.
- Global Trade Alert, Monthly Roundup, Ağustos 2026 ve Eylül 2026.
- Dünya Ticaret Örgütü, DS629 uyuşmazlığı panel raporu, 28 Temmuz 2026; T.C. Ticaret Bakanlığı açıklaması.
- T.C. Ticaret Bakanlığı ve Türkiye İhracatçılar Meclisi, 2025 yılı dış ticaret verileri.
- T.C. Resmî Gazete, ithalatta ilave gümrük vergisi kararları, 31 Aralık 2025 (33124) ve 11 Temmuz 2026 (33307).
- Eurostat, International Trade in Hybrid and Electric Cars, 2023.
- Milletler Cemiyeti, Monthly Bulletin of Statistics, 1929-1933 dünya ithalatı verileri.
- Reuters, Bloomberg ve Anadolu Ajansı haber arşivleri, 2025-2026.
Merhabalar yazı için teşekkürler. Daha dün akaşam girdiğim ticaret savaşları dersinde küreselleşmenin güncel mahiyeti ve geleceğine dair bir kaç tartışma oldu. Açıkçası küreselleşmenin uluslararası ticaret ve uluslararası kurumların işlevsizleşmesi veya işte belirli bir anlatıların artık toplumsal tahayyülde gözden düşmesi üzerinden okunmasını yani bunların bütüncül bir şekilde ele alınmamasını yetersiz buldum derste. Konu da ister istemez dünya düzeni ve düzensizliğinde amerikan gücünün yerine geliyor. Mesela finansal akışları bu denli finansal küreselleşme ile karakterize edilen bir dünyada ele almamak küreselleşmenin geleceğini kavramada çarpıklık yaratmaz mı? Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Uluslararası para sistemi de bu bağlamda önemli. Bu sayfada daha önceden dolara ve nihai ödeme ve takas mekanizmalarına dair yazıları okudum tabi. Trump yönetiminin işte bir takım uluslararası anlaşmalardan çekilmesini, kurumlara fon ayırmayacağını söylemesi vesaire bunlarla beraber ABD’nin dünya kapitalizminin koruyuculuğunu yapmasından çekilip çekilmemesi tartışmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Trump yönetimi sizce bir tarihsel sapma mıdır? Yoksa bazı politikalar yönetim değişse de değişmez mı? Mesela tarifelerin uygulanması gibi.