Endeksi Yenememek…
Endeksi Yenememek
Bir Meslek Grubunun Yapısal Yenilgisi
Aktif yönetilen ABD büyük ölçekli hisse fonlarının yalnızca yüzde 27’si, 30 Haziran 2026’da biten 12 ayda ücretler düşüldükten sonra kendi pasif alternatifini geçebildi. Aynı ölçümde 10 yıllık pencerede oran yüzde 13’e iniyor. Bu, kötü bir yılın değil, bir piyasa mimarisinin sonucudur ve o mimari, endeksi satın alan yatırımcıyı da bugün fark ettiğinden çok daha büyük bir bahsin içine sokmuş durumdadır.
Bir yıllık başarısızlık oranı yüzde 73, on yıllık başarısızlık oranı yüzde 87. Rakamların bu yönde ilerlemesi başlı başına bir bilgi taşıyor. Şans eseri kazanan fonlar zamanla elenir, gerçek beceri ise zamanla birikir. Eğer sektörde kalıcı bir beceri havuzu olsaydı, uzun vadeli oranların kısa vadeli oranlardan daha iyi olmasını beklerdik. Tersi oluyor. Süre uzadıkça hayatta kalan kazanan sayısı azalıyor.
Bu tek bir kurumun ölçümüne dayanan bir iddia da değil. Endeks sağlayıcısının 25 yıldır yürüttüğü paralel çalışmada, 2025 takvim yılında aktif büyük ölçekli ABD hisse fonlarının yüzde 79’u S&P 500’ün gerisinde kaldı. Bu oran 2024’te yüzde 65, 2023’te yüzde 60’tı. 2025 sonucu, serinin çeyrek asırlık tarihindeki en kötü dördüncü performans. 20 yıllık pencerede yerli hisse fonlarının yaklaşık yüzde 92’si ölçütünün altında kaldı. 15 yıllık pencerede ise incelenen ABD hisse senedi kategorilerinin hiçbirinde aktif yöneticilerin çoğunluğu ölçütü geçemedi. Tek bir kategoride bile.
Kazanılması Gereken Yılın Kaybedilmesi
Bu tabloyu asıl ilginç kılan, sektörün yıllardır anlattığı hikayenin tam tersinin gerçekleşmiş olması. Aktif yönetimin savunması uzun süre şu iki cümleye dayandı: 2010’lu yıllarda faizler sıfırdı, para her varlık sınıfına aynı anda aktı, iyi şirketle kötü şirket birlikte yükseldi ve seçiciliğin bir kıymeti kalmadı. Faizler normalleşince, sermayenin bir maliyeti yeniden oluşunca ve yapay zeka gibi bir teknolojik kırılma şirketleri kazananlar ile kaybedenler diye keskin biçimde ayırınca, hisse seçmek yeniden para kazandıracaktı.
Bu öngörünün ilk yarısı gerçekten doğru çıktı. Aynı endeks içindeki hisselerin getirileri arasındaki fark, yani teknik adıyla dağılım, on yılların en yüksek seviyelerine tırmandı. Dağılımın yüksek olması bir yönetici için iyi haberdir, çünkü hem doğru ismi seçmenin ödülü hem de yanlış ismi elemenin faydası büyür. Dağılım düşükken hisse seçimi neredeyse anlamsızdır; her şey birbirine yakın hareket ettiğinde en isabetli analiz bile getiriye dönüşmez.
Öngörünün ikinci yarısı gerçekleşmedi. Ortam iyileşti, sonuç iyileşmedi. Aradaki boşluğu yöneticilerin yeteneksizliğiyle açıklamak kolay ama yanlış olur. Boşluğun sebebi, aynı dönemde endeksin kendi iç yapısının sessizce değişmiş olmasıdır.
Yoğunlaşma Tuzağı
S&P 500’ün en büyük 10 şirketi bugün endeksin toplam piyasa değerinin yüzde 40’ından fazlasını oluşturuyor. Bu, 1960’lardan bu yana kaydedilen en yüksek yoğunlaşma seviyesi. Rakam ilk bakışta teknik bir ayrıntı gibi görünür ama bir portföy yöneticisinin masasında neredeyse çözümsüz bir denklem yaratır.
Denklem şöyle kurulur. Yöneticinin iki görevi vardır: ölçütünü geçmek ve riski dağıtmak. Normal koşullarda bu iki görev birbiriyle çatışmaz. Ancak endeksin yüzde 40’ı 10 isimde toplandığında, o isimlere endeksle aynı ağırlığı vermek bile başlı başına yoğunlaşmış bir bahis haline gelir. Ölçütü geçmek içinse eşit ağırlık yetmez; o isimlerde endeksin üzerinde pozisyon taşımak gerekir. Yani yönetici, sağduyulu bir portföy inşasının izin verdiğinden daha fazlasını bir avuç şirkete yüklemek zorundadır.
Çoğu yönetici bunu yapmaz, çünkü yapması yasaktır. Fon izahnameleri, iç risk limitleri, çeşitlendirme mevzuatı ve mesleki sorumluluk kuralları tek bir pozisyonun ağırlığına tavan koyar. Bu kuralların her biri tek başına savunulabilir ve yatırımcıyı korumak için konmuştur. Toplamda ise şu anlama gelirler: yönetici, endeksin en çok kazandıran bölümünde yapısal olarak düşük ağırlıklıdır. Bu bir tahmin hatası değil, bir tasarım sonucudur. Kimse yanlış hesap yapmıyor; kurallar yanlış hesap yapmayı zorunlu kılıyor.
Tersini denemek daha da tehlikelidir. Bir yönetici, en büyük teknoloji şirketlerinden birinin aşırı değerli olduğuna kanaat getirip ağırlığını endeksin altına indirdiğinde, hisse yükselmeye devam ederse fon birkaç çeyrek içinde ölçütünün belirgin biçimde gerisine düşer. Burada haklı olmak yetmez, zamanında haklı olmak gerekir. Bir değerleme tespiti 3 yıl sonra doğrulanırsa yönetici o 3 yılı tamamlayacak koltuğu bulamaz. Yoğunlaşmış bir endekste aktif yöneticinin karşılaştığı ödül yapısı bu yüzden asimetriktir: haklı çıkmanın getirisi ölçülüdür, erken haklı çıkmanın maliyeti kariyer düzeyindedir.
Aritmetiğin Kendisi
Buraya kadar anlatılanların hepsi döneme özgü açıklamalar. Ama sonucun altında döneme bağlı olmayan bir katman var ve bu katman 1991’de tek sayfalık bir makaleyle formüle edilmişti.
Piyasadaki her hisse birileri tarafından tutulur. Yatırımcıları pasif ve aktif diye ikiye ayırırsak, pasif kesim tanım gereği endeksin bileşimini ve dolayısıyla getirisini elde eder. Geriye kalan tüm hisseler aktif yatırımcıların elindedir. O halde aktif yatırımcıların topluca sahip olduğu portföy, endeksten geriye kalanın toplamıdır ve bu da yine endeksin kendisidir. Sonuç şudur: aktif yatırımcıların ortalama getirisi, maliyetlerden önce zorunlu olarak endeksin getirisine eşittir; maliyetler düşüldükten sonra ise zorunlu olarak endeksin altındadır. Bu bir gözlem, bir eğilim ya da bir istatistik değildir. Bir muhasebe kimliğidir ve piyasa ne yaparsa yapsın değişmez.
Bu kimliğin pratik sonucu, tartışmanın yerini değiştirmesidir. Ortalama yöneticinin kaybedip kaybetmeyeceği tartışılacak bir şey değildir. Tartışılacak olan iki şey vardır: maliyet farkı ne kadardır ve kazanan azınlık önceden tespit edilebilir mi?
Maliyet tarafı ölçülebilir olduğu için oradan başlamak gerekir. Sektörün kendi araştırma birimi tarafından yayımlanan 2025 verilerine göre hisse yatırım fonlarında varlık ağırlıklı ortalama gider oranı yüzde 0,40, endeks hisse borsa yatırım fonlarında yüzde 0,14 seviyesindeydi. Varlık ağırlıklı ortalama, yatırımcıların fiilen ödediği ücreti gösterir ve gerçeği yumuşatır; çünkü para sistematik olarak ucuz fonlarda toplanır. Rafta duran ortalama ürünün fiyatını görmek için basit ortalamaya bakmak gerekir. Orada aktif hisse fonlarının ortalama gider oranı 2024’te yüzde 1,10, endeks hisse yatırım fonlarında ise yüzde 0,05 olarak ölçüldü. Aradaki fark 20 katın üzerindedir.
| Fon türü | Ortalama türü | Yıl | Gider oranı |
|---|---|---|---|
| Hisse yatırım fonları (genel) | Varlık ağırlıklı | 2025 | yüzde 0,40 |
| Tahvil yatırım fonları (genel) | Varlık ağırlıklı | 2025 | yüzde 0,36 |
| Endeks hisse borsa yatırım fonları | Varlık ağırlıklı | 2025 | yüzde 0,14 |
| Endeks tahvil borsa yatırım fonları | Varlık ağırlıklı | 2025 | yüzde 0,09 |
| Aktif hisse yatırım fonları | Basit ortalama | 2024 | yüzde 1,10 |
| Endeks hisse yatırım fonları | Basit ortalama | 2024 | yüzde 0,05 |
Tablodaki veriler bilgilendirme amaçlıdır; yatırım tavsiyesi değildir. Geçmiş getiriler geleceğe ilişkin bir taahhüt oluşturmaz.
Ortalama bir aktif fon, henüz tek bir hisse seçmeden yılda yaklaşık 1 puanlık handikapla sahaya çıkar. 10 yılda bu, bileşik olarak yüzde 10’un üzerinde bir birikimli açık demektir. Yöneticinin bunu kapatması için iyi olması yetmez; sürekli, belirgin ve ölçülebilir biçimde iyi olması gerekir. Sektörün son 20 yıldaki ücret indirimleri gerçek ve büyüktür, hisse fonlarında ortalama gider oranı 1996’dan bu yana yüzde 62 azalmıştır. Ancak endeks tarafı aynı dönemde daha hızlı ucuzladığı için göreli handikap kapanmamış, yer değiştirmiştir.
Kazananları Önceden Bulma Problemi
Aktif yönetimin savunulabilir tek biçimi şudur: ortalamanın kaybettiğini kabul edersiniz, ama ortalamayı satın almak zorunda olmadığınızı söylersiniz. Kazanan yüzde 13’ü baştan seçebilirseniz aritmetik sizi bağlamaz.
Kalıcılık verisi bu savunmayı zayıflatıyor. Endeks sağlayıcısının kalıcılık çalışmasında, 2021 takvim yılında kendi kategorisinin üst yarısında yer alan aktif yerli hisse fonları 4 yıl boyunca izlendi. Bu 4 yılın tamamında üst yarıda kalmayı başaran fon sayısı bir avuçtan ibaret çıktı. Büyük ölçekli fonlarda sonuç, tamamen rastgele bir dağılımın üreteceğinden bile düşüktü. Yani madeni para atarak seçim yapsaydınız daha iyi bir isabet oranı elde ederdiniz.
Bu bulgunun anlamı incedir ama serttir. Üstün performans gerçekleşiyor; her yıl birileri endeksi geçiyor ve bu kişiler gerçekten kazanıyor. Ancak geçenlerin ertesi yıl da geçme olasılığı, hiçbir bilgiye sahip olmayan bir gözlemcinin tahmininden yüksek değil. 1.000 kişi para atarsa 8 kişi üst üste 7 kez tura getirir. O 8 kişiye tura getirme yeteneği atfetmek bir istatistik hatasıdır ve fon seçiminde tam olarak bu hata yapılır. Geçmiş performans tablosuna bakarak fon seçmek, madeni para atma turnuvasının galibine yönetim ücreti ödemektir.
Endeks fonu satın alan yatırımcı hisse seçme kararından kaçmıyor. O kararı piyasa değerine devrediyor.
Rakamın Diğer Yüzü
Burada dürüst olmak gerekiyor, çünkü bu veri seti eleştirisiz değil ve eleştirinin bir kısmı teknik olarak haklı. 2026 tarihli, bir yatırım danışmanları birliğinin aktif yönetim kurulu tarafından desteklenen akademik bir çalışma, en çok atıf alan karşılaştırma raporunun aktif fon performansını sistematik biçimde olduğundan kötü gösterdiğini savunuyor.
İtiraz üç noktada toplanıyor. Birincisi, fonlar eşit ağırlıkla sayılıyor. 50 milyon dolarlık küçük bir fon ile 50 milyar dolarlık dev bir fon aynı tek oyu taşıyor. Oysa yatırımcının fiili deneyimini belirleyen, kaç fonun kaybettiği değil kaç doların kaybettiğidir. İkincisi, ölçüm döneminde kapanan veya birleşen fonlar otomatik olarak başarısız sayılıyor; oysa bu fonların bir kısmı iyi performansla değil, ticari nedenlerle kapanmış olabilir. Üçüncüsü, karşılaştırma doğrudan satın alınabilir bir üründe değil, teorik bir endeks üzerinden yapılıyor. Endeksin kendisi bedava satın alınamaz; onu izleyen ürünün de bir maliyeti vardır.
Bu düzeltmeler yapıldığında sonuç değişiyor. Çalışmaya göre 2024’te aktif ABD hisse fonlarındaki paranın yüzde 79’u değil, yüzde 56’sı eşdeğer pasif ürünlerin altında kaldı. Sabit getiri tarafında ise düzeltme sonucun yönünü tersine çeviriyor. Bağımsız bir başka veri seti de aynı yöne işaret ediyor: incelenen 20 kategorinin 16’sında aktif fonlara yatırılan ortalama dolar, eşit ağırlıklı ortalama aktif fondan daha iyi performans gösterdi. Yani yatırımcılar tümüyle kör değil. Kötü fonlar mevcut ama içlerinde görece az para var; sermaye sistematik olarak ucuz ve iyi yönetilen ürünlere doğru akıyor.
Bu itiraz sonucu ortadan kaldırmıyor, boyutunu küçültüyor. Her iki taraf tek bir noktada uzlaşıyor: ABD büyük ölçekli hisse senedinde uzun vadeli varsayılan sonuç, aktif yönetimin geride kalmasıdır. Tartışma bunun ne kadar kötü olduğu üzerinedir, olup olmadığı üzerine değil.
| Dönem | S&P 500’ün altında kalan aktif büyük ölçekli fon oranı |
|---|---|
| 2023 takvim yılı | yüzde 60 |
| 2024 takvim yılı | yüzde 65 |
| 2025 ilk yarı | yüzde 54 |
| 2025 takvim yılı | yüzde 79 |
| 2001’den bu yana ortalama | yüzde 64 |
| 20 yıllık pencere (yerli hisse fonları) | yaklaşık yüzde 92 |
Başarısızlığın Adresi Bellidir
Tabloyu “aktif yönetim öldü” diye okumak veriye sadakatsizlik olur, çünkü başarısızlık piyasanın her köşesinde eşit değil. Aynı 12 aylık dönemde aktif orta vadeli çekirdek tahvil fonlarının yüzde 66’sı ölçütünü geçti ve bu kategori üst üste 3 yıldır çoğunlukla kazanıyor. Aktif tahvil fonlarının genel başarı oranı, 2025’in çok kötü bir yılından sonra 22 puan birden yükseldi. Küçük ve orta ölçekli değer kategorilerinde aktif yöneticilerin 1 yıllık başarı oranı yüzde 50’nin üzerine çıktı. Gayrimenkul kategorisinde de sonuçlar güçlüydü. Genel ABD hisse senedi başarı oranı 5 puan artarak yüzde 36’ya yükseldi, ama bu artışın kaynağı büyük ölçekliler değil, küçük ve orta ölçekliler oldu.
| Kategori | 1 yıllık başarı oranı | Not |
|---|---|---|
| ABD büyük ölçekli hisse | yüzde 27 | 10 yılda yüzde 13 |
| ABD hisse senedi geneli | yüzde 36 | Bir önceki yıla göre 5 puan artış |
| Küçük ve orta ölçekli değer | yüzde 50 üzeri | Genel iyileşmenin ana kaynağı |
| Orta vadeli çekirdek tahvil | yüzde 66 | Üst üste 3 yıldır çoğunluk kazanıyor |
| Tüm aktif fonlar (bütün kategoriler) | yüzde 40 üzeri | 10 yılda yüzde 25 |
Örüntü tutarlıdır. Aktif yönetim, bilginin herkeste eşit ve anında bulunduğu, on binlerce profesyonelin aynı 500 şirketi benzer modellerle takip ettiği, ölçütün son derece verimli olduğu segmentte kaybediyor. Bilginin dağınık, kapsamın seyrek, endeks kurgusunun kusurlu olduğu yerlerde ise hâlâ nefes alabiliyor. Tahvil endekslerinin en çok borçlanan ihraççıya en yüksek ağırlığı vermesi gibi yapısal tuhaflıklar, yöneticiye gerçek bir açıklık bırakır. Küçük ölçekli hisselerde analist kapsamının seyrekliği aynı işlevi görür.
Kendi Kendini Besleyen Döngü
Hikayenin en az konuşulan katmanı burada başlıyor. Aktif yönetimin başarısızlığı yalnızca pasif yatırımın nedeni değil, giderek daha fazla onun sonucu haline gelmiş olabilir.
Geçişin ölçeği bugün çoğu yatırımcının farkında olduğundan büyük. Endeks fonları ve borsa yatırım fonları 2010’da hisse fon varlıklarının yaklaşık yüzde 19’unu oluşturuyordu; bugün yüzde 50’nin üzerindeler. ABD’de endeks izleyen fonlar toplam varlıkta aktif fonları 2020’de yakaladı ve makas o tarihten sonra hızla açıldı. Bugün pasif tarafta aktif tarafın neredeyse 2 katı para var. 2007’de tablo tam tersiydi ve aktif hisse fonları pasif stratejilerin 3 katından fazla varlığa sahipti. Aktif hisse yatırım fonları 2015’ten bu yana kesintisiz net çıkış yaşıyor.
| Dönem | Aktif ile pasif arasındaki denge |
|---|---|
| 2007 | Aktif hisse fonları, pasif stratejilerin 3 katından fazla varlık |
| 2010 | Pasif ürünlerin hisse fon varlıklarındaki payı yaklaşık yüzde 19 |
| 2015 sonrası | Aktif hisse yatırım fonlarında kesintisiz net çıkış |
| 2020 | Endeks izleyen fonlar toplam varlıkta aktif fonları yakaladı |
| 2026 | Pasif tarafta aktif tarafın yaklaşık 2 katı varlık; pasif payı yüzde 50 üzeri |
2026 Haziran tarihli bir akademik çalışma, bu geçişin aktif performans üzerinde doğrudan mekanik bir etkisi olduğunu savunuyor. 1984 ile 2024 arasındaki ABD yerli hisse fonları incelendiğinde, bir fonun endeksten ne kadar farklı pozisyon taşıdığını ölçen göstergenin performansla ilişkisi 2010 sonrasında yalnızca zayıflamıyor, işareti tersine dönüyor. Yani endeksten ayrışmak, tarihsel olarak üstün performansın kaynağıyken, son 15 yılda geride kalmanın kaynağı haline gelmiş görünüyor.
Önerilen mekanizma şu şekilde işliyor. Yatırımcı aktif fondan parasını çekip endeks fonuna koyduğunda, aktif yönetici nakit üretmek için pozisyon satmak zorunda kalır ve sattığı şey ağırlıklı olarak en yoğunlaştığı, endeks dışı, yüksek kanaat taşıyan isimlerdir. Aynı anda endeks fonuna giren para, hiçbir kanaat taşımadan, tamamen piyasa değeri ağırlığında alım yapar. Sonuçta satış baskısı yöneticinin en ayırt edici fikirlerinin üzerinde toplanırken, alım baskısı zaten en büyük olan şirketlere orantılı biçimde dağılır. Ayrışan fikir baskılanır, mevcut hiyerarşi güçlenir.
Döngü kendini besler. Endekse giren her yeni dolar, en büyük şirketlerin ağırlığını biraz daha artırır. Artan ağırlık, endeksin getirisini biraz daha o şirketlere bağlar. O şirketlerde düşük ağırlıkta olan aktif yöneticiler geride kalır. Geride kalan yönetici müşteri kaybeder, kaybettiği para endekse gider ve süreç bir tur daha döner.
Burada dikkatli olmak gerekiyor, çünkü bu mekanizmanın ne kadarının nedensel olduğu hâlâ açık bir araştırma sorusudur ve tek bir çalışmayla kapanmaz. Ama yönü inkar edilemez. Bir piyasada fiyatı belirleyen sermayenin giderek büyüyen bölümü, bir şirketin ne ürettiğine değil yalnızca ne kadar büyük olduğuna bakarak alım yapıyorsa, fiyat keşfini kimin yaptığı meşru bir sorudur. Fiyatları verimli kılan şey, bilgi toplamanın maliyetli olması ve bu maliyeti üstlenenlerin ödüllendirilmesidir. Ödül ortadan kalkarsa bilgiyi kimin toplayacağı belirsizleşir. Aktif yönetimin çöküşü bu yüzden yalnızca bir sektör hikayesi değil, fiyat mekanizmasının kendisiyle ilgili bir sorudur.
Endeksin Kendisi de Bir Bahistir
Tüm bu tartışmanın gizlediği bir şey var. Aktif yöneticiler S&P 500’e karşı kaybederken, S&P 500’ün kendisi de bir şeye karşı kaybedebilir ve 2025’te tam olarak bu oldu.
2025’te S&P 500 yüzde 18 kazandı ve 39 kez rekor kapanış yaptı. Yılın manşeti buydu. Ancak aynı yıl karşılaştırma çalışmasındaki 38 kategori ölçütünün tamamı pozitif getiri üretti ve listenin başında ABD dışı gelişmiş ülke küçük ölçekli endeksi ile ABD dışı dünya endeksi vardı. Bunlar dolar bazında sırasıyla yaklaşık yüzde 35 ve yüzde 33 kazandı. Yani 2025’te ABD dışı hisse senetleri, S&P 500’ü çift haneli farkla geçti. O yıl bir küresel fon yöneticisinin en pahalı hatası hisse seçimi değil, portföyünü ABD’ye fazla yaslamış olmasıydı.
| 2025 karşılaştırması | Sonuç |
|---|---|
| S&P 500 | Yaklaşık yüzde 18 getiri, 39 rekor kapanış |
| ABD dışı dünya endeksi | Yaklaşık yüzde 33 getiri (dolar bazında) |
| ABD dışı gelişmiş ülke küçük ölçekli endeksi | Yaklaşık yüzde 35 getiri (dolar bazında) |
| S&P MidCap 400 | S&P 500’ün 10 puan gerisinde |
| S&P SmallCap 600 | S&P 500’ün 12 puan gerisinde |
Tablodaki veriler bilgilendirme amaçlıdır; yatırım tavsiyesi değildir. Geçmiş getiriler geleceğe ilişkin bir taahhüt oluşturmaz.
Aynı yıl S&P 500, orta ölçekli endeksi 10 puan, küçük ölçekli endeksi 12 puan geride bıraktı ve bu, büyük ölçeklilerin üst üste 3’üncü liderlik yılıydı. Üst üste 3 yıl tek yönde işleyen bir liderlik kalıcı bir doğa yasası değil, bir rejimdir. Rejimler değişir. Ve rejim değiştiğinde, bugün endeksin altında kaldığı için cezalandırılan portföy yapısı yarın endeksi geçtiği için ödüllendirilir. 2025’te küçük ölçekli fonların ölçütlerini rekor oranda geçmesi bile bir beceri patlaması değil, büyük ölçeklilere doğru yapılan bir eğim tercihinin sonucuydu; yöneticiler kendi kategorilerinin dışına biraz kayarak kazandı.
Dolayısıyla “profesyonellerin dörtte üçü endeksi yenemedi” cümlesi doğru ama eksiktir. Tam hali şudur: ölçüt olarak seçilen şey son derece yoğunlaşmış hale geldi, bu yoğunlaşma onu kısa vadede yenilmesi neredeyse imkansız bir rakibe dönüştürdü ve aynı yoğunlaşma onu uzun vadede tek bir hikayeye bağımlı bir portföy haline getirdi. Aktif yönetimin maliyet ve aritmetik sorunu gerçektir, kalıcıdır ve ücret indirimleriyle kapanmamıştır. Ama endeksin bir tarafsızlık değil bir tercih olduğu gerçeği de aynı ölçüde kalıcıdır.
Yatırımcı için pratik sonuç ikilidir. Bilginin bol, rekabetin yoğun, endeksin verimli olduğu alanlarda ücret ödemek için çok güçlü bir gerekçe gerekir ve bu gerekçe geçmiş performans tablosu değildir. Bilginin seyrek, endeks kurgusunun kusurlu olduğu alanlarda ise aktif yönetim hâlâ gerçek bir işlev görebilir. Asıl karar aktif ile pasif arasında değil, ödenen her baz puanın karşılığında somut olarak ne satın alındığı sorusunda verilir.
S&P Dow Jones Indices, U.S. Persistence Scorecard, Year-End 2025
Morningstar, Active/Passive Barometer, Haziran 2026 dönemi raporu
Investment Company Institute, Trends in the Expenses and Fees of Funds, 2025 ve 2024
Investment Company Institute, aktif ve endeks fon varlık serileri
The Wall Street Journal, 15 Ağustos 2026, aktif fon performansı incelemesi
Dow Jones Market Data, S&P 500 yoğunlaşma serisi
“How the SPIVA U.S. Scorecard Understates the Performance of Actively Managed Mutual Funds”, çalışma tebliği, Mayıs 2026
“Passive Flows, Active Woes: Passive Investing and the Decline of Active Mutual Fund Alpha”, çalışma tebliği, Haziran 2026
State Street Global Advisors, aktif hisse fonu akım analizi